2021 Yılının İlk Söyleşisi; Sanatçı Malik İnci


BAĞLAMANIN TELİNDEKİ CAN

GİRİŞ: Nerede bir bağlama sesi duysam ruhum ayaklanır, kalbim o ezgiye yürekten eşlik eder. Bağlamanın telindeki candır Malik İnci. Sevgili dostumla, Hacıbektaş Veli Anma Kültür ve Sanat etkinliklerinde tanışmıştım. O gün bugündür kalbindeki sesi dinler ona eşlik ederim. Yüreklerimizin, ölüm haberleri ile yorulduğu bu pandemi günlerinde sanatçı ve edebiyatçı dostlarımla söyleşilerim bana ve okurlarıma sağlıklı bir nefes aldırıyor. Ankara’da yaşayan sanat emekçisi Malik İnci arkadaşımızı biraz tanıyalım…

Nebih Nafile

*Ankara’da gençlerimizin yüreğine sanatla dokunuyorsunuz. Öncelikle emeklerinize sağlık. Malik İnci’yi tanımak için hangi notadan başlamak gerek. Hayat portrenizi bizler için çizer misiniz?

*Öncelikle teşekkür ederim. Tabii ki Mİ den başlayalım. Ad ve Soyadımın ilk harfleri. 1973 yılında Sivas’ta dünyaya geldim. Lise 3’e kadar Sivas’ta okudum. Lise son sınıfı Ankara’da tamamladım. Ankara macerası bu yıllarda başladı. O yıllarda bile hep sanat merkezi hayalim vardı. Mİ SANAT ismi de o dönemlerden aklımdaydı hep. Sonuç olarak da bu hayalimin birazını da olsa gerçekleştirdim. İşin mutfak kısmı denebilir benim yaptığım işe. Tüm olumsuzluklara rağmen istediğim işi yapıyorum.

*Müziğe olan sevdanız nasıl başladı? Bağlama ile tanışıklığınızı anlatabilir misiniz?

*Tahmini 11 veya 12 yaşlarında bağlama ile seyahate başladım. Bağlamaya başlamama babam ve ablam vesile oldu. Uzun bir hikâye aslında. Sonrasında ortaokul birinci sınıfta iken okul korosuna başladım ve gelişimim hızlandı. Daha sonra bir sevdaya dönüştü sanki. Bağlama olumlu birçok şey kattı hayatıma. Sevdayı, gurbeti, acıyı, direnci, sevinci türkülerin sözleriyle daha iyi tanımlamaya ve anlamaya başladım.

*Öğretmek, bağlama çalmaktan daha zordur diye düşünüyorum. Sabır ve bilgi gerekir. Sanıyorum sadece para kazanmak için öğretmeye karar vermediniz. Mi Sanat atölyesi hakkında bilgi verebilir misiniz?

*Tabii ki öğretmek başka bir meziyet. Hele de bir enstrüman öğretiyorsanız. Sabırlı olmak en önemli kuralı bu işin. Bilgi birikiminizi sabır ile yoğurup başka bir insanın kültürel gelişimine sebep oluyorsunuz. Bu arada sadece kişi değil bu kendi kültürümüzün gelişimi açısından da çok önemli bir durum. Benim gibi nice bağlama eğitmeni bu kültürü yeni kuşaklara aktarıyor. Benim için en önemli mevzuu da buradadır. Mİ SANAT a gelince mütevazi bir bağlama eğitim atölyesi. Dershane demiyorum, çünkü dershaneler bana göre sadece para karşılığında bilgi satan kurumlar gibi geliyor. Ben sadece para için değil KÜLTÜR gelişimi açısından da bakıyorum mesleğime. Çağımızın en önemli handikapı kültür yozlaşması ve asimile olmaktır. Yarınlara bunu taşıyabilmek gibi bir misyonu kendimize görev biçmek bizimkisi. Ne kadar başarılı oluruz bilemiyorum ama umutluyum.

*Çeşitli albümlerde eserleriniz oldu. Dijital dünyanın egemen olduğu bu son süreçlerde dinleyiciye ulaşmak daha rahat, ancak emeğin karşılığını almak zor gibi. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

*Emeğin hızlı sömürüldüğü bir ortam maalesef bilişim çağı. Artık sadece dijital platformlarda yayınlanıyor albümler. Kaset ve CD dönemi bitti. Böyle olunca da emek hırsızlığı legalleşti diyebilirim bizim sektörde. İnternetten her şeye ulaşıp indirebiliyorsunuz. Telefona ya da flash belleğe yükleyip para ödemeden dinleyebiliyorsunuz. Hal böyle olunca maalesef ki bizler de sıkıntı yaşıyoruz. Bu konuyu çok uzatabiliriz lakin kısaca bu kadarı yeterli. Sonuç insanların kolaya konmasını ve emeğe saygıyı öğretebilmekte aslen.

*Her söyleşi benim için ayrı bir fotoğraf karesi. Daha güzel bir kare yakalamak için o sanatçının dünyasında gezinir ve sorulmayanları bulmaya çalışırım. Daha sonra her okuduğumda yüzümde bir gülümseme belirir. En çok etkilendiğiniz sanatçı kimdir ve neden?

*Eskiden kasetçalarlar vardı. Haliyle de kaset teyipe (kasetçalara) konunca sonuna kadar dinlenirdi. Bu dönemde babamın kasetleri, genelde Feyzullah ÇINAR çok dinlerdi. Ve “Muhabbet” serileri dediğimiz Muhabbet 1, Muhabbet 2, Muhabbet 3… kasetleri dinlerdi. Buradaki sanatçılar da Arif SAĞ, Muhlis AKARSU, Musa EROĞLU ve Yavuz TOP gibi üstatlardı. Etkileşimim bu yönde gelişti doğal olarak. Ama en çok Feyzullah ÇINAR etkiledi beni. Sesi ve sazı başka bir tınıydı. Sanki Pir Sultan ABDAL’ı dinliyorsunuz onda. Tabii küçükken bunu hemen idrak edemedim. Lakin işin içine girdikçe çözmeye başlıyorsunuz. Beni etkilemesi boşa değilmiş ki Feyzullah ÇINAR için zamanın Pir SULTAN’ı derlermiş. Bunu sonradan öğrendim. Demek ki boşuna beni bu kadar etkilememiş.

*Her sanatçı, içinde yaşadığı çağa tanıklık eder. Yazdıkları ile, söyledikleri ile yarınlara iz bırakır. Bu yaşadığımız çağ için neler söylersiniz?

*2000 yılından sonra çok hızlı gelişen bir bilişim çağı var. Hal böyle olunca da bozulmaya yüz tutan bir halk müziği furyası başladı. Bağlama ile çalınıp söylenen her eseri halk müziği eseri zanneden bir halka yutturuluyor. Aslında arabesk diyebileceğimiz bir tarzı halk müziği gibi bizlere sunuyorlar. Bu çağın en büyük sorunu da bu. İşte bize görev de burada düşüyor. Yetiştirdiğimiz öğrencilere bu farkı gösterebilmek ve doğrusunu anlatabilmek gerekiyor. İzlemlediğim kadarıyla benim gibi idealist eğitmenler de çok. Bu da bana umut veriyor.

*Aralarında Sabahat Akkiraz, Emre Saltık, Hasan Kaplani ve daha nicelerinin olduğu programda şair dostum Ahmet Gökçe’nin sunumuyla ilk olarak 16 Ağustos 2010 tarihinde Hacıbektaş Cumhuriyet Meydanı’nda şiir ve türkülerimi seslendirmiştim. Muhteşem bir heyecan ve onur. Hacı Bektaş-i Veli düşünce ve öğretisi, bir kültür, kocaman bir okul… Hacıbektaş paylaşmanın en üst düzeyde yaşandığı erenler meydanı. Siz daha çok bulundunuz, bağlama ile eşlik ettiniz, türkü söylediniz? Bu özel yer hakkındaki duygu ve düşünceleriniz nedir?

*Çok özel ve büyük bir konu bu. Hacı BEKTAŞ dergâhı aslında bir SERÇEŞME. Alevi Bektaşi kültürünün en önemli dergâhı. Aslında sadece gidip görmek değil okumak da gerekli. Hacı Bektaş’ı okurken karşınıza Pir SULTAN çıkar, Yunus EMRE çıkar ve daha bir sürü erenler çıkar. İşte bunları fark etmeye başlayıp içine girerseniz dergâhın da bir parçasını kendi içinizde hissetmeye başlarsınız. O kadar büyük bir deryadır ki kelimelerle ifade edemeyebilirsiniz belki. Çok değil, çok çok uzun bir mevzu. Burada iki üç satır ile anlatmak yetmez.

*Notaların sözlere ahenk verdiği gibi güzel yüreğinizi bizlerle paylaştınız. Teşekkür ediyorum. İnsanlık adına son sözünüz ne olur?

*Ben teşekkür ederim Nebih hocam. Sizin güzel yüreğiniz ile benim tanışmam da Hacı BEKTAŞ ta olmuştu. İşte SERÇEŞME’nin iki insanı buluşturmasından buralara kadar güzel bir arkadaşlık ve dostluk doğdu. Bizim gibi nice insan da bu dergâhta tanışıp yol arkadaşı olmuştur.

Her zaman derim BARIŞ, Dostluk ve Kardeşlik insanoğlunun üzerinden eksik olmasın. Alevi Felsefesinde iki tane önemli üçleme vardır. İNSAN, EMEK, DOĞA burada ki konu bu üçüne saygılı olun ki dünya yaşanılası bir mekân olsun. Ve bu üçlemenin İNSAN başlığının altında ELİNE, BELİNE, DİLİNE sahip ol der bu kadar kısa ve öz anlatım ile dünya ne güzel bir yer olur. Uygulayabilirsek tabii ki. Yani sözün özü İNSAN olabilmek. İnsanca bir yaşam ve gelecek günlerimiz olsun. Hoşcakalın. AŞK İLE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube