Antakya’dan insan manzaraları..

Hayat öyle bir hızlı akıyor ki; düşüncelerimiz, arzularımız içimiz acıyarak zamanın akışıyla şekilleniyor. Her zaman bir değişim var, değişen yaşam şekliyle birlikte zamanın içerisinde kendimizi geliştirirken kazandığımız, kaybettiklerimiz de oluyor. Bizi anlatan çocukluğumuz, evimiz, okulumuz, sokağımız, mahallemiz öyle hızlı değişiyor ki anılar zamanla yok oluyor.

Önceleri her dolaşmamda ayrı bir haz aldığım Antakya sokakları da değişmiş. Daha çok acı, kuşku, korku gelmiş sokaklarıma. İnsanların yüzlerinde umutsuzluk ifadesi. Doğup büyüdüğüm ve yaşadığım memleketimden insan manzaraları topladım yüreğime doldurarak. Sonra yazmalıyım dedim. İyi, kötü gördüğüm anları mesaj olarak eşime gönderiyordum. Şiir, hikâye yazmalarımdan alışmış. Kalem-kâğıt bulamadığım zamanlar aklımdan kaybolmasın diye not düşer ve mesaj olarak atarım.

Cadde, sokak alan ismi yazmayacağım. Çünkü her yer aynı. Önümde iki genç gülüşerek yürüyorlar, belli ki mutluluk dolular. İçlerinden biri sigara paketini cebinden çıkartarak sigarasını yaktı. Boşalan paketi avucunun içerisinde top haline getirerek duvarın içindeki boşluğa sıkıştırdı. Önceleri çok kızdım gerçekten, refleks olarak etrafıma bakındım ve o cadde boyunca bir tek çöp kutusu yoktu. Genç, iyiymiş dedim kendi kendime. En azından yere atmadı. Yürümeye devam ettim.

Her zaman kahve satın aldığım Bereket Şekerleme’ye vardım, pazar günü olmasından kapalıydı… Oradan devam ettim köprü başına doğru. Sokak müziği yapılıyordu. Kafamda bin bir düşünce dolaşırken kendimi Taksim İstiklal caddesinde hissettim bir an.

Bu arada kısa kısa mesajları eşime göndermeye devam ediyordum. “Anne, bir tane baklava lütfeeeeen” kısa mesajı sonrasında eşim beni aradı. Hayırdır, ne baklavası? Antakya’dan insan manzaraları, gelince konuşuruz dedim. İçim paramparça olmuştu; küçücük bir kız çocuğu annesine “anne ne olur sadece bir tane baklava alır mısın” diye yalvarıyordu. Bir an cebimin boş olduğunu unutarak yöneldim ben alayım teklifi etmeye ki, içim daha çok acıdı. Ne hale geldik? Hepimiz yokluk, yoksulluk çektik. Ancak birimizin pantolonu yamalı iken diğeri son model pantolonla dolaşmıyordu. Yok öyle dengesizlikler. Eline tepsi alıp içine birkaç eşya koyup satmaya çalışan gençler, dilenenler, bağıranlar, türbanlı, kara çarşaflı, mini etekli yan yana ve son model otomobiller…

Rahmetli Kazım Koyuncu’ya ait bir dörtlükle yazımı bitirmek istiyorum. Sevgiyle kalınız.

“Türk’üm dedim faşist dediler

Kürd’üm dedim hadi lan bölücü dediler

Laz’ım dedim hadi lan devşirme rum dediler

Çerkez’im dedim hain ethemin torunları dediler

Alevi’yim dedim dinsiz kızılbaşlar dediler

Sünni’yim dedim yezit dediler

Arap’ım dedim pis yobazlar dediler

 

ben ne dediysem bir şeyler dediler

tam insanım diyecektim insanlığa dair her şeyi yok ettiler”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube