Babanın erikleri gibi ye!

‘13. Sarı Yazma Festivali’nin günleri yoğun geçiyordu. Gündüzleri söyleşiler, geceler ise konserlerle renkleniyordu. Gündüzleri yapılan etkinlikleri kaçırmamaya özen gösteriyorduk. Geceleri konserlere gitmesek de oluyordu. Şarkıcının sesi nasıl olsa tüm Cide’den duyuluyordu. Bir yere oturup sessizliği dinlemek, yıldızlarla söyleşmek, içimizi ferahlatan esintiyle tüm bedenimizi yıkamak öyle hoştu ki, anlatamam.

Cide’nin üstüne gece elekten elenir gibi elenerek yavaşça indi. Çevre ışıklarla aydınlandı. Bizim gazeteci bayanlardan ses seda yoktu. Haluk ve Aslı Işık, Ulaş Gürpınar ve güzel kardeşi Güneş, dünya güzeli dostlar Sait Temur, İsmail Biçer’le birlikte belediye tesislerinin karşısındaki lokantaya oturduk. Hepimiz de şakacı, gülmeyi seven kişileriz, şakalar almış başını gidiyordu. Masamızdaki kavun karpuzu yiyor, bir iki kadeh bir şeyler içiyorduk. Havadaki serinlik tüm bedenimizde geziniyordu. Karşı kıyılardan gelen ışıklar denizde oynaşarak çok yakınımıza dek ulaşıyordu.

Gecenin ilerleyen saatlerine doğru masamız daha da şenlendi. Aydın, Nilgün Ilgaz, Aydın İleri, Kadir İncesu, Cide Belediye Başkanı Necdet Demir masamıza geldiler. Gecenin konseri bitmiş, onlar da soluğu yanımızda aldılar. Aydın Ilgaz masamıza gelince masamız daha da güzelleşti. Şenliğin heyecanını üzerinden atamamış, coşkuyla olanları anlatıyordu. Usta Yazar Rıfat Ilgaz da sürekli masamıza gelip gidiyordu. Sevgili Aydın abi, babasıyla ilgili anıları anlatıyordu. Gecenin olayı sevgili Haluk Işık’ın bir sürpriziyle gerçekleşti. Rıfat Ilgaz’ın İzmir’de Demokrat İzmir’de çıkan yazılarını bir CD’ye kaydetmiş, büyük bir zevkle Aydın Ilgaz’a verdi. Bana da o anı resimlemek düştü. Sevgili Kadir İncesu da bu tarihi anı ölümsüzleştirdi.

Cide’nin üretken Belediye Başkanı Necdet Demir, Rıfat Ilgaz hayranı güzel bir insan, usta bir yönetici. Gelecekte Usta Yazar için neler yapacağını gözleri ışıldayarak anlatıyor. Bu güzel insan bir dönem daha Cide’ye başkanlık yapmalı diyorum. Rıfat Ilgaz adına bir ev açıldıysa belediyenin bundaki payı kuşkusuz anlatılamaz. Her gördüğünde selamlaşan, halimizi soran halktan birisi sevgili Necdet Demir.

Gündüz Rıfat Ilgaz Evi’nin bahçesinden erikler toplamıştım. Geceleyin masaya koydum onları. Nilgün Ilgaz kırmızı, yeşil erikleri görünce nereden bunlar dedi. Nereden olabilir ki, Cide’den dedim. Bir iki tane yedi, nasıl da lezzetliymiş, dedi. Aydı Ilgaz, Haluk Işık’a bir şeyler anlatıyordu. Konuya yabancıydı. Erik tabağını uzattım. Buyur abi, dedim. Bir tane aldı, al abi al yahu, babanın malı gibi al, dedim. Masada bir gülüşme aldı. Aydın abi durur mu? Aslında ben almayayım da sen babanın malı gibi ye, kardeşim ağaçta erik bırakmamışsın, dedi. Masada gırgır başlamıştı. Nilgün hanım, ya bizim bahçede böyle erik var mı, diyordu. Erik ağacının yerini tarif ettim. Çantamdaki tüm erikleri çıkardım. Bir güzel yıkayıp masaya ikram ettim. Oysa niyetim, erikleri İzmir’e getirmekti. Getirdim de hem de en az beş kilo getirdim. Bir ayı geçti buzdolabında lezzetinden bir şey yitirmemiş, geceleri balkonda onları yerken Cide anılarına dalıyorum.

Gecenin geç saatleri oldu. Çevredeki ses seda iyice yok oldu. Bizim masamızda sohbet havanın serinliğine karşın sıcacık sürüyordu. Gece karanlığında masmavi bir çift göz dikiliveriyordu karşımıza. Masamızdan hiç eksilmiyordu ki, bahçesindeki erikleriyle sohbetimize katılıyordu. Gelecek yıllarda festivali nasıl güzelleştirebiliriz, onu konuşuyorduk.

Yapılacak o denli çok şey vardı ki o güzel insan adına. Bunlar bir bir masada görüşülüyordu.

Gece iyice demini alırken üşümeye başlamıştık. Masanın sıcaklığı yetiyordu, bir türlü kalkmak istemiyorduk…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube