Bir duman tüter sonsuzluğa

Mesleğe ilk sevdalandığım, Anadolu’nun soğuk insanlarının sıcak olduğu kent Sivas. Mesleğe yeni adım atmıştım. Büyük bir idealizmle ülkemizin neresi olursa olsun, göreve hazırız, diyorduk. Kız, erkek fark etmiyordu aynı sevgi, aynı inançla düşmüştük yollara. Hele öğretmen olma sevdası her şeyin üstündeydi. Engellemeler, saldırılar bizleri yolumuzdan döndürememişti.

Sivas’a zor günlerde gitmiştim. 1978’de bir oyun oynanmak istenmişti Anadolu’nun kentinde. Mezhep ayrımından medet uman kan içiciler, her zaman tetikteydiler. Emperyalizm ne güzel de kullanıyordu pamuk ipliğine bağlı bu durumu. Garajda akşamın beşinde indiğimde tüm kent ölü bir kent durumundaydı. Yollarda in cin top atıyor, sessizlik saltanatını yaşıyordu. Karanlık basmış, elimde valizimle yolda giderken bir sesle irkilmiştim. Kardeşim nereye, bu saatte? Bu saat dediği akşamın altısıydı. Bir gece bekçisiydi bana seslenen. Öğretmen olduğumu, buraya atandığımı söyleyince nasıl da sevinmişti sevgili Bekçi Baba. Evine davet etmiş, ille de evimde bir yemek yiyelim, diye diretmiş, beni otele dek götürmüştü. O zaman öğrenmiştim ki daha bir ay önce yaşanan olaylar yüzünden insanlar sokağa çıkmaya korkuyorlarmış.

İşte öyle bir günde, günlerde Sivas’a ayak basmıştım. Neler yaşamıştık neler, masalsı şeyler desem, masalda olmayacak, olamayacak olaylar belleklerimize kazınmıştı. Sevgiler, dostluklar, kinler, düşmanlıklar hepsi iç içeydi. Bizler eğitimci olarak sürekli sevgiye çevirmiştik yüzümüzü, en güzel sevgi insan sevgisine.

En zor, en yoksun yıllarda beş yıl görev yapıp  oradan ayrılmak zor gelmişti bana ve aynı dönem görev yapan tüm arkadaşlara. Hepimiz savrulmuştuk Sivas’tan ülkemizin dört bir yanına. Dostluklar baki kalarak. Son olarak 1984 yılında gördüğüm Sivas’a, öğrencim Kemal Atamtürk’ün ısrarı üzerine 2003 yılında gitmiştim. Sivas eski Sivas değildi. Yoları bulmakta bile şaşırıyordum. Üniversitenin kurulması orayı hayal edemeyeceğimiz ölçüde değiştirmişti. İki günlüğüne gidip 7-8 günde zor ayrılmıştım. Anılar bırakmamıştı belki de…

Kemal duyarlı çocuktu. Bu özelliği yaşıyla birlikte daha da artmıştı. Sizler neler yaptınız, bakın neler oldu. Biz gerçek Sivaslılar bu kara lekeye layık değiliz, bunu yapanlar Sivaslı olamaz, insan olamaz diye dert yanıyordu sürekli. Bilmiyor muyum Kemal, diyerek gönlünü almaya çalışıyordum. Kemal iyice üzülüyordu. Ülkemizin geleceğini yaktılar, uygarlığı, sanatı, sanatçıyı yaktılar. Madımak kara bir leke oldu biz gerçek Sivaslılara, diyordu.

Birkaç kez otele gidelim, dedim. Görmek bile istemiyorum, dedi. Ondan habersiz gittiğimde, otelin yanına bile yaklaşamadım, televizyon haberlerindeki yangın kareleri gözümün önüne geldi. Genzimi yakan duman orada kaldığım sürece hiç eksilmedi. Geceleyin kıvılcımlar yükseliyordu gökyüzüne doğru. Onlar birer gezegen oluyor, evrende sonsuza dek dönmeye başlıyorlardı. Gezegenler semah dönüyordu. Dize dize, nota nota yükseliyordu dumanlar. Gerçeği, güzeli susturmayı ne ateş, ne de kor engelleyebiliyordu. Anka kuşu gibi küllerden sonsuzluk doğuveriyordu.

Behçet Aysanlar, Metin Altıoklar, Asaf Koçaklar ve Madımak’ta yakılan tüm güzel insanlar, karanlıkta birer ışıktılar artık. Sonsuza dek evreni aydınlatacak birer ışık…

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube