Bir zamanlar Türkiye’de, üniversiteyi bitirenler işsiz kalmazdı!

GÜLŞAH DÖNMEZ

Araştırmacı-Yazar Mehmet Çardak, “Bir zamanlar Türkiye’de, üniversiteyi bitirenler işsiz kalmazdı” dedi ve eski yıllardan kesitler verdi.

Çardak, gazetemiz muhabirine yaptığı açıklamada, kamu emeklisi olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ricası üzerine; 1960’lı, 1970’li, 1980’li ve 1990’lı yıllarda bizzat yaşadığı yokluk ve yoksullukları hafızasında yoklayarak, o yılların Türkiye’sinden aklında kalanları aktardı.

1960’lı, 1970’li ve 1980’li yıllarda Türkiye’de sağlam devlet okullarının olduğuna dikkati çeken Çardak, şöyle devam etti:

“İlkokuldan itibaren özel okullara ve dershanelere mahkûm edilmemiştik. Okul sıralarında, zenginin, fakirin çocuğu dirsek dirseğe oturur, insanlar ta küçükken ayrışmazdı. Semtlere göre okul farkı yine vardı ama kimsenin anası-babası ‘Benim çocuğum onunla beraber aynı sınıfta olamaz!’ diyemezdi. Ayıptı, günahtı. İnsanlar Allah’tan da kuldan da utanırdı.

Bir zamanlar Türkiye’de, üniversiteyi bitirenler işsiz kalmazdı. İşe girmek için torpil aranmazdı. İş başvurusu için gidilen her kapıdan adilce teklifler gelirdi.

1960’lı, 1979’li yıllarda Türkiye’de kredi kartı yoktu, mahalleli bakkala borç yazdırırdı.  Bakkallar,  süpermarket olmadığı için borç yüzünden hiç kimsenin evine haciz gelmezdi.

1970’li, 1980’li yıllarda Türkiye’de, çalışan işçilerin sendikası vardı. Çok güçlü olmasa da Devrimci İşçi Sendikası (DİSK) üyesi isen, işveren işçileri öyle beş parasız kapının önüne koyamazdı.

1980 öncesinde, Devlet memuruna ‘it’ muamelesi yapmaya yürek isterdi. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, sıkı bir kanundu.

Daha 2000’li yıllara kadar Türkiye’de bilgili, duyarlı, müspet ve çağdaş ilme odaklı öğretmenler vardı. O zamanlar Türkiye’de öğretmenler saygı görürdü. Öğrencinin anne babası okula gelip höt-zöt edemezdi. Onlar da öğrencilere tecavüz etmezlerdi. Öğretmenlerden gizli sigara içmek cesaret isterdi.  Hele okul önünde uyuşturucu satmak akla hayale bile gelmezdi.

Bir zamanlar Türkiye’de, komşuların çocuklarını istediğin gibi öper, koklar, severdin.  Kimse “Ulan çocuğu taciz mi edecek?” diye seni kollamazdı. İnanan, inanmayan herkes çocuklara melek gözüyle bakardı. Mahallenin cami imamından dayak yemek işin şanındandı.  Ama imam tarafından taciz edilmek akla bile gelmezdi.

Elbette 1970’li yıllarda yokluk yüzünden, dükkân önlerinde ‘Sana yağı’ ya da ‘tüp’ kuyruğuna girdiğimiz günler de olmuştu. Ama o kuyruklarda tanışıp evlenenlerin hikâyeleri de vardır.

Bu ülkede maalesef,  yeni Türkiye’yi öven ve eski Türkiye’yi kötüleyen gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler var! Bu konuda birçok kişi hemfikir olsa da bizim için tekbir Türkiye var! O da 95 yaşında; özgür, bağımsız ve rengârenk bir Türkiye’dir;  eskisi, yenisi yoktur!”

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube