Böyle yerler yaşatılırsa kültürümüz yaşar

50. Nasrettin Hoca Şenliklerin’de bulunmanın keyfi bir başkaydı. Dostlarla birliktelikler çok hoştu. Belleklerimizde unutulmayacak izler bıraktı. İlk kez çoğu kişiyle bu denli yakın olduk. Daha adım atar atmaz dostluğun sıcak kolları bizi sarmaladı. Ali Terzi, Hasan Doğan, Sıtkı Güvendik, Taner Serin, Sevgili Ömer Öner aklıma gelenler bunlar. Bu şenliklerde Ali Terzi ve Hasan Doğan’la daha çok birlikteydik.

Sevgili Hasan Doğan’ın çevresindeki güzel dostlarla hep birlikteydik. Kimler mi bu sıcak dostlar: Sıtkı Güvendik, Hayrani Tataroğlu, İhsan Yalçın, Karatay Şehirli’ydi. Günler akıp geçiyor, dostluklar perçinleniyordu. Değişik mekanlarda merhaba demenin mutluluğunu yaşıyorduk. Hasan Doğan, arkadaşlar, yarın herse yiyeceğiz, Hıdırlık’taki Akşehir Sofrası’ndayız sabahleyin, dedi. Sıtkı Güvendik de en lezzetli herse orada deyince, ertesi sabah gitmekten başka çıkar yolumuz yoktu. Akşehir Sofrası’nı eskiden beri biliyordum. Eski Orta Gazino denen yerdi. Orada az mı anılarımız vardı. Birçok sanatçı, yazar, şairle yaşadığımız anılar gözümün önünden geçti. Bu anıların içinde kimler yoktu, kimer…

Sabahleyin erkenden kalkıp bir kent turu attım. Kent henüz yeni yeni uyanıyordu. Sabah çayını yudumlarken bir film şeridiydi gözümün önünden geçen. Kendime göre notlar aldım. Saat sekize geliyordu. Sabahleyin 9’da buluşacaktık. Günlük gazeteleri almak için yola koyuldum. Gazeteleri aldım. Otele gittim. Bizimle birlikte Mustafa Yıldız da gelecekti. Sevgili Hasan Doğan, incelik yapmış tüm konukları çağırmıştı. Anlaşılmaz bir durumdu ama kimse gelmek istemedi. Mustafa’yla birlikte yola koyulduk. Sabah yürüyüşü çok iyi gelmişti.

Akşehir Sofrası bizi kuş sesleri ve yemyeşil bir çehreyle karşıladı. Sabahın tazeliği tüm mekana sinmişti. Kuş sesleri nasıl da ruhumuzu şenlendiriyor, kafamızı dinlendiriyordu. Bizi gören Ahmet Güvendik, güleç ve içten bir çehreyle karşıladı bizleri. Az sonra gelirler arkadaşlar, size bir sabah çayı ikram edeyim, dedi. Yeşillerin egemenliği, kuşların sesi, havanın tazeliği yeter de artardı. Su içsek bile tadı bir başka gelirdi. Çaylarımız geldi. Sıcacıktı, orada çalışanların yürekleri gibi. Yapıya göz atıyorum. Hoş ve özgün bir yer oluşturmuşlar. Ahşap yapının egemenliği ortama ayak uyduruyordu. Bilmem kaç yıllık ağaçların arasına da ahşap yakışırdı. Temizlik, düzen, özen saç ayağı gibi gözümüze çarpıyordu. Masaların örtüleri bile özenle seçilmişti. Sandalyeler, masalar da yapıyla uyumluydu.

Arkadaşlar gelmeye başladı. Dostluk ekibimiz tamamlanmıştı. Herseler geldi, çömlek kaselerde, üzerlerine kırmızı biberli tereyağ gezdirilmişti. Konuşmadan herselere kaşık sallamaya başladık. Yanında kuru soğan olunca hersenin lezzeti artıyordu. Daha önce birkaç kez yemiştim. Bu denli lezzetlisine ilk kez rastlıyordum. Ahmet Güvendik’e, aşçıya teşekkür üstüne teşekkür ettik. Çaylarımız geldi. İyi ki öteki davetliler gelmemişti. Aç kalabilirlerdi. Hasan Doğan, Sıtkı Güvendik, Karatay Şehirli, İhsan Yalçın’la birlikte daha bir hoş olmuştu hersemiz.

Akşehir Sofrası’nın mutfağında etli ekmek, ızgara çeşitleri, fırın kebap, bükme, Akşehir’in unutulmaya yüz tutmuş yemekleri vardı. Bazı yemekleri önceden ısmarlamak gerekiyor. Herse, güveç gibi. Kişi sayısına göre yapıyorlar. Bizleri Akşehir Sofrası ile tanıştıran Hasan Doğan’a teşekkür ediyoruz. Fırsat buldukça oraya uğrayın. Bir Cumartesi, bir Pazar sabahı o sofrada yerinizi alın. Farklı bir gün yaşadığınızı anlayacaksınız. Ahmet Güvendik, uğraşmış özgün bir mutfak ve lokanta oluşturmuş. Böyle yerler yaşatılırsa kültürümüz yaşar, bunu unutmayalım.

Akşehir’e dışardan gidecek olanlar, mutlaka bir gününüzü Akşehir Sofrası’na ayırın. Büyük kentlerde olmayan çoğu şey orada var. Bir sabah kahvaltıda herse yemeye ne dersiniz…

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube