Engelliyoruz!!

Geçen hafta 24 Kasımda öğretmenlerimizin gününü kutlamak için toplandık. Ondan önceki hafta da cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün yıl dönümünde saygıyla andık. Mayısta annelerimizin, haziranda babalarımızın, şubatta sevgililerimizin özel günlerini birçok etkinlik kapsamında kutladık. Yılın belirli günlerinde hayatımızda özel yeri olan insanlar ve konular için düzenli olarak anma programı düzenlemekteyiz. 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde desteğe ihtiyacı olan özel bireylerimiz için de her yerde birçok aktiviteler yapıldı. Günün anlam ve önemine uygun afili cümleler kuruldu. Sosyal medyada herkes duyarlılığını gösterdi. Siyasilerimiz protokollerde boy boy resimler paylaştı. Ertesi günü ise herkes kendi dünyasına döndü. Engelli bireylerimiz de kendi karanlık dünyalarına. Peki onların ihtiyacı olan şey bu muydu? Yılın belli günlerinde anılmak mı? Değil tabi ki.. Onların ihtiyacı olan şey anılmaktan ziyade anlaşılmaktı. Ama maalesef onları günün anlamına uygun bir şekilde sadece andık.

Peki tam olarak onları nasıl anlayabiliriz?

Bütün hayatınızı tekerlekli bir sandalyeye bağlı yaşadığınızı hayal etmeye çalışın. Ya da etrafınızda şuanda şahit olduğunuz doğanın o muhteşem güzelliğini, sevdiklerinizin yüzünü göremediğinizi düşünün. Hayatınızdaki insanların sesini duyamadığınızı, onlarla konuşamadığınızı, kendinizi ifade edemediğinizi hayal edin..Muhtemelen zorlandınız. Hayal etmekte bile zorlanırken onların neler hissettiğini, neye ihtiyacı olduğunu tam olarak  anlayamayız. Dolayısıyla anlayamadığımız için de onların hayatında kalıcı çözümler üretemiyoruz.  Üretemediğimiz gibi zorlaştırıyoruz da. Bunu kötü niyetimizden değil; bilinçsizliğimizden yapıyoruz. Çünkü toplumsal olarak merhametli bir yapımız var. Duyarlı olmakla acımayı birbirine karıştırıyoruz. İhtiyacı olan birine ya acıyoruz ya da aşırı ilgi ile onu boğuyoruz. Sokakta yürüyen engelli bireye sahip aile ile karşılaşıldığında onlara acınası gözlerle uzun uzun bakabiliyoruz. Vah vahlar içinde duyarlılığımızı göstermeye çalışıyoruz. Bunu o aileye ya da o bireye ne hissettireceğimizi düşünmeden yapabiliyoruz. Daha somut bir örnek verecek olursam. Vahim bir kazada bacaklarını kaybeden bir danışanım zor da olsa bir süre sonra okul hayatına tekrar adapte olmuştu. Bir cuma günü ders bitiminde İstiklal Marşı töreni için tüm öğrencilerle birlikte bahçede bekliyordu. Tören başlamadan önce okul müdürümüz geldi. Danışanıma ‘İstersen banklara geçip oturabilirsin törenden önce uzun bir konuşmam olacak.’ diye bir öneride bulunmuştu. Okul çıkışı seansa geldiğinde, danışanımın yaşadığı travmadan sonra en kötü ruh haline şahit olmuştum. Müdürümüz duyarlı olmaya çalışmış lakin danışanım tüm okulun önünde eksik hissettirildiği için kendini çok kötü hissetmişti. Bu sayısız örneklerden sadece biri. Ve toplumun yanlış yaklaşımından dolayı danışanım gibi birçok engelli birey de sosyal hayata küsebilmektedir.

Desteğe ihtiyacı olan özel bireylerin yaşadığı sorunları sadece toplumun bakış açısıyla sınırlandırabilir miyiz? 

Tabi ki hayır. Onların karşılaştığı en büyük sorun mimari koşulların yetersizliğidir. Belediyelerin kent modellerini oluştururken toplumun her bireyine uygun mimari koşulları oluşturma zorunluluğu vardır. Çünkü engellilerin de diğer sağlıklı bireyler gibi toplumun yararlandığı tüm olanaklardan bağımsızca yararlanma hakkı vardır. Bunun gerçekleşebilmesi ancak mimari tasarım ve çevresel düzenlemelerde engelli bireylerin gereksinimlerinin göz önünde bulundurulmasıyla mümkündür. Çünkü herhangi bir yetersizliği olan kişi, erişilebilirliği olan bir mekânda engelli değildir.

Peki belediyelerimiz çevresel düzenlemelerde erişilebilirliği göz önünde bulunduruyor mu sizce?

Bunun cevabını bulmak için her gün yürüdüğünüz yolları, geçtiğiniz kaldırımları gözlemlemenizi istiyorum. Göreceğiniz ilk şey kaldırımların; bırakın engelli bir bireyin geçişine uygunluğunu sağlıklı bir bireyin sorunsuz yürümesine bile uygun olmadığıdır. Bunu belediyelerin ihmalkarlığına verebiliriz. Peki ya kaldırımları otopark gibi kullanan vatandaşa ne demeli ya da kaldırımları işgal eden işletme sahiplerine. Gözlemlerinizi biraz da sorgulamalarınızla genişletebilirsiniz. Mesela her gün önünden geçtiğiniz bankaların, devlet dairelerinin, kafe ve restoranların hangisinin engelli rampası var? Belediye otobüslerinin kaçı engelli bir bireyin yolculuğu için uygun? Bu gözlemleri ve sorgulamaları duyarlı bir şekilde yaptığınız zaman engellilerin hayatını kolaylaştırmaktan ziyade nasıl zorlaştırdığımızın cevabını da bulmuş olacaksınız.

Statüsü ve yaşam koşulları farketmeksizin hepimizin bir engelli adayı olduğunu hatırlatarak size engelsiz bir bakış açısı diliyorum..

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube