Eyvah! Çocuğum Kitap Okumuyor.

EĞİTİMCİ-YAZAR ÖZGE DOĞAR İLE SÖYLEŞİ

GİRİŞ:

Serin bir Haziran akşamında eşimle birlikte evimizin balkonunda Akdeniz’den gelen serin esintiyi soluyarak kahvemizi aşkla yudumlarken söyleşi yaptığım dostlarımızı konuşuyorduk. Gözlerinin içiyle gülen, sempatik tavırlı, güzel kalpli yazar arkadaşım Özge Doğar aklıma geldi. O sımsıcak kalbini okurlarımla buluşturmalıyım dedim ve ertesi gün hiç ertelemeden iletişime geçmiştim. Özel bir eğitim kurumunun okul psikolojik danışmanı, roman yazarı, “eyvah, çocuğum kitap okumuyor” eğitim atölyesinin gülen yüzü yazar Özge Doğar bu haftaki sayfamın konuğu… Eğitimci-yazar Özge Doğar ile kitaplarını ve “eyvah! Çocuğum kitap okumuyor” atölyesini konuştuk.

Nebih Nafile: Gözlerinin içiyle gülen kadın Özge Doğar kimdir? Biraz çocukluğunuza gidelim. O günden bugüne yaşam hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?

Özge Doğar: Gözlerimizin gülmesinde mutlu çocukluğun ve ailenin payı büyük elbette. Mersin’de büyüdüm ve o dönemler yosun kokusuyla limon ağacı kokusunun birbirine karıştığı özel günlerdi. Annem ve Babam öğretmendi ve bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi kafam bu konuda hâlâ karışık. Kendimle mutlu olmayı başarabilen bir çocuktum. Evimizdeki daktilo bana hep gizemli gelirdi. Okul hayatına başladıktan sonra sevdiğim sözleri ve uydurduğum hikâyelerimi daktiloda yazmaya başlamıştım. O zamanlar daktiloda yazmak sadece eğlenceliydi. Bilgisayarın hayatımıza girmediği dönemlerdi. Daktilonun tuşundan çıkan ses çok güzel gelirdi ve sözcüğün kağıtla buluşması benim için çok büyük bir gizemdi. Sonraki süreç zaten okul dönemleri, kitap okumayı hep çok sevdim, benim şansım istediğim kitapları okuma özgürlüğümün olmasıydı. Elimden kitap alınıp da “Bu kitap senin yaşına uygun değil” kimse demedi. Üniversite yılları dergi ve gazete yazılarının çoğaldığı bir dönem oldu. Kısacası yazmak okumak düşünmek sorgulamak hep hayatımın parçasıydı. Bir gün bir arkadaşım, yazdıklarını neden kitaplaştırmıyorsun, diye sordu. Kaybolmayacakları fikri hoşuma gitti. Böylece “Meraklı Pandora, Maskesiz Düşünceler” deneme türü bir kitabım olarak doğmuş oldu.

Nebih Nafile: “Aynadaki Sır” kitabınızla Hatay Kitap Fuarı’nda Hataylı okurlarınızla buluşmuştunuz. Aynadaki Sır ve diğer romanlarınız hakkında biraz konuşmak istiyorum. Bugüne kadar kaç kitabınız yayımlandı? Yeni çalışma var mı?

Özge Doğar: İthaki yayınlarından ‘Aynadaki Sır’ romanım 2017 mart ayında çıktı ve nisan ayında 2. baskısını yaptı. Medyanın insanlar üzerindeki etkisini şizofreniyle birlikte anlatan roman toplumsal alandaki insana ‘yaşamak istediğin hayatı mı yaşıyorsun yoksa başkaları mı seni yönetiyor’ sorusu üzerine kuruldu. Benim de severek yazdığım bir roman oldu. ‘Medya ile uyuşturuluyoruz’ bu gerçeği okuyucuyla bir kez daha yüzleştirmek gerekiyordu.

Romandaki metafor ayna… Kimliği olmayan tüm kadınlar bakar aynaya. Güzeldir gördükleri. Peki iç dünyaları nasıldır? Bunu aslında kimse bilmek istemez. Çoğu zaman kendileri bile kendileriyle yüzleşmek istemez.

Bir toplumun kültürel kimliği belirler kişilikleri. Erkek ne denli kışkırtılmışsa kadın o denli edilgendir. Evidir, kocasıdır, çocuğudur dünyası. Yaşamı pencereden seyretmesi istenir. Geliri de yoksa çalışmıyorsa zaten tümden yitirmiştir özgürlüğünü.

Aynadaki Sır, kadınlarının üçü de bir yanılsama içinde. Gerçeklikten uzak gerçek üstü yaşarlar. Anne, ulaşamadığı oyunculuk rüyasını kendi kızında görmek ister. Güzellik abartılıdır, göz kamaştırıcıdır. Sonuna değin kullanır onun oyunculuk yeteneğini. Yanlış adamla birlikte olmasına göz yumar. Para, aşırı ilgi, lüks yaşam kızının başını döndürmüştür. Bu pırıltılı rüya, egoizmin son çırpınışlarıyla sona erer bir gün. Yükseldikçe, hayranı arttıkça kaldıramayacağı yükü ölümle sonlandırır.

Yaşama bıraktığı iz, kendisi gibi güzel bir kız çocuğudur. Anneanne, yaptığı yanlışlığı anladığında çok geçtir artık. Zamanının büyük bölümünü mesleği gereği dışarıda geçiren, kızının yetiştirilmesinde karısına söz geçiremeyen kocası sarsılmıştır ama tüm olanaklarını torunu için kullanır.

Onları yitirdiğinde bir genç kız olan torunları da sürekli annesiyle konuşmakta, öğrendiği gerçekler karşısında şaşkına dönmektedir. Kötülükle iyilik karşı karşıyadır.

Okur bir yandan da yaşadığımız toplumun çıkmazları, tüketim alışkanlıkları, erkek kadın ilişkileri, adaletsiz gelir dağılımın etkileri, içinde yaşadığımız toplumsal sorunlar roman akışı içinde vermeye çalıştım. Bu akışın içinde, yıllar önce yaşanan kıyımlarda öksüz kalan kız çocuklarının evlatlık verilmesi ve onların acınası yaşamına da gönderme yapmak istedim, toplumsal hafızamız unutmasın diye…

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de kadına insanca bakışın eksikliği, ayna metaforunda olduğu gibi görüntü yalnızca aldatma. Güzellik; göründüğünden çok daha derinde, yürekte ve beyindedir. Koşullanmış davranışımızla gerçeğin kendisini değil, kendi yarattığımız gerçeği yaşamaktayız.

2015 yılında yazmış olduğum çocuk kitabım ‘Sevimli Köpek Maya’ 7 yaş çocukları için hayvan ve doğa sevgisini aşılamak için yazılmış içinden tohum ve saksı çıkan ilk 7 yaş kitabı. Çocuklar kitabı okuduktan sonra saksının içerisindeki çiçek tohumlarını kendi sorumluluklarında yetiştirdiler. Böylece doğa sevgisi, hayvan sevgisi ve bununla birlikte sorumluluk duygusu aşılamak esastı.

2015 yılında yazdığım ‘Evlilik Anonim Şirketi’ adlı romanım Puslu yayıncılıktan çıktı. Evliliğin sevgi temelli üzerinde yükselmesi gerektiğini savunan roman, Kocaeli kitap fuarında bir okuyucumun ‘Roman çok akıcı ve güzel doğru mesajlar veriyor ama bizim ihtiyaç duyduğumuz şey nasıl evlenilmesi gerektiği’ demesiyle beni hüsrana uğrattı. Sanırım her bu roman sorulduğunda bu olay aklıma gelecek.

2014 yılında yazmış olduğum ‘Kâğıttan Mutluluklar’ adlı romanım Puslu yayıncılıktan çıktı. Yaşadığımız coğrafyada ‘öteki’ kavramının bizlere zarar verdiğini ‘Biz’ olmamız gerektiğini anlatan psiko-sosyal romandır.

Yeni roman çalışmam var. Yakın bir tarihte çıkacak “Minnina, Işıkları Kapama!” İçinde Antakya da var. Şimdilik bu kadarlık bilgi vereyim.

Nebih Nafile: Bir eğitimci olarak, bir ebeveyn olarak hepimizin ortak sorunu. Çocuklarımız, öğrencilerimiz yeterince okumuyor, hatta büyük bir çoğunluğu hiç kitap okumuyor diyebiliriz. Eyvah, çocuğum kitap okumuyor! Eğitim atölyeniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Özge Doğar: Çocuğumuza, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak; onun zihnini yaşatmak ve sosyal hayatını güvene almak demek. Okuma alışkanlığı olan bir birey en karışık konuları bile, okumayan diğer kişilere göre daha hızlı kavrar ve çözer. Kitap okuyan çocuk için zor ders de yoktur. Bir çocuğun kitap okurken öğreneceği kelime sayısı televizyon izlerken veya sosyal medyada zaman geçirirken öğreneceğinden %50 daha fazladır. Ebeveynlerin hem çocuklarıyla nitelikli zaman geçirmelerini sağlama hedefi hem de çocuklarımıza okuma hevesi arttırmaya yönelik, ebeveynlerin birlikte aktiviteler çocuklarıyla iletişimlerini geliştirecek. Atölye de çeşitli aktiviteler workshop olarak kazandırılıyor.

Nebih Nafile: “Aşk’zede” romanı; kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesinin, onların okutulmamasının doğuracağı sonuçları, töre adı altında sıkışmış hayatları konu alan ilk romanınızdır. Maalesef erken yaşta evlilik devam ediyor. Bu konuda ve dolayısı ile kitabınızla ilgili neler söylemek istersiniz?

Özge Doğar: Çocuk istismarı suçtur. Bunun töre adı altında devam etmesi de suçtur. Kendi beden kişilik gelişimi tamamlanmadan, kendini tanımadan bir çocuğun ailesi tarafından evliliğe özendirilmesi cinayettir. Mutsuz nesillerdir. Toplumsal yaradır.

Minik Parmaklarda Bol Yüzükler, adıyla seminerler de verdim, derdimi anlatmaya çalıştım. Bu benim tek başıma ya da bu durumu gören samimi insanların tek başlarına mücadele edebilecekleri bir durum değil.

Nebih Nafile: Kalbinizin her daim güzellikle atması ve gözlerinizin hep gülmesi ümidimle sayfama verdiğiniz katkı için teşekkür ediyorum.

Özge Doğar: Antakya’ya sizin aracılığınızla sevgilerimi gönderiyorum. Çok güzel bir yer, bu şehri güzel yapan kültürel çeşitlilik ve geçmişin mirasını koruyabilmesi. Umarım tekrar insanlarıyla görüşebiliriz. Bu sefer Minnina Işıkları Kapama İçin! Antakya beni çokça etkiledi. Yeni romanımda da Antakya’dan esintiler yer alıyor.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube