Fazıl Say ve linç kültürü üzerine bir örnek..

Geçen dönemlerde Ahmet Telli’ye yapılan saldırı sonrası şairimizin bir ifadesi vardı. “Toplumlarda merhamet değil, linç kültürü gelişmiştir” demişti. Buradan hareketle: Ben Fazıl Say gibi bir insanı ki alanında kendini ispatlamış bir sanatçımızdır. Yıllardır tanırım. Dinlerim ve severim. Fazıl Say’ın yaşamsal duruşu ve söylemleri yüzünden yıllarca konserlerine engeller -yasaklar konulduğunu herkes bilmektedir. Adam dünyada kendini ispatlamışken, ülkemizde konser verecek salonu hangi koşullarda bulabildiğini de biliyoruz. Aleyhinde açılan davalarda “omurgalı duruşunu” mahkemelere gidip gelirken görmediniz mi? Ha bu arada omurgalı duruşu fiziksel duruş olarak algılayan zavallılara söylüyorum. Fazıl Say’a yaşatılan engellere rağmen hiç bir zaman inandığı doğruları dillendirmekten geri kalmamış bir adamdır. Şimdi Fazıl Say’a yönelik “O kendini sattı” ya da bir kare fotoğrafına takılarak “baksanıza el pençe divan duruyor” gibi altyapıdan yoksun ve vicdansızca laf edenlere soruyorum? Fazıl Say’ın ne zaman yanında oldunuz da şimdi aforoz ediyorsunuz? Önce Fazıl Say’ı tanımanız adına kısaca yazıyım da içimde kalmasın. 14 Ocak 1970 tarihinde Ankara’da dünyaya gelmiş bir Türk klasik batı müziği piyanisti ve bestecisidir. Müzikolog bir babanın ve eczacı bir annenin çocuğu olan Fazıl Say, üstün yetenekli çocuklar için özel olarak hazırlanmış bir programa dahil edilmiş; 17 yaşında piyano ve kompozisyon bölümünü bitirmiştir. Piyano çalmaya henüz 4 yaşındayken başlamıştır. Aslında müzik kariyeri doğumundan sonra dudak yırtığı ameliyatına girmesi sonucunda doktorun üflemeli müzik aletleri çalmasını tavsiye etmesi üzerine başlamıştı. Ama belli ki çocukluğunda piyanoyu daha çok sevmiş. Kazandığı burs ile Almanya’da eğitimine devam etmiş ve “konçerto solisti” unvanını bu eğitiminin ardından kazanmıştır. 1995 yılında Fazıl Say konser vermeye başlamıştır. Bu tarihe kadar Genç Konser Solistleri Avrupa Yarışmasında ve New York’ta gerçekleştirilen yarışmada kıtalar arası birincilik ödüllerini kazanmıştır. Adeta Türk müziğinin Dünya’ya açılan kapısı gibidir. Fazıl Say’ın birbirinden güzel onlarca eseri vardır. Bunlar arasında en çok ilgi çekenler; Zurich Üniversitesinin istediği Albert Einstein anısına hazırlanan bir orkestra eseri, Mozart’ın doğumunun 250. yılı için hazırlanan “Patara” isimli bale müziği ile Nazım ve Metin Altıok Ağıtı adlı oratoryoları vardır. Eeeee girdikleri şeklin kabını alan, omurgasızlığın ve dalkavukluğun abidesi olduklarını her davranışlarında ispatlayan sözüm ona “sanatçıklar” ise ne olduklarını açık bir şekilde söylüyorlarken, yani nerede durdukları açıkken, “siz” kalkıp Fazıl Say’dan böyle bir şey bekleyebilir misiniz? En azından şu ana kadar Fazıl Say’dan bu yönde bir açıklama duydunuz mu? Fazıl Say’ın “Cumhurbaşkanı’na teslim oldu” “Korktu” türünden açıklamalar yapmak kimsenin haddine değil. Fazıl Say annesinin ölümü üzerine kendisini telefonda arayarak başsağlığı dileyen Cumhurbaşkanını aynı nezaketle konsere davet etmiş, Cumhurbaşkanı da katılmıştır. Olaya toplumun linç kültürü gözüyle bakmak yerine Fazıl Say’ın Cumhurbaşkanına ve eşine başta olmak üzere o havuzda yüzen herkese nezaket diliyle Cumhurbaşkanı bile olsa kendisini eleştiren sanatçıların konserlerine gitmesinin ne kadar doğru olacağını göstermiş olmuyor mu? Bence de Cumhurbaşkanı kendisini eleştiren sanatçıların konserlerine gitmelidir. Sanatın evrensel dilini anlamaya çalışmalıdır. Sonuç olarak Fazıl Say siyasi bir açıklama yapmadı. Örneğin “Ben siyasi olarak Cumhurbaşkanını destekliyorum” gibi ifadeler kullanmadı.  Ahmet Telli’nin tespitlerinin ne kadar doğru olduğunu bir daha anlamış oldum. Kişisel ve psikolojik sorunlarımızla beraber kontrol edemediğimiz yüksek egoların birleştiği saldırı hamleleri yıllardır toplumlarda merhamet duygusunun olmadığını, yerine linç kültürünün geliştiğini ispatlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube