Gurbetin kapıları

Gurbet kimileri için cennet, kimileri için cehennem demektir. Bu yazıda gurbetin cennet ve cehennem kapılarını aralamaya çalışacağız. Gurbetin belki de en kötü yanı, güzeli kirletmek adına, olumsuz şeyleri bir virüs gibi içimize zerk etmeye başlamasıdır. Siz buna şeytan, ben karanlık diyeyim. Kimliğimiz ve pasaportumuzla gurbete giderken, özümüz o kâğıtlarda kaldı. Köyümüzü unuttuk. Düşünme yetimiz paslandı. Eskidik. Ahlakımız küflendi. Çünkü gurbete ekmek parası için giderken bulunduğumuz koşulları, nereden gelip, nereye, niçin gittiğimizi unutmuşuzdur. Dostlarımızı, sevdiklerimizi unuturuz. Gelecek güzel günlere olan inancımız bitmiştir. Çünkü gereğinden fazla para kazanmış ve zengin olmuşuzdur. Paramızla düdük öttürürüz ve kimileri düdük olur paramıza hürmet edip. Cebimizdekileri banka faiziyle çiftleştirip rahatlarız. Daha da zengin olmak adına loto, toto ile şansımızı deneriz. Bulunduğumuz durum trajiktir. Kendimizi ifade edemeyiz. Hep para konuşuruz. Zavallı liramız üvey kardeştir artık. Çünkü dolarımız daha yakındır bize. Konuştuğumuz üç kelimenin ikisi dolar, diğeri faizdir artık. Utanmadan da hep sıkıntılardan, yalnızlıktan bahsederiz. Oysa paramız dostumuzdur ve onun dışında güvendiğimiz hiçbir şey yoktur. İnsan ilişkileri, güzellik adına da olsa güvensiz ve gereksizdir. Saygı, sevgi, paylaşım yozlaşmıştır bizim için. İçimiz kirlenmiştir. Doların düşmesi tansiyonumuzu düşürürken, yükselmesi de bencilliğimizi arttırır. Bazen de bir dilim ekmeğin hesabını yapar ve zıkkım olur yediğimiz yemekler. Küflenmiş birkaç söz birikir ağzımızda, zamanı geldiğinde de kusarız. Sevgiye, dostluğa küfrederiz. Sinsilik içimizdeyken yanlışı hep başkalarında ararız. “Rabbena hep bana” diye diye anlamsız olan yaşantımıza mantıksızlık ve yalan ekleriz. “Denizde kum, bizde para” varken  “yok” deriz. İhtiyacı olan gözlere, baka baka yalan söyleriz. Cebimizdeki mıngırlar tıngır olunca da ne heyecanımız kalır ne de yaşama isteğimiz… Oysa ne güzeldi gurbetten önce gülleri seven, ağaçları sulayan eller. Mertlikten taviz vermeyen yürekler vardı. Karşılıksız, sınırsız, çıkarsız seven ve paylaşan… Gülerdi, güldürürdü. İçimizde iz bırakırdı güzele dair. Mayası Anadolu gibi sağlamdı, temizdi. Kötüden uzaktı. Ama şimdi güzeli unutan, güzeli kirleten bir yaratık sureti… Çünkü sevgi dağlarını çok iyi tanıdığı halde, güzeli kirleten uçurumlara yuvarlanmış. Bir de çınarlarımız vardır. Onur abidesi olan… Aslını unutmayan, özünü koruyan güzel insanlar… Para kazanan ama paranın kazanmadığı insanlar… Ne mutlu ki gurbetin tüm acılarına, zorluklarına rağmen, özünü unutmayan, ülkesini daha çok seven, memleketini düşünen ve dostlarını unutmayan insanlara… Ne mutlu ki, cebindeki güce rağmen, insani değerlerden taviz vermeyen insanlara… Ne mutlu ki cebindeki gücü,  yaşadığı kent ya da ülke yararına yatırıma dönüştüren, bilim, kültür ve sanat adına kendini geliştiren ve paylaşan insanlara… Kısacası dostlar, para ateş gibidir. Doğru kullanırsan, ısınır, ısıtır ve karanlıkları aydınlatırsın. Ama kötü kullanırsan, tüm güzellikleri yakar, yok edersin. Kendin yok olursun. Yaşantımızın cennet veya cehennem kapılarını açan anahtarın yalnızca cebimizdeki paranın olduğunu düşünüyorsak, lütfen cennetin kapılarını açalım. Güzeli kirletmeden yaşayalım..

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube