Güzel dost!

Akşehir’e varınca dostlarımız dört bir yandan sarar çevremizi. 2009 Temmuz’unda da öyle oldu. Gerek Akşehir’den gerekse dışardan gelen dost yüzlerle sarmaş dolaş olduk. İsa Çelik, Canol Kocagöz, Lütfü Çakın, Sevgi Yılmaz, Şirin Bayram daha kimleri sayayım ki, saymaya kalksam sayfa dolar. Sevgili Taner Serin’i ayrı tutuyorum. Görür görmez sevecen bir çehreyle geldi aynımıza. Güzel dost Ali Terzi’yle parkta buluştuk. Akşam yemeği için öğretmen evine gittiğimizde oradaki dostluk havası görülmeye değerdi. Müdüründen çalışanına dek incelik, dostluk havasını çoğu yerde bulmak gerçekten çok zor.

Akşam yemeğinden sonra Elif Binzat ve Başak Güneş’le parka gittik. Bizim Saat Kulesi ekibi oradaydı. Akşam ne yapacağız, diye sordu Mustafa Yıldız. Bilmiyorum, dedim. Biz konuşurken Ali Terzi çıktı geldi. Daha bir ay önce görüşmüştük. Öyle dostça sarıldık ki anlatamam. İzmir’den konuk olarak gelen Başak ve Elif’le tanıştılar. Kısa zamanda haberleri aldık, verdik. Ali’nin babası rahatsızmış, onu zaten telefon görüşmelerimizde konuşuyorduk. Bu yüzden bizim eve gitmemiz ters olur, dedi. Babasının rahatsızlığında bile bizleri düşünüyordu. Sen işine bak, dedim. Yok, kesinlikle olmaz, bu gece birlikteyiz, dedi.

En uygun olarak da Fenerbahçeliler Derneğine gidebiliriz, ona göre belli bir saatte buluşalım, dedi. Olur, demek zorunda kaldık. Sevgili Şehabettin Genç’e telefon ettim, Akşehir’deyim, dedim. Akşamki durumu anlattım, sevgili Şehabettin dostum, ben de gelirim, dedi. İyi dedim. Bizler az kişi olur, diyorduk, bir de baktık ki on beş kişiyi bulmuşuz. Şehabettin Genç, sazını kapmış geldi. Fenerbahçelilerde sevgili Mehmet dostum bizlere olanca güzelliğini gösterdi.

Şehabettin Genç, oturur oturmaz, sazı kaptı. Başladı sazın tellerine vurup söylemeye, onu dinleyenlerin ağzı açık kalıyordu. İlk kez dinleyenler, bu besteler demek ki sizindi, demekten kendini alamıyordu. Sevgili Şehabettin, gönül zenginliğini gösterip sözlerin de Ahmet Çuhacı’ya ait olduğunu söylüyordu. Bir türküden başka bir türküye geçiyordu. Tüm türkülere eşlik etmekten büyük mutluluk duyuyordum. Bilenler türkülere katılmaya çalışıyordu. Yeniliyor, içiliyordu…

Ali Terzi arada sırada kayboluyor, eve gidip geliyordu. Babasının sağlık durumuyla ilgileniyordu. Sağlık sorunu işin içine girince her şey duruyordu. Ali’nin engin yüreği dostlarını da yalnız bırakmasına engeldi. İçkiler içiliyordu. Ben sadece su ile eşlik ediyordum. Bir sevimli kedinin tırmıklaması sonucu aşı oluyordum. Kediciğin ayağına yanlışlıkla basınca o da ayağıma minik patilerini geçirdi. Evimize gelip giden sevimli kedicik yüzünden beş aşı yedim. Hatta iğnelerden birini Akşehir Devlet Hastanesi’nde vuruldum.

Oyun havaları başladı. Sazla çalınan havalara oynamaya başladık. Çoğu kişi kendini oyun alanında buluyordu. Bazı arkadaşlar ise biraz kendilerini kaybettiler. İçkinin etkisiyle kontrol ellerinden çıkmıştı. İnsanın hası içki masasında belli olur, derler. Bu yargının doğruluğunu her zaman kabul ederim. Gecenin ikisine geliyoruz. Sevgili Mehmet dostum, yanıma geliyor, Savaş abi, arkadaşlara söylesen de yavaş yavaş bitirsek geceyi, tamam, diyorum. Beni dinleyen kim, çoğu kişi bana kızıyor, bozuluyordu. Daha saat erkenmiş, Akşehir’in bir İstanbul, bir İzmir olmadığını nasıl anlatacaktım. Biraz diretince kalktık dernekten. Saat gecenin iki buçuğunu geçiyordu. Bazı arkadaşlar bana kızıyordu. Hesap için Mehmet’in yanına gittim. Ali Terzi, kimseden para almayacaksın, demiş.

Kaç kişi yapardı Ali Terzi’nin yaptığını, hele günümüzde. Bir çayın hesabını yapanların çoğunlukta olduğu bir ortamda, ne diyeceğim bilemiyorum. O geceki arkadaşların yanına Ali Terzi kalkıp gitse, kaçı meydana çıkar merak etmiyor değilim…

Merhaba yüreği, gönlü, dostluğu büyük Ali Terzi!

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube