Hasreti sevmek

Ay batımı içimize çöken hüzün bizleri nerelere götürürdü bir bilseniz. Gözyaşlarımız yağmura karışırdı. Yüzümüz solardı. Oysa sevdalar, gözyaşları ve ayrılıklar O’nun kollarında biterdi. Yalan mıydı yaşadıklarımız?  Koklana koklana solan bir çiçek miydi? İskenderun’un kaldırımlarında el ele az mı yürüdük? Neydi bizleri ayıran?  Her rüzgârın esişinde bir efkâr, bir sızı kaplar içimi. Tüm dünyanın insanlarına yetecek kadar sevgi dolu yüreğim her sabah savaşmaya devam ediyor. Paylaşmak için sıcaklığı, dostluğu ve de aşkı… Nasıl birini sevmişti ki bu yürek, kor alevleri dinmeyen… Gün onunla başlıyordu. Gözlerim uykudan uyandığında aklıma ilk gelen o sevgiliydi. Canım sevgilim derken, yüreğim bir sarı gül gibi benliğine, onun kokusunu sunuyordu. Gün yine onunla bitiyordu. Güneş guruba giderken, uyurken ve de seviyorum derken alternatifsiz yaşam kaynağım kendisiydi. Sevgimizin fakatı yoktu. O yağmurda gökkuşağım, baharda sevdam, yokluğunda ise gözyaşım oldu. Yüreğim yine sızlıyor, Onu özlüyorum… Öyle birine tutulmuştum ki, aramak için uzaklara gitmedim. Yüreğimin çarpıntıları kadar yakındı. Ne zaman aşktan, yardan yana söz duyarsanız bilin ki kalbim çıldırmışçasına onun için gümbürdeyecektir. Gözlerindeki ışıltıyla karanlıkları aydınlığa dönüştüren o kız şimdi nerede? O varken “ümitsizlik” pılını-pırtısını toplayıp gidiyordu. Onunla en büyük zorluklar kolaydı. Ve yine o varsa, her şey onunla var oluyordu. Ona yürekten sarılmıştım. Aramızdan rüzgâr dahi geçmedi – geçemedi… Kıyametin ayak seslerini duysam bile, o varsa yanımda hiçbir şey umurumda olmuyordu.  Tek bir gün bile kalbimden çıkacak olsa, o zaman ruhum bedenimden sökülecekmişçesine oluyordu. Dilim, kendisine seni seviyorum diyemediği zamanda gözlerim, ciğerim, ruhum sevgimi, aşkımı haykırmaya devam ediyordu. Belli ki yüreğimin adımları ona doğru yürüyordu. İçimden geçen şarkı kendisiydi. Hasretti… Gönlüm onun ardından koşuyordu. Yaralı yüreğime inat, önünde hiç bir engel tanımıyordu. Şiirlerimin ilhamı, çiçeğimdeki seviyor sevmiyorlara gerek kalmadan, onun da beni sevdiğini biliyordum. Resimlerimde, türkülerimde, yazılarımda hep o vardı. Sevgili yar, ben seni fakatsız, nedensiz, çünkü-süz seviyordum. Bakma sen geçmiş zaman eki kullandığıma. En geniş zaman olan, sonsuz geniş zamanla seni seviyordum ve de adının geçmediği sözü yok sayıyordum. Seni ölesiye ve öylesine çok seviyordum ki, bizi birbirimize bağlayan aşkın ipleri görülmüyordu. Çünkü zaten ben senindim. Canımı da, yolumu da, gönlümü de yoluna döşemiştim. Bittiğim gün, trafik kazasında öleceğin gün değildi. Kalbimden çıkacağın gündü. Canım benim, ben senin bana zor gelen taraflarını da seviyordum, hem de her şeyinle. Senin bilmediğim, ürkeceğim, anlamadığım, anlayamayacağım yanlarınla da seviyordum. Seni ne, de haliyle, ne de, e haliyle, seni yalın halinle seviyordum. Şimdi adını her yere kazıdım. Haykırıyorum işte, ben Hasret’i böyle sevmiştim.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube