Hukukçu, şair ama insan

Hukuk mesleğinde savcı, hakim görevlerinde bulundu. Emekli olduktan sonra avukatlık göreviyle hukukumuza hizmet etmeye devam ediyor. Yazar, şair yanı ise herkes tarafından çok iyi biliniyor. Mesleki alandaki birikimlerini, deneyimlerini sayfalar dolusu kitaplaştırarak genç meslektaşlarına, hukukçulara yol göstermeye çalışıyor. “Uygulamada Ağır Ceza Davaları” kitabından tutun da “Ceza Avukatının Hukuk Rehberi” kitabına dek on kitap hazırlamış, her biri beş yüz sayfanın üzerinde. Bu alandaki çalışmaları sürüyor. Yarınlara, hukukçulara daha çok başucu kitabı bırakmak için olanca gücüyle çalışıyor.

Şair yanı ise betona kazınmış şiirleri, şiir kitaplarıyla kendini gösteriyor. 1976 yılında ilk şiirinin yayınlandığı Yapıt dergisinden günümüze kadar onlarca gazete, dergide Veysel Gültaş adıyla karşılaşıldı. Üç tane şiir kitabıyla şiir dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. Bunların yanında deneme, araştırma kitaplarıyla sanatçı yanını taçlandırdı. Bu günlerde bin bir titizlikle üzerinde çalıştığı röportajları, dördüncü baskısını yapacak olan “Kadı Burhaneddin’den Günümüze Hukukçu Şairler Antolojisi” çok yakında okuyucuyla buluşacak.

Veysel Gültaş’ın almış olduğu ödüller sayılmayacak kadar çok. Ona en büyük ödülü kuşkusuz okuyucuları veriyor. Bir sanat mabedini andıran bürosunda tüm duvarlar kitaplarla kaplı. Heykeller, büstler, sanatsal kabartmaları görenler bir sanat galerisine geldiklerini sanıyorlar. Görülmeye değer bir büroyu dostları, arkadaşları ziyaret etmeden olmuyor. Yeni çıkan kitaplarını burada imzalıyor Veysel Gültaş.

Veysel Gültaş’ı farklı kılan da sanata verdiği değer. Sanatın, hukukla birleştiğinde ortaya nelerin çıkabileceğini varın siz düşünün…

Bakarsınız en yalnız olduğum anda bir telefon. Veysel Abiden, gel biraz laflayalım, der. Her konuda olduğu gibi ziyaretler konusunda da çok ince düşünürüm. Çağrılmadığım yere pek yanaşmam. Benim işim olmayabilir, ama karşımdakinin nasıldır, onu düşünmedikten sonra bir işe yaramaz ki dostluk, arkadaşlık…

İmza günleri yoksa artık pek bir yere de çıkmıyorum. Bilgisayarın tuşları arasında dolaşmak daha mutlu ediyor insanı. Çoğu dost bildiğim kişilerden de gördüğüm karşılık bu kararı verdirdi bana. İnsanların beni bir para cüzdanı, kredi kartı gibi görmelerini yeni yeni anlıyorum. İnsanın her yaşta öğreneceği çok şey varmış. Kim olursa olsun kesersin merhabayı olur biter. Yıllarca sırtımda taşıdığım için de kızmıyor değilim kendime. Üç beş evi olduğu halde yıllar boyunca bir bardak çayını içmediğim kişiler çoktur çevremde. Abartmıyorum, bir bardak çaylarını içmediğim insanlar…

Veysel Abinin yanına uğrarım. Müzik çalarda klasik bir müzik çalmaktadır. Öyle hoş aydınlatılmıştır ki mekan. Gözünüzü rahatsız etmez. Bilirim ki çay vaktidir. Yanında gevrek gider. Hele tulum peyniri de olursa çoğu yemeğe değişilmez. Sıcacık gevrekleri fırından alır giderim. Peyniri evden paketlerim iki küçük parça. Sıcacık çaylarımıza sıcacık bir sohbet eşlik etmeye başlamıştır. Onca kitap yazdıktan sonra en büyük isteğinin bir türkü albümü çıkartmak odlunu söyler içtenlikle. Sesi, yorumu anlatılır gibi değildir. Hele bir şiir kasetini, CD’sini dinleyin hak verirsiniz bana. Kadife ses ruhunuzun en uç noktalarına ulaşır. Kendi yazdığı, başka şairlerin şiirlerini seslendirir.

Laf lafı açar, bakarız ki saatler geçmiş. O an iki kişi değilizdir tüm yüreği güzel insanlar dolmuştur büroya. Kulaklarını çınlatmadan yapamayız. Dostluk başka bir şey, anlatılmaz yaşanır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube