İKİ KARDEŞ, İKİ SANATÇI

Selami Büyüknisan – Çetin Büyüknisan ile Söyleşi

GİRİŞ:

Yüreğiniz sevgi üretiyorsa her duyguyu düzgün yaşar ve yanınızdakilere de güzellikleri paylaştırırsınız. Sevgi bulaşıcıdır. Büyüdükçe yitiriyoruz çocukça gülüşlerimizi. Oysa doğada öyle güzellikler var ki; suyunda serinleyecek ve hayat bulacak güzellikler… Görmezden geldi insan oğlu, sanki yok olmayacakmış gibi kibirli, bencil, doyumsuz… Birbirimize sarılmak için şiddetli bir depremin olmasına gerek yok. Sarılın hemen şimdi… Hepimizin birbirine ihtiyacı var. O halde sevelim daha çok, en içten, en samimi, en doğalından…

Kıymetli okurlarım, bu haftaki söyleşimde iki değerli yüreği sizinle buluşturmak istedim. Biri diş hekimliğinin yanı sıra vazgeçilmez tutkusu fotoğraf sanatı, diğeri her nefes alışında hissettiği müzik tutkusu. Her sabah günün ışığıyla birlikte karıştıkları Adana caddelerinde sevgiyi üretiyor yürekleri. Yolunuz Adana’ya düştüğünde Atatürk caddesindeki ofislerine uğrayıp sohbeti demlerken bir çaylarını için derim. Gelin biraz daha tanıyalım bu güzel canları.

Nebih Nafile

 

Nebih Nafile: Sevgili Selami Büyüknisan, yaklaşık on yıl önce Yenice Barış Festivali’nde; şimdilerde müzik öğretmeni olan kızım Yağmur’u sanatsal fotoğrafları çekerken bir merhaba ile tanıştık ve her fırsatta sevgiyi çoğaltmaya devam ettik. Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Selami Büyüknisan: Bazen birbirini tanımayan insanlar arasında bir çekim olur, tanışırlar ve aralarında çıkarsız paylaşımlar olur. Tarsus’un beldesi ‘Yenice’ adını duyunca Adana yöresine ait ‘yenice yolları bükülür gider’ türküsü gelir aklıma; ezgisini ve sözlerini öyle severim ki, hemen mırıldanmaya başlarım. İşte bu şirin beldede düzenlenecek sanat ve barış festivaline hem etkinlikleri izlemek hem de fotoğraf çekmek için gitmiştim.

 

Seyirciler için yapılmış üç dört basamaklı tribünde küçük bir kız çocuğu oturmuş kendince oyun oynuyordu ve çok fotoğrafik duruyordu. Makinemi usulca kaldırdım ve birkaç fotoğraf çektim. Sonra, hemen öncesinde de şiir okuyan bir kişi diğer sanatçılar arasında oturuyordu; yanına yaklaştım ve ‘merhaba’ dedim. Bana oturmam için gülümseyerek yer gösterdi. Etkinlik üzerine konuşmaya başladık. Aramızda hemen bir samimiyet gelişti. Sonra bana ‘az önce fotoğrafını çektiğin kız çocuğu benim kızım’ dedi. Tesadüfün bu kadarı. İşte bu kişi Nebih Nafile idi. Üzerinden on yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına karşın hâlâ kendisiyle büyük bir içtenlikle görüşürüz. Seni iyi ki tanımışım.

İşte fotoğraf çekmenin bu yanını da seviyorum: Yeni insanlar tanıyor, bilgi ve kültür alışverişinde bulunuyor, bir şeyleri paylaşıyorum. Böylece insanlara karşı gelişebilecek önyargıları en aza indirmiş oluyorum.

Adana doğumluyum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Adana’da tamamladım. Sonra, lise ikinci sınıftan itibaren Diş Hekimi olma düşümü Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini kazanarak gerçekleştirdim. Adana’nın Seyhan ilçesinde özel muayenehanemde çalışıyorum. Diş Hekimliği zor bir meslek olsa da işimi severek yapıyorum. Biliyorum ki, sevilmeden yapılan işin sonucu da çoğunlukla iyi olmaz. Hele söz konusu insan sağlığı olunca bu, daha önemli hale gelir. Meslek edinmeden insanın çalıştığı işler vardır. Ben de ilk okul üçüncü sınıfta bir terzihanede, sonra üniversite üçüncü sınıfına kadar başka iş kollarında çalıştım. Babam çiftçiydi ve kendisiyle çoğunlukla hafta sonları tarlaya çalışmaya giderdim. Bunların dışında marangozhanede, yağ ve sabun üreten fabrikalarda, yağ tenekesi üreten atölyede ve soğuk hava deposunda çalıştım.

Nebih Nafile: Dolunay, tepede ışıl ışıl iken bir türkülü gecede sizinle tanışmış, türkülere ortak ağızla ses vermiştik. Çok sık görüşmesek de o gece yüreklerimize sevgi tohumu ekmiştik sanırım. Çok güzel eserler icra ettiğinizi biliyorum. Ancak öncelikle okurlarımızın sizi tanımasını istiyorum. Kimdir Çetin Büyüknisan?

Çetin Büyüknisan: 1971 Adana doğumluyum.  Hem mühendis hem de müzisyenim. Müziğe ilgim çocukluk yıllarımda başladı. Evimizde, dönemin plakları ve sonradan çıkan kasetler hep çalardı. O yıllarda dinlediğim müziğin hem ritmini atmaya hem de ezgilere sesimle eşlik etmeye çalışırdım. Okul sıralarında şarkı-türkü söylerdim. Ortaokulda müzik öğretmenimin sayesinde müziğe olan ilgim daha da arttı ve müziği daha çok sever oldum. Üniversiteye hazırlık dönemime kadar ki geçen sürede müzikle fazla uğraşamadım uğraştıysam da amatörceydi. Koşullarım müziği ilerletmeye uygun değildi.

Ç.Ü Gıda Mühendisliğini kazanır kazanmaz üniversite bünyesindeki Güzel Sanatların müzik bölümünde şan eğitimi aldım. Bireysel ve grup olarak yaptığım müzik çalışmalarımla profesyonel müzik yaşamıma ilk adımımı attım. Kısa bir süre sonra İstanbul’dan profesyonel bir müzik grubuna dâhil oldum. Bu gruba dâhil olmamla İstanbul’a ilk yolculuğumdu ama profesyonel müzik dünyasındaki ikinci adımımdı ve bu ikinci adımımın yolculuğu farklı bir yolculuktu.

Bu müzik grubunun solistliğini yapıyordum. Türkiye’nin pek çok ilinde ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde konserler verdik. Sözleri ve besteleri ağırlıklı olarak gruba ait albümler yapıldı. Bu arada Adana’daki müzik grubunda da solistliğe devam ediyordum. Bir zaman geldi ve her iki gruptan da ayrıldım. Uzatmalı da olsa Gıda Mühendisliğinden mezun oldum. Fakat müzik faaliyetlerim hiç durmadı. Müzikle ilgili özel dersler verirken gerek bireysel gerekse yeni bir müzik grubu oluşumuyla Adana ve diğer bazı illerde radyo-televizyon programlarım ve konserlerim devam ederken otellerde, kafe ve restoranlarda vb. yerlerde müzisyenliğimi icra ettim.

Bir şarkıyı veya türküyü sadece çok iyi söylemekle yetinilmeyeceğini herhangi bir müzik aletinin de çalınması gerektiğini müziğe amatörce başladığım ilk zamanlardan beri biliyordum. Bir müzik aleti çalmak bireyin yeteneğini zihin-el-göz koordinasyonunu geliştirdiğini de biliyordum. Bir müzik aleti çalma tercihim gitarla oldu, bu da üniversiteyi kazandığım ilk zamanlarımdı. İlerleyen yıllarda tek çalgıyla sınırlı kalmadım. Birkaç enstrüman daha çalmaya başladım. İnsan sesi de bir enstrümandı. İnsan sesiyle bu çalgı sesleri arasında bir uyumluluk olmalı. Ne kadar çok enstrüman çalımı o kadar çok donanım ve yönlülük demekti.

Profesyonel müzik yaşamımın 30 yılını geride bıraktım. Daha kaç yıl devam ederim bilmiyorum. Yaşamım şu an ağırlıklı olarak müzikle devam ediyor. Türkülerimizi ve şarkılarımızı yorumlamakla birlikte beste yapmaya ve söz yazmaya yeniden başladım.Tüm bu müzik faaliyetlerim yıllar içerisinde benim müzikteki teorik bilgilerimi ve pratik deneyimlerimi kat be kat arttırırken bilişsel düzeyimin yükselmesine, dünyaya bakış açımın genişlemesine de vesile oldu. Tabi bu gelişmelere mühendisliğimin de etkilerini unutmamak gerek.

 

Nebih Nafile: Sevgili Nehar’ın babası Selami Büyüknisan, fotoğraf çekme tutkunuz nasıl başladı? Bir objeyi çekerken, çektiğinizi izlerken neler hissediyorsunuz? Açtığınız sergileri bize anlatır mısınız?

Selami Büyüknisan: Sorduğun soru üzerine Sevgili Nebih, fotoğrafa geri dönelim. Fotoğrafa ilgim üniversite yıllarına dayanıyordu. Ancak o yıllarda ne fotoğraf makinesi alacak param vardı ne de okul eğitiminin yoğunluğundan dolayı fotoğraf çekmeye ayıracak zamanım… Üniversiteden mezun olduktan sonra, 92 yılında Giresun’un Görele ilçesinde çalışmaya başladım. Trabzon’da kurulan Rus Pazarından analog Zenit marka ilk fotoğraf makinemi aldım. Böylece fotoğraf maceram başlamış oldu ve bugünlere geldim. Uzun zaman siyah beyaz film kullanarak çekimler yaptım. Film banyolarını kendim yapıyordum. Öyle heyecan vericidir ki film yıkamak, daha film kurumadan bakmaya başlardım çektiğim fotoğraflar nasıl çıkmış diye. Fotoğraflara bakmak, onları sergilemek, paylaşmak müthiş bir şey ve sizi insanlara, insanlığa biraz daha yaklaştırıyor. Olayın içine girdikten sonra fotoğraf çekmek hayatımın bir parçası oldu. Dört yıl önce sayısal bir makine aldım. Makine her ne kadar renkli çekim yapsa da ben projelerim için fotoğrafları yine siyah beyaza döndürüyorum. Fotoğraf benim için disiplinler üstü bir sanat dalıdır ve eğer sanat toplum içinse, sanat uğraşısı Toplum Bilim öğrenmeyi gerektirir. Bu bağlamda fotoğrafımı sağlam bir temele oturtmak için 2004’te Halkla İlişkileri, 2017’de Sosyolojiyi bitirdim. Bunların dışında kendim diğer Toplum Bilimleri olan Felsefe, Psikoloji, Arkeoloji, Antropoloji, Tarih ve Şiir okumaları yapıyorum. Ayrıca sinema üzerine eğitimler aldım. Bir kısa filmde oyuncu olarak oynadım. Bir de senaryosunu yazdığım ve yönetmenliğini yaptığım bir kısa film çekimi yaptım.

 

Onlarca karma fotoğraf sergi ve gösterilerinde yer aldım. Bunlardan başlıcaları: Kıbrıs’ta bir kez, Adana’da iki kez ‘Ünsüz Yüz +Siz’ adlı kişisel fotoğraf sergimi yaptım. ‘Otuzda Üç, Küçük Öyküler’, ‘Eksi Yirmi Beş-Kars’, ‘Anadolu’dan Portreler’ adlı karma fotoğraf gösterilerinde yer aldım. Almanya Bremen’de ‘Yağmur’ adlı projemden bir seri ve ‘Diyalog’, ‘Yolda Olmak’, ‘Bir Sosyal Alan Olarak Sokak’ konulu sergilerde fotoğraflarımla yer aldım. Fotoğraf çekmeye ve proje çalışması yapmaya devam ediyorum.

 

SANAT VE SANATÇI

Nebih Nafile: Sevgili Çetin, gitar çalıp, türkü söylüyorsunuz. Adana’daki türkü kafelerde haftanın belirli günleri sahne alıyorsunuz. Enstrümanınız, sizin için ne anlam ifade ediyor? Bu tutkuya nasıl başladınız?

Çetin Büyüknisan: ‘‘Sanat, İnsanın doğayla insanın insanla olan tüm yaşam faaliyetlerinin ve davranışlarının insan tarafından gözlemlenmesi, bu faaliyet ve davranışlarının neden-sonuç ilişkileri kurularak zihinde kompozisyonlanması, estetik biçimlendirmeyle algı düzeyinde (işitsel görsel vd.) insana geri dönüşü ve insanın aynası olmasıyla birlikte yine insanın sosyal, kültürel ve bilişsel düzeyde bir adım daha ileriye, iyiye gitme, bir zenginleşme, bir bilince varış, bir toplumsal bağ, bir bilme ve haz alma aracıdır.’’ En nihayetinde yine sanat, ‘‘İnsanın kendi canlılık faaliyetini sürdürmesinin -hayatta kalma isteğinin- bir koludur.’’  Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘‘Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’’

İnsanlık tarihi boyunca her toplulukta var olan; kimi zaman doğaüstü güçlere sahip olduğu düşünülen, farkındalıkları ve öngörüsü yüksek, topluluğun ortak ruh ve duygularını büyüsel bir biçimlendirme ile maddi yaşama taşıyan, kimi zaman bir kurtarıcı olarak kutsanmış, mistik güçlerinden korkulup yok edilmiş, yaşadıkları toplumların doğal sorumluları ve onların morallerini yüksek tutup yaşam ritimlerini düzenleyen, eski toplumlardan günümüz toplumlarına dek biçimsel ve tanımı bakımından epeyce değişiklik geçirmiş olsalar da özde hiçbir şey değişmemiş, eskiden çizdikleri ile canlandırmaları ile sıra dışı seslendirmeleri ile ‘büyücü’ denirdi. Bugün ise onların soyundan gelenlere sanatçı diyoruz. Sahip olduğumuz birçok sanat dalının temellerini ve inceliklerini bu seçkin insanlardan devraldık.

Diğer birçok sanat dalı gibi müzik sanatının temelleri de bu büyücüler tarafından atılmıştır. Mensubu oldukları toplumsal yapıyı daha da pekiştirecek ortak ritim ve frekansların büyüsünü keşfedip, onları toplumsal kenetlenmenin kutsal ve mutlu sarhoşluğuna salmışlardır.

İlk besteciler olan bu büyücüler tabiatın sesini öykünüp, düşlerini de içine harmanlayıp dinleyicilerini, kendi yarattıkları düşler dünyasının içine çekmişlerdir. Böylece topluluğun ortak hemen hemen her eyleminin düzenleyicisi olmuş, av hazırlığında, zafer kazanımında, inançsal uygulamalarda, eğlencelerde ve diğer sosyal eylemlerde ana unsur halini almıştır.

 

MÜZİK VE TOPLUM

Nebih Nafile: Umudumuzu, sevdamızı, sevincimizi-hüznümüzü, yaşamın her duygusunu türkülerle dillendiriyor, sevgiyi çoğaltıyoruz. Sanatçı nedir sizce? Ülkemizde yeterince kıymet veriliyor mu?

Çetin Büyüknisan: İnsan, bütün duyularıyla algıladığı dış çevrenin iletilerini doğumla gelen içgüdüsel ve yaşama sürecinde öğrendikleri ile karşılaştırıp muhakeme yaparak bir hükme varır. Ulaştığı hükmün oluşturduğu düşünce ve duygunun ne olduğunu, yoğunluğunu bu kez kendisi çevresine iletmek ve anlaşılmak ister. Topluluğu oluşturan bireyler arasındaki iletişim yöntemleri çeşitlidir. Sesleri hem algılayabilen hem de iletebilen insanın ses ile iletişimi, en az diğer duyularımız kadar yaşam kalitesi açısından önemlidir. Ses de bir enerjidir. Yaşayan bütün canlıların bu enerjiden etkilenmesi gayet olası ve doğaldır.

Müzik bir algı türüdür. Biyo-psişik, kültürel ve toplumsal bir organizma olan insan, var olduğu çağlardan beri algıladığı sesleri çözümleyip değerlendirmiş ve giderek sesleri estetik bir seçki ile anlatım biçimine dönüştürmüştür. Seslerle gerçekleştirilen bu anlatım sanatına müzik diyoruz. Dinlediğimiz müzikler bazen uyarıcıdır, bazen rahatsız edici, bazen de rahatlatıcı olabilir. Tepkimiz her ne olursa olsun dinlediğimiz müzikler, üzerimizde ruhsal, zihinsel ve fiziksel etkiler yaratır. Geçmişten günümüze kadar farklılaşan toplumsal yapılara rağmen müzik hemen her tür toplumsal aktivitenin düzenlenmesinde ve toplumsal motivasyonda, kişilerin ruhsal gelişiminde önemli yerini korumaya devam etmektedir.

Müzik yapmak, diğer insanlarla bağ kurmamızı sağlamaktadır. Ninniler, evlilik törenlerinde çalınan coşkulu müzikler, iş türküleri, marşlar, ağıtlar, aşk müzikleri, dinsel müzikler, ilahiler, nefesler, zikirler. Hepsi de bağ kurmamızı sağlar. Ekonomik ilişkilerin biçimlendirilmesinde kapitalist sisteminin müziği kullandığı yerler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

-Toplumun biriken öfkesine yön vermek (yani gazını almak): Sistemin yarattığı popüler yaşam kültürü ve müziğinin etkisiyle kader, baht gibi bilinmeyen adreslere yönlendirilir. Böylece bu yıkıcı enerji kontrol altında tutulur.

-İşçiden artı değer sağlamak amaçlı kullanmak

-Alış-Veriş merkezlerinde tüketim dürtülerini canlandıran müzikler

-Yaratılan müzik sektörünün müzik programları-konserler, cd, video-klip vb. satışlarıyla hem yüksek kâr amacını güder hem de toplumunu ileriye taşıyacak alternatif müziklerin önünü keser ve onu boğar.

Anlaşılacağı üzere müziğin, insani olanın yalnızca lehine değil farklı amaçlar için de kullanıldığı belirgindir.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube