Kitap fuarı

Bartın’a kim bilir kaçıncı kez gittim. İlk gidişimiz Karasu’dan olmuştu. Yıl 1985’ti. O zaman Zonguldak’a bağlı bir ilçeydi. Ama şirin bir ilçeydi. Ortasından geçen ırmağıyla iz bırakan ırmağıyla bir yerdi. Yolu hele unutulacak gibi değildi. Sanırım Ereğli üzerinden gitmiştik. Yolu nasıl da dönüyordu, dönemeçlerle ulaşılıyordu. Ormanların içinden döne döne gidiliyordu. O zamandan aklımda kalan bir Anadolu ilçesi olmasıydı.  Irmak orasını sevimli kılıyordu.

Kitap fuarının başlamasıyla daha sık gider gelir oldum. Dostlar, arkadaşlar edindim. Bir yerin coğrafi konumu ne kadar güzel olursa olsun, tanıdık bir çehre olmayınca çok yavan geliyor insana. Dostlar daha bir güzelleştirmişti Bartın’ı. İlçe olarak gördüğüm yer il olmuştu. İl olmanın avantajlarını kullandı, kullanmadı tam olarak bilemiyorum.

Eskiden de yalı boyunda gezerdim. Şimdilerde daha farklı bir görüntü çıkıyor karşıma. Eline yüzüne balkır hale gelmişti sevdiğim Bartın, özellikle de yalı boyu.

Üç dört yıl uğramadım. Kitap fuarlarına da katılmadım. Ya başka yerle çakıştı, ya da bazı işlerim buna engel oldu. Kısa ayrılıktan sonra Bartın’ı daha farklı gördüm. Avrupa kenti gibi olmuştu. Kentin dokusu değişmişti. Kişiliğine bürünmüştü güzelim yerleşim yeri. Bu yıl da karşıma dikilen heykeller karşıladı beni. Kentin simgesi olmuş kişiler, mesleklerin heykeliydi bunlar. Geceleri hafif ışıklandırmayla masalsı bir havaya bürünüyordu heykeller. Özellikle çok iyi düşünülmüştü. Prag’a gidenler anlatılardı. Bilmem şu kadar heykel gördük diye. Bartın için de bunu söylemeleri çok hoş olacak.

Belediye Başkanımız Cemal akın dostumla karşılaştığımda kutladım. Kentteki değişiklerin çok güzel olduğunu söyledim.  Alçak gönüllü olarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, dedi. Gazhane Parkı’na yollayalım sizi, dedi. Teşekkür ettim güzel insana. Basında okumuştum parkın açıldığını. Kafama koymuştum, gidecektim oraya.

Kentteki değişikleri görmek için iki gün fazladan kaldım. Gazhane Parkı’na sevgili dostum Selçuk Bölük davet etti bizleri. Cumartesi günü kahvaltımızı orada yaptık. Olmaz böyle bir güzellik diyorduk gezerken. Kentin belleğiydi oradakiler. Fotoğraflarla süslenmişti girişi. Hepsi de eskiye, geçmişe aitti fotoğrafların. Geçmişte kullanılan fırınlardan tutun da eski evlere kadar bir açık hava müzesi oluşturmuşlardı. Saatlerce dolaştık parkta. Çıktığımız zaman sevgili Cemal Akın Başkanıma teşekkür ettim mesaj çekerek.

Gördüğüm çok olumlu şeyler vardı. Söz arasında Cemal Akın, kentin fiziki düzenlemesi dışında kültüre de önem verdiklerini söyledi. 21 yıldır Anadolu’da yapılan kitap fuarının daha bir önem kazandığını vurgulamadan yapamadı.

Fuar konusunda Sevgi Salcı’nın uzun yıllar emeği olan kitap fuarıyla artık Emir can Sucu ilgileniyordu. Ülkemizin yüz akı sanatçıları gelmeden yapamıyordu. Belediye gelen konukları evindeymiş gibi ağırlıyordu. Sanatçılar olsun, kitap evi sorumluları üç öğün yemek veriliyordu. Çoğu yayınevi de oraya gitmek için elinden geleni yapıyordu. Ülkemizin en uzun soluklu kitap fuarı 21 yıldır sürüyordu. Her yıl yeni baştan kendini yenileyerek sürüyordu bu.

Başta Cemal Akın olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Kentin güzelleşmesinde büyük emekler harcayan Başkanımız Cemal Akın’a ayrıca bir teşekkür daha ediyorum. Sular kenti Bartın sizleri her zaman bekliyor. Sahi siz Amasra’yı hiç gördünüz mü? Balığını, salatasını tattınız mı? Öneririm, kitap fuarına denk gelsin. Sapsarı sonbaharı da iliklerinize kadar yaşayın. Kültür sağanağında yıkanın. Canınız isterse Amasra’ya da şöyle bir uğrayıverin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube