Milli mücadelenin ilk kurşununun 100. yıldönümü

Bugün, Türk Milli Mücadelesinin ilk kurşununun atılışının 100. yıldönümüdür. Ama bu gerçeğe ve Atatürk’ün ilimiz için “Hatay benim şahsi dâvâmdır” demesine rağmen tarih kitaplarımızda Hatay’a gereken yer ve önem verilmemiştir.

Bilindiği gibi, Mondros Mütarekesi imzalandıktan 15 gün sonra 14 Kasım 1918’de Fransızlar İskenderun’u resmen işgal etti. Bu, Türkiye’de ilk işgaldi. Daha sonra 11 Aralık 1918 günü Dörtyol, Ermenilerden oluşan 400 mevcutlu bir Fransız Taburu tarafından işgal edildi. Fransız birliğinin Dörtyol’a gelmesiyle birlikte yörede huzur kalmadı, baskınlar, soygunlar, zulüm başladı.

Nihayet bıçak kemiğe dayandı ve 19 Aralık 1918 günü Dörtyol’un Karakese köyünü basan Fransız müfrezesi köy halkı tarafından köy girişinde ateş açılarak karşılandı. Bu ateş, Türk Milli Mücadele tarihinin İLK KURŞUN’u olarak Hatay semalarına adını yazdırdı.

İlk kurşundan sonra silahlanıp dağa çıkan Dörtyollular, çeteler kurarak Ermenilere ve Fransızlara karşı mücadele etmeye başladılar. Bundan bir yıl kadar sonra Antakya ve Amik ovasında da çeteler kuruldu. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa bölgenin Misâk-ı Millî’ye dahil olduğunu açıkladı, Türklerin kurdukları çeteler Maraş’taki Kolordu ile bağlantı kurdu, Kuvâ-yı Milliye çeteleri haline geldiler ve Maraş’tan destek almaya başladılar.

Antakya, İskenderun ve havalisinde, Çukurova, Antep ve Maraş bölgelerinde çetelerin mücadelesi,  Fransızların, Suriye üzerinden kuzeye, Maraş’a ve Antep’e daha çok asker ve silah göndermelerine engel oldu, yörede tam hakimiyet kurmalarını önledi. Antakya, İskenderun ve havalisini işgalciler için adeta bir iğneli beşik haline getirdi.

Tabii ki çetelerin başarılarında en büyük etken Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Türk Ordusu’nun sağladığı personel, silah ve cephane desteğiydi. Çetelerin mücadelesi, Fransızların 1921 yılında Türkiye ile barış görüşmelerine yanaşmasında ve bir itilafname imzalanmasında büyük etkisi olmuştu

Bu mücadele sırasında Antakya, Dörtyol, Kuseyr, Reyhaniye, Ordu (Yayladağı) Hassa, çeteleri çeşitli cephelerdeki savaşlarda 300 civarında şehit verdi.

Haziran 1921’de Fransızlarla barış görüşmeleri başlayınca, Ankara’nın talimatı üzerine Temmuz 1921’de Dörtyol çeteleri dağdan inip silahlarını orduya (Türk ordusu) teslim ettiler. Antakya, Kuseyr ve Amik çeteleri dağıtıldı, çekirdek kadroyu oluşturan kumandan ve fedaileri ise 22 Temmuz’da savaşı bıraktılar, takip edildikleri için memleketlerini terkedip Maraş’a çekildiler. Fransızlar bölgede tam hakimiyeti sağladı.

Halk, ümitle Türkiye’nin kendilerini kurtaracağı günleri bekliyordu. Ancak işgalci Fransa ile Türkiye arasında 20 Ekim 1921 günü ANKARA İTİLAFNAMESİ imzalandığında, sürdürülen destansı mücadeleye rağmen, Türkiye-Suriye arasına çizilen sınırla Antakya, İskenderun ve havalisinin, yani bugünkü Hatay’ın Suriye içinde ve Fransız işgali altında bırakıldığı görüldü. Tek teselli, Mustafa Kemal Paşa’nın anlaşmada, burada yaşayan Türklere bazı kültürel haklar sağlaması ve bu toprakları bir gün kurtaracağını vaad etmesiydi.

Türkiye’de büyük zafer kazanıldı. Ama halkın beklentilerine rağmen Antakya, İskenderun ve havalisinin kurtuluş haberi bir türlü gelmedi. Halk uzun yıllar bekledi, çok sıkıntılı günler yaşadı.

Antakya, İskenderun ve havalisinden bir türlü vazgeçemeyen Gazi Paşa, İLK KURŞUN’un atıldığı yer ve o zaman Türkiye-Suriye sınırında bir kasaba olan Dörtyol’u üç defa ziyaret etti.

Yıllar geçti, Türkiye’nin bölge için harcadığı siyasi çabalar sonucunda Milletler Cemiyeti kararıyla HATAY DEVLETİ kuruldu. Hatay Devleti 23 Temmuz 1939’da Türkiye’ye katıldı, Türkiye’nin bir ili oldu.

Bunları ifade ederek bir dönemi özetledikten sonra, konuyla ilgili bazı hususları dile getirelim:

Hatay Çukurova, Maraş ve Antep’le birlikte işgale karşı mücadele etti, ama mücadelesi devlet kayıtlarında,  tarih kitaplarında yer almadı. Eğitim kurumlarımıza, ders kitaplarına girmedi. Bilim kurumları bu konular üzerinde hiç durmadı. Hatta 1984 yılında bu konuyu ilk defa yazıp gündeme getirdiğimizde yadırgandı, şaşkınlıkla karşılandı. 1986 yılında yazdığım ve ödül alan ikinci yazı da umursanmadı. Şimdi de 100. yılını yaşadığımız tarihin bu parlak sayfalarıyla, gurur verici anılarıyla -Dörtyol dışında- maalesef kimse ilgilenmiyor. Sanki o yılları yaşayanlar başka bir ülkenin insanlarıymış gibi, Çıt yok.

Bunun yanında, ilimizde, -Dörtyol dışında- o yılların kahramanlık ve fedakârlıklarını hatırlatacak hiçbir anıta da yer verilmedi.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Antep Gazi, Maraş Kahraman, Urfa Şanlı oldu. Haklarıydı. Ama mücadele yıllarını anlatan eserlerde, o bölgeler var; ama o bölgelerin de güvenliği için mücadele eden, can veren, düşmanı anlaşma istemeye zorlayan Hatay’ın adı yok. Çünkü Hatay gariptir ve hep ihmal edilmiş, fedakârlık ve çabalarının üzerine bir nisyan perdesi örtülmüştür. Bu nedenle bu kahramanlıklarla övünmesi gereken birkaç nesil bu konuya yabancı yetişti.  Bu, Hatay’a yapılmış bir haksızlıktır. Bir gün bu haksızlığın telafi edileceğinden ve bu destanın devletin tarih ve ders kitaplarında da yerini alacağından şüphemiz yoktur. Yeter ki idarecilerimiz, bilim adamlarımız tarihe ve bilimsel gerçeklere sahip çıksınlar. Bu yapılmadığı takdirde tarih sahipsiz kalmış, tarihi yazanlar tarihi yapanlara sadık kalmamış olur!

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube