MURAT KARABULUT İLE SÖYLEŞİ

“Bağlama Bir Ulusun Kimliğidir”

 GİRİŞ:

türkülere yanıyorsa yüreğin

yak bir türkü gece gündüz fark etmez

vur tezeneyi tellere tellere

aç yüreğini dostça muhabbete…

 

Müzik, en eski çağlardan yaşadığımız bu günümüze kadar insanlığın en büyük kültür ögelerinden biridir. Doğadaki sesler, ritim ve uyum zaman içerisinde müziği ortaya çıkarmış ve geliştirilen müzikle beraber her yörenin farklı birer müzik kültürü olmuştur. Shakespeare; “müzik aşkı besteler” demiştir. Şiir ve türkülerin sıcağında ülkemizin her bir yanındaki güzel yürekli canlara kıymetli dostumla merhaba diyeceğiz. Birçok öğrencinin kalbine sevgiyle dokunan Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Murat Karabulut bu haftaki söyleşi sayfamın konuğu…

Nebih Nafile

Nebih Nafile: Murat Karabulut’u biraz daha detaylı tanımak istiyoruz. Doğumunuzdan bu yana yaşam hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Dr. Murat Karabulut: Öncelikle değerli dost Nebih kardeşime böyle bir sohbet için şahsında bütün dostlara şükranlarımı sunuyorum. Yozgat Boğazlıyan doğumluyum.  Klasik bir cümle ile sorunuzu cevaplamaya çalışayım. Gerçekten müziğe küçük yaşlarda başladım. Biz küçükken Ankara’ya geldik. O zaman babam yurt dışında çalışıyordu. İlk bağlamamı aldıktan sonraki heyecanımı dün gibi hatırlıyorum. İzne gelince bu bağlamayı sana kim öğretir dedi? Bir yakınımız olan Mehmet Topaloğlu ilk öğretmenim oldu. Hala kendisi bağlama ney gibi sazları iyi düzeyde çalar ve ayrıca sesi de çok güzeldir. Bu vesile ile bağlamayla tanışmış oldum. Okulda ise o zamanki öğretmenim Müzeyyen ve Gülseren Demirci kardeşlerin bizi yönlendirmesi ile Gazi Üniversitesi o zamanki adıyla Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünü kazandım. Mesleki yolculuğum burada başladı. Diyarbakır ve Ankara beş yıl müzik öğretmenliği yaptıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı’na folklor araştırmacısı olarak geçtim. Burası bir okul gibi bir yerdi. Anadolu’nun pek çok yerinde türkü derlemelerine katıldım. Birçok türküyü de notaya alarak yayınladım. Daha sonra Erciyes Üniversitesi, Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı derken mezun olduğum Gazi Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalında görev almak nasip oldu. Hala hizmetime burada devam etmekteyim. Kısaca müzik hayatım böyle şekillendi.

Nebih Nafile: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı’nda yetiştirdiğiniz öğrenciler Anadolu’muzun en ücra yerlerinde müzik eğitimi vermeye gidiyorlar. Sizin ve diğer eğitimci dostlarımızın emeği yadsınamaz. Sizin için nasıl bir duygu bu?

Dr. Murat Karabulut: Bu duyguyu kelimelerle anlatmak çok zor. Her şeyden önce bir insanın yaptığı işi sevmesi gerek, müzik benim için hayatımın bir parçası bu bağlamda yetiştirdiğiniz veya dersine girdiğiniz öğrencileri bir öğretmen bir akademisyen olarak görmek oldukça mutluluk verici. Bunun hazzını ve tadını yaşamak ayrı bir güzellik. Bu arada da sevgili kızınız Yağmur Nafile’de öğrencim oldu. Gerçekten pırlanta gibi bir evlat yetiştirmişsiniz siz ve annesini tebrik ediyorum.

Nebih Nafile: Türk Halk Müziği ile ilgili farklı çalışmalar yapıyorsunuz. Bunlarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Dr. Murat Karabulut: Mesleki olarak her ne kadar biz bu işi yapıyor olsak da alanımızla ilgili gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bu müzik türümüzü daha ileriye taşımanın yol ve yöntemlerini aramak bulmak bu müzik kültürünün gelişmesine katkıda bulunuyorsak ne mutlu bize, Aslında bizlerin pek farklı çalışmalara girmesine de gerek yok. Devasa bir kültür zenginliğine, repertuara sahip binlerce türküyü halk zaten yapmış. Bizim yapmamız gerek bu zenginliği sosyal ve kültür hayatımıza taşımak olmalıdır diye düşünüyorum. Köklerini tarihin derinliklerinden alan bu gelenek her türlü horlanmalara aşağılanmalara rağmen kendi kendini korumuş ve korumaya devam etmektedir. Bir örnek vermek gerekirse bugün Almanya Freiburg Folklor Arşivinde iki yüz elli bin halk şarkısı muhafaza edilmekte ve gerektiğinde bu şarkılar müzik kültürü hayatına bir malzeme olarak sunulmaktadır. Türkiye’nin modernleşme serüvenin ilk yıllarında da başta Muzaffer Sarısözen olmak üzere Halil Bedi Yönetken ve teknisyen Rıza Yetişen’den oluşan bir gurup büyük bir iş başarmışlardır. İmkanların çok kısıtlı olduğu o yıllarda kaybolma noktasına gelmiş ya da halkın hayatında derin izler bırakan türküleri derlemiş ve notalamışlardır. Biz, Kültür Bakanlığındaki görevimiz sırasında halk müziği şubesi olarak yaklaşık üç bin kadar türküyü Folklor arşivine kazandırdık. Yapılması gereken derleme çalışmalarına ara vermeden devam etmek diğer taraftan da bu sanatsal ve eğitim boyutunda ele alarak işlemek olmalıdır. Hatta derleme çalışmalarını her on yılda bir tekrarlayarak türkülerdeki değişimleri incelemek son derece önemlidir. Türkü sadece bir eğlence aracı değildir ve olmamalıdır. İçerisinde çok farklı disiplinler için bolca malzeme sunan bir hazinedir. Bizim yapmamız gereken bu hazineyi korumak, icra etmek, sanat ve eğitim alanına taşımak olmalıdır. Eğitim ve sanat alanına bakıldığında herkesin bir şekilde bu havuzdan bir şeyler aldığını görüyoruz. Böylesine zengin mirası da har vurup harman savurmamalıyız diye düşünüyorum. Birçok okuyucumuzun aklına har vurup harman savurmak ne anlama geliyor sorusu geldiğini düşünüyorum. Buna verilecek cevap halkın ürettiği halka mal olmuş eserlerinde doğru sanatçılar ve uzmanlar elinde icra edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

BAĞLAMA BİR ULUSUN KİMLİĞİDİR

Nebih Nafile: Anadolu kültüründe önemli bir yeri olan bağlama için neler söylersiniz?

Dr. Murat Karabulut: Bağlam çalgısı üzerine çok şey söylenmiştir. Ama ben Çin kaynaklarından örnek vererek tarihe gönderme yapayım. “Tanbur tipli, yani yekpare ağaçtan olmayan kopuz çeşitidir. Yarım armudi çanağına, at kılı tellerinin mümkün uzunluğuna uygun boydaki alete ayrı bir sap takılıdır. Moğolların elinde asrımıza kadar yaşadığı belirtilen bu çeşitin çanak ağzında alt taraftan yılan derisi gerilidir. Sopa bitişik tahtadan gövde yüzü ortasında delik vardır. Saz dört telli olmakla beraber, sapta perde destecikleri yoktur. Ahmetoğlu Şükrullah’ın Anadolu’da <<rebab>> adıyla tarif ve resmini naklettiği ve Yunus Emre’nin kopuz ile bir saydığını göreceğimiz mızraplı saz açıkça işte bu ikinci tipin bizdeki devamıydı. Kısaca, 1 numaralı tipten ud, lağuta ve emsali türemesine karşılık, 2 numaralısında tanbur küçüklerinin atasını görmek hiç de yan1ış olmayacaktır. Orta çağ için menşeler hep kopuz çeşitleridir. Kopuz, eski tanbura tipiyle, Altay Türklerinde ve Kafkasya’da hala yaşamaktadır.” Burada ad olarak bağlama geçmese de Bağlama adının muhtemelen sapa perde bağlanması ile bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Bağlama on beşinci yüz yıldan sonra kullanılmış olmalıdır.

Bağlama birkaç cümle ile anlatılacak bir çalgı değildir. Bağlama bir ulusun kimliğidir. Bu topraklara mührünü vurmuş insanları ortak payda etrafında toplayan en önemli unsurdur. Bunu salt bir çalgı olarak görmek son derece yanlıştır. Milletin müzik kimliğini temsil eder. Nasıl ki gayda çalgısı İskoçya’yı, balalayka Rusya çalgısı olarak simgeleşmiş ise bizim simgemiz de Bağlama çalgısıdır. Ben burada organoljik açıklama yaparak okuyanları sıkmak istemem ama bilinmesi gereken bir nokta var ki bağlamayı mümkün olduğu kadar eğitim yolu ile yaygınlaştırarak toplumla buluşmasını sağlamamız gerek. Bu fanatik bir açısı da değildir. Bu topraklarda var olmanın tutunmanın sembolüdür. Her yönden Kültür istilası ve bombardımanı altında kalan ülkemizin tutunacak güçlü sağlam dallarının olması gerektiği açıktır. Bugün ülkemizdeki her şehrinde sokaklarında dolaşın Türkçe tabela görmeniz neredeyse mümkün değildir. Bundan elli sene sonra çocuklarımızın torunlarımızın hangi dille anlaşacağı şüphelidir. Onun için Bağlama çalgısı gibi bütün dünyanın bildiği bir çalgının kıymetini bilmemiz gerekmektedir. Mümkünse her bireyin bu çalgıyı öğrenmesi teşvik edilmelidir.

Nebih Nafile: Günümüz üniversite gençliği üzerine biraz konuşalım mı? Her bilgiye internet aracılığı ile anında ulaşabiliyorlar. Telefon, tablet ve bilgisayar ile hızlı bir yaşam akışı içindeler.  Kitaplardan, biraz uzak kaldıklarını düşünüyorum. Sanat yanları için neler söylemek istersiniz?

Dr. Murat Karabulut: Haklısınız!!! Bu insanlarımızın kanayan yarasıdır. Ben sadece gençlik olarak bakmıyorum. Toplum olarak kitap alışkanlığımız yok denecek kadar azdır. Bunu nereden anlıyoruz. Derslerimizde öğrencilerimizle konuşurken sosyal hayatta insanlarla konuşurken konuşma haznemizdeki kullandığımız kelimelerle açık olarak anlamak mümkün, bunun için Prof. olmaya da gerek yok. Çok basit bir konuda evet, hayır, var, yok gibi nerede ise birkaç kelime ve kafa işaretleri ile konuşulmasından çıkarmak mümkündür. Böyle giderse muhtemelen kuş dilini öğrenmek zorunda kalacağız galiba. Okuma alışkanlığı çocuk yaşlarda başlar sizin yayınlarınızı da oldukça değerli buluyorum. Kitabı sevdiriyorsunuz, okuma konusunda bir nefer gibi çalışıyorsunuz. Umarım daha geniş kitleler sizi tanıma imkanına kavuşur.

Nebih Nafile: Milli Eğitim müfredatlarında Türk Müziğine yer verilmeye başlandı. Bu konudaki görüşlerinizi almak isterim.

Dr. Murat Karabulut: Bence çok geç kalınmış diye düşünüyorum. Düşünün siz kendi kültürünüze ait zenginlikleri bırakıp tamamen başkalarının kendi sistemlerinde kullandıkları sistemi olduğu gibi uyguluyorsunuz. Bu anlayış akla ve mantığa sığmadığı gibi eğitimin temel ilkesi olan yakından uzağa doğru ilesini de göz ardı ediyorsunuz. Tamamen bir taklit, melez ve nasıl bir sonuca götürecek kültür oluşturma gayreti taşıyorsunuz. Bunu izah etmek mümkün değildir. Aslında bu Milli Eğitim Temel Kanunu ile de çelişen bir durumdu. Kanunun birçok yerinde milli politikalara atıfda bulunulmuş olmasına rağmen nedense gizli bir el bu durumu hiç dikkate almamış gibi gözükmektedir. Örneğin; Alman besteci Paul Hindemith’in 1925 yıllarda müzik eğitim sistemimizin nasıl olması gerektiğine ilişkin raporlarını biz ancak 1990 lı yıllarda öğrenebiliyoruz. O zamanda bizim aklımıza da başka sorular geliyor. Kim? kimler? neden? bu rapordaki görüşleri dikkate almadı acaba?

Nebih Nafile: Neden türkü’ler? Türkülerin hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?

Dr. Murat Karabulut: Bu konuda benim için ilginç, bağlama çalıyorsunuz. Bütün hayalleriniz bunun üzerine kurulu okula başlıyorsunuz. Söylenen bağlama olmaz. Neden? Böyle bir ders yok biz ne yapacağız? O zamana elinize almadığınız saz bu senin çalgın diye veriliyor. İtiraz etme hakkınız yok. Parmaklarınız ince uzunsa keman, kalınsa piano veya çello veya flüt, yani açıkçası Türk müziği çalgılarından hiçbiri yok. Ney, ud, kanun çalmak isteyen ne yapacak? O zaman burada okumayacaksın? Burası Türk üniversitesi değil mi? Neden neden neden sorularını kendime çok sormuştum. Cevaplarını yıllar sonra anladım ki eğitim sistemi tamamen Batı sistemi üzerine kurulu. Biliyorum pek çok kişi bu yazıdan rahatsız da olabilir. Ama güneş balçıkla sıvanmaz. Türkülere sevdalı biri olarak söylüyorum ki bunu ancak öğretmen olduktan sonra anlayabiliyorsunuz. Bu toprakların mayasında türkü var, acı tatlı olaylar var, aşk var, sevgi var, dostluk var, bunları da ancak türkülerde buluyorsunuz. Onun için türkü’ler.  Ben burada keseyim çok söylenecek şey var ama okuyucuları sıkmak istemem. Bu vesile ile bu sayfayı benimle paylaştığın güzel kalbini açtığınız için teşekkür ederim.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube