Özlediğimiz bir imza günüydü

Yakın Kitapevi’nde kitabı alırken dost bir elin dürtüşüyle kendime geldim. Merhaba hocam, diyen yüreğimizden sonsuza dek silinmeyecek olan Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ’dan başkası değildi. Sabahleyin gazete haberinde okumuştum. Muzaffer Tunçağ, görevini yeni başkan Hakan Tartan’a devretti, diye. O haberi okurken içimde bir burukluk yaşamıştım. Sevgili Hakan Tartan’a haksızlık yapmamıştım, kesinlikle yararlı olacağına inanıyordum. Ancak Sevgili Muzaffer Tunçağ da bir kalemde silinip atılacak biri değildi. Bizler onun heykelini yüreğimize çoktan dikmiştik. Sanata, kültüre, insana bu denli önem veren bir belediye başkanına çok zor rastlanırdı. Yirmi beş yıllık ağabeyim, dostum, güzel insan Sevgili Tunçağ, olumlu izler bırakarak bir beş yılı tamamlamıştı. Biz hep dost kalacaktık, bunu kimse yadsıyamazdı…

Bizi Sevgili Başkanımla Yakın Kitapevi’nde buluşturan güzel dostumuz Tuğrul Keskin’in imza günüydü. Sevgili dostum Tuğrul Keskin, imza gününü on beş gün önceden söylemişti. Okulda işim olmasına karşın, gitmemek olmazdı. Tuğrul’un tüm sevenleri imza gününde buluştu. Kalabalığı görünce 1970’li yıllar gözümün önüne geldi. İmza ve söyleşi günlerinde uzun kuyruklar oluşurdu. Saatlerce beklediğimiz imza günlerini unutmadım. Sevgili Tuğrul Keskin böyle bir ortamı yarattığı için nasıl mutlu oldum, nasıl mutlu olduk, nasıl anlatsam bilemiyorum.

İmza gününe ilk gidenlerdendik. Muzaffer Tunçağ, TRT’nin unutulmaz spikeri Fikret Alan, Atilla Er yerlerini almıştı. Muzaffer Tunçağ, nükteleriyle 2004 yılında Yunus Nadi Ödül Töreni anılarını anlatıyordu. Elime verilen metinden hareketle Tuğrul Yemişçi, deyip durdum. Benden de Muzaffer İzgü diye söz edildi. Anlatırken hep birlikte gülüyorduk. Böyle bir alçakgönüllü şair, böyle bir alçakgönüllü başkan az bulunurdu. Ne mutlu bana ki ikisi de dostumdu…

Sevgili Tuğrul Keskin, her zaman söylediğim gibi benim güzel dostumdu. Her zaman sevgi ve dostlukla birbirimize sarılırdık. Mutluluğundan mutluluk duyardım. Aldığı ödüllerde belki de kendisini ilk kutlayan olurdum. Bundan da büyük bir mutluluk duyardım. Yunus Nadi (2004), Behçet Aysan Şiir Ödülleri, Tuğrul Keskin’in tüm dostlarını, sevenlerini nasıl da mutlu etmişti. İşte onlardan biriydim…

“Her şey kurudu: dallar, kökler bile/ yitip gitti göllerdeki balıklar/ yurt toprağı sıska sarı gör ki kururdu/ yılgın adamlar karanlığa koştukça/ küstü, sararıp gitti vadilerden yeşil” Bu dizeler sevgili şair dostum Tuğrul Keskin’in. Hem de ödüllü kitabı Kanda’har’dan… Tuğrul Keskin’in bana kalırsa olgunluk şiirleri diyebileceğim bir şiir seçkisinden oluşmuş. Daha önce de kitapları hakkında yazmıştım. Bu kitap beni epey sardı. Ödülün gerçek bir başyapıta gittiğini kavradım. Şiir kitabı daha ilk dizeden sarıveriyor insanı. “ ki ey Tuğrul,/ ne çok yaralısın düze indikten…/ geçip gitmektesin içinden zamanın/  akıp geçmekte zaman içinden/ ilk şiirden birkaç dize…  “ öyle durur/ manisa’nın kadınlarına bakardık/ ağlayan kayadan kadınlarına/ şık elbiseli kadınlarına/ hüzünlü mağrur kadınlarına/ salınır giderlerdi Karaköy’den çarşıya” kitap bu dizelerle bitiyor.

Söyleşimiz kıvamına varmıştı. Gelenler çoğalıyordu. Sevgili Muzaffer Tunçağ, bundan sonra daha çok görüşeceğiz, diyerek ayrıldı. İçerisi akın akın gelenlerle doluyordu. Balçova Belediyesi’nin çalışanları, meclis üyeleri Sevgili Tuğrul’u bu günde yalnız bırakmadı. Şair, yazar arkadaşlarla içerisi şenlendi. Uzun zamandır görmediğim dostları gördüm. Aynı gün bir söyleşi de yapacaktı Tuğrul Keskin. O zamana dek izin isteyip ayrıldım. Yolda giderken içimde tanımsız bir mutluluk vardı. Yakın Kitap evinin dolup taşmasına en az Tuğrul Keskin kadar sevinmiştim. Tuğrul Keskin bunu fazlasıyla hak ediyordu..

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube