Renklerin umudu

Göçebe ruhuyla aşkını arayan Ressam renklere artık yabancıydı.

Issızlığın çevirdiği dünyasında herkes ona düşmandı.

Paleti, fırçaları, tuvali…

Oysa en yakın dostlarıydı.

Şimdi kendisini heyecanlandıracak renkler solmuş, boyalar küsmüştü.

Bir arayış içindeydi belki de..

Ama tüm renkler kendi yalnızlıkları içinde kurumuştu. Bir yerlere ulaşma istemleri yoktu.

Tuval çaresiz, boyalar umutsuzdu.

Can Dostlar hem birlikteydiler, hem de kendi iç dünyalarında yalnızdılar.

Bir ele, sihirli bir dokunuşa ihtiyaçları vardı. O dokunuş yeşili doğuracaktı.

Sarı ve mavi sancı içindeydi. Kırmızı isyanda. Sarıya bakarken kendinden doğacak çocuğunu kucaklamak arzusu bedenini kavuruyordu.

Tuvalin içinde doğmayı bekleyen tüm yavruların çığlığı kulakları sağır ederken Ressam duymuyordu. Kulakları gitmiş, mavi gözlerindeki ateş sönmüştü.

Çıldırma noktasındaki renkler ölümle yaşam arasındaki ince çizgide kaderlerini belirleyecek ustalarının eline bakmaktan başka seçenekleri yoktu.

Sesleri yoktu. Açtılar ve doymak istiyorlardı. Aşka, doğaya, hayata… Oysa ellerine baktıkları Ressamın göçebe ruhu içler acısıydı. Tüm renklerin içi acıdı. Ressama ağladılar.

Yalvarırcasına baktılar. Dilleri laldı. Sudan çıkmış balıktılar.

Beyaz, Siyah ve sancıdaki diğer arkadaşlar…

Yalnızdılar ve zifiri bir karanlığın en soğuk yerinde ısınmak istiyorlardı.

Bu karanlıktan en çok siyah utanıyordu.

Ya karanlıkları bitiren beyaza ne demeli? O da çaresizdi.

Günler geçti, yapraklar döküldü, yağmurlar yağdı.

Ama sihirli dokunuş gelmedi.

Şimdi tüm renkler kendi iç dünyalarında geçmişi anarak sustular.

Bir tuvalde hayat bulacakları son umutları başka baharlara kalmıştı.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube