Sarıbelen Köyü’nde

Kaş Yedinci Kitap Şenliğinde köyleri gezmek işin bir başka yanı, üstelik en zevkli yanı. Köy okullarında gördüğümüz ilgi görülmeye, övülmeye değer nitelikteydi. Her yıl uğranılmadan edilmeyen Sarıbelen Köyüne yine gidilecekti. İlk kez gidenlere daha önce gidenler anlatmadan edemiyorlardı. Bulutların kucağındaki şirin köy bizler gidince bir bayram havasına bürünüyordu. Sabahın erken saatinde yola koyulduk…

Tırmanarak, denizdeki adalara bakarak yol alıyorduk. Denizden uzaklaşırken Torosların zirvesine yaklaşıyorduk. Her bir dönemeçte güzellik başkalaştığı gibi ürkütücü de olabiliyordu. Dağların dumanlı görünümleri çocukluğumuzun masal dünyasına götürüyordu bizleri. Canan hanım grubun en heyecanlısıydı. Kitap şenliğinde en çok yorulanlardandı. Köy çocuklarına kitap bulmak için çalmadık kapı bırakmıyordu. Dile kolay yedi yıl boyunca yedi bin kitap dağıtılmış ücretsiz olarak hem de.

Sevgili Müslüm Çelik, dikkatle doğayı izliyordu. Onun en büyük sevdası doğadan başka bir şey değil. Dağları gördükçe içindeki özlemi anlamıyor değilim. Ülkü ve Ümit dostlar yine yapacakları güzellikleri düşünüyorlar. Arkamızdaki arabada ise Antalya şehir Tiyatrosu elemanları var. Köy okulunda öğrencilere gölge oyunu sergileyecekler. Herkeste bir başka sevinç uç vermiş durumda. Köyde bir başka olay daha var. İzmir Saat Kulesi Karikatür Topluluğu köyde karikatür sergisi açacak. Denizden bin metreyi aşan yükseklikte sergi açmak kimin aklına gelir. İşin içinde Yusuf Yavuz varsa oluyor böyle ilkler.

Köye ulaştığımızda önce Sarıbelen İlköğretim Okuluna uğruyoruz. Öğrencilerde bayram havası, güleç çehrelerle karşılıyorlar bizleri. Ali Nesin’i soruyorlar. Gelmediğini, yola çıkması gerektiğini söyleyince üzülüyorlar. Bizi tekrar görmenin sevinç ve mutluluğu ağır basıyor. Bana yeni kitabım olup olmadığını soruyorlar. Yok diyorum, bakışlarında olmadı, bizler yeni kitaplar bekliyoruz, mesajını almakta gecikmiyorum.

Okulun öğretmenleriyle kırk yıllık dost gibiyiz. Teşekkür edenler, sevincini dillendirenler, bizleri de mutlu ediyor. Geçen yıl yazdığım yazıyı internetten okumuşlar, çok güzel yazmışsınız, diyorlar.

Köy kahvesine gidiyoruz. Sergi orada açılmış. Köylünün ilgisi epey fazla. Kasketli dostlar her karikatürün önünde dakikalarca kalıp yorumluyorlar, birbirlerine anlatıyorlar. Bu görüntü içimdeki güvercinleri havalandırıyor. Bir selam yolluyorum Torosların tepesinden sevgili Mustafa Yıldız’a. Kahvenin bahçesinde köylülerle toplanmış durumda arazi satışlarını konuşuyoruz. Köylü de istemeyerek satıyormuş. Başka bir şey gelmiyor elimizden, diyorlar. Karşı çıkıyoruz, yabancıya toprak satışına. Ülkemizi düşünmemiz gerektiğini vurguluyoruz. Müslüm epey ateşli bu konuda. Ümit, Ülkü dostlar, Canan abla aynı görüşü dillendiriyoruz. Çaylar bittikçe tazeleniyor. Havada taze bir ferahlık var. Serinlik içimizi açıyor. Sohbet sıcak, çaylar, dostlar çayı aratmıyor. O sıcaklık nasıl bırakılır da gidilir.

Okula gidiyoruz. Tiyatroyu zevkle izleyen çocuklar. Öğrencilerle salonda söyleşiyoruz. Müslüm Çelik sınıflara gidiyor. Onlara en güzel şiir çözümlemelerini zevkle yapıyor. Armağan olarak getirdiğimiz kitaplar dağıtılıyor. Kitaba kavuşan çocukların yüzünde mutluluk bir gül gibi açıyor. Mutluluk denizinde yüzen çocuklar, yelken açmışlar aydınlık yarınlara gidiyorlar.

Köyden ayrılma zamanı gelince içimizde bir hüzün yumağı çoğalmaya başlıyor. Çocukların, öğretmen dostların bakışlarındaki hüzün neler anlatıyor neler…

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube