Sen; aşksın

Çıktığım seyahatlerin birinde tanıdım Şemsayı.

Gün karanlığın koynunda kaybolurken, nedense aşkı düşünüyordum. Birkaç saat sonra aşkın ustalarıyla tanışacağımdan habersizdim. Hafta sonu tatilini geçireceğim dostum Gülşenin evine doğru yola çıkmıştım. SEVGİyle karşılandım. Yemekler yendi. Kahve keyfindeyiz. Tüketim toplumundan, günü birlik ilişkilerden, tutkusuz evliliklerden falan konuşuyorduk. Sohbetin orta yerinde aşka getirmiştim kelamı. Yanımda oturmakta olan Gülşen gülümseyerek baktı yüzüme. Ani bir hareketle kalktı ve gel diyerek devam etti. “Konuşmak yetmez, aşkın ustalarıyla tanıştıracağım seni.” Bir tuhaf oldum.

Bu devirde… Aşkın ustaları… Öyle mi?” Şaşkınlığımı gizleyememiştim.

Evet. Bu devirde. Hadi kalk.”

Merakla ve heyecanla peşinsıra yürüdüm. Evin arka kapısı bahçeye açılıyordu. Bahçenin orta yerinde asırlık çınar. Altında su kuyusu, tulumba… Kuyunun yakınında bir sedir…. Hamak bile var. Gül, fesleğen, nane, karanfil, adını bilmediğim değişik çiçekler, nar, şeftali, armut, incir, dut, ceviz ağacı, asma, simsiyah üzümler… Her boydan ve renkten çiçek, meyve ve yemiş ağaçları, kuşlar, börtü, böcek… Bahçe, köşelere yerleştirilmiş fanuslarla aydınlatılmış. Aman tanrım! Uğur böceği yanıp sönüyor taa öbür köşede…

Mıh gibi çakılıp kaldım. Büyülenmiştim. Neredeyim ben, diye soracak oldum, soramadım. Adeta nutkum tutulmuştu. Kur’an’da tasvir edilen cennete düşmüştüm sanki… Bahçenin öte ucunda kartpostallardaki gibi bir evin kapısını tıkladı arkadaşım. Yüzüne aşk yağmış bir kadın, bizi SEVGİyle buyur etti içeri.

Gülşen önde, ben arkasında, girdik. Yalnız değildi. Yüzüne aşk yağmış bir adam oturuyordu yürekbaşında. Aşk yüzlü adamın yanına yerleşirken yer gösterdi bize de. Önce bizlere sonra da birbirlerine baktılar; coşkuyla.

İlk dikkatimi çeken kadın ile erkeğin yüzlerinden hiç eksik olmayan gülümseyişleri oldu.

Gülşen bilerek tanıştırmamıştı bizi.

Sana aşkı sormaya geldik,” demişti sadece ve sözü ev sahibine bırakmıştı…

*****

Adım Şemsa… Aşkın izini sürdünüz geldiniz kapımıza. Hoş geldiniz. Aşkın pusulasını yitirenlerin uğrak yeri burası… Bana aşkı sorarsınız. Aşkı tarif edemem. Bize bakın; biz aşkız.” Dedi ve yanı başındaki adamın elini tuttu, gözlerine baktı; dedi ki, sen; aşksın…

Şemsa, milattan önce bilmem kaçıncı yüzyılda yaşanmış bir aşk masalını anlatır gibi anlatmaya devam etti.

Kimlikteki yaşım seksen beşe yakın. Hakikat bu değil ama. Ben yirmili yaşlarda, Habib’i tanıdığım gün yeniden doğdum. Yaşım gibi kimlikteki adım da başka. Bir sabah Habib sımsıkı sarılmıştı bana. Gözlerimden yüreğime girmiş, adın Şemsa demişti. O günden beri adım Şemsa.

Bir cumartesi günüydü. Mavi gökte parlıyordu güneş. Kelimenin bütün manalarında dibe vurduğum bir dönemde habible tanıştım… Onu görünce, su yürümüştü dallarıma, yeşermiştim. Bahar kokuyordum buram buram. Ağız dolusu gülmektim artık.”

Nur yüzlü adama döndü ve dedi; “Sen ömrüme gelince, çağıldamaya başladım… Çok şanslı hissediyorum, milyarlarca insanda bir tanesin, gelip beni bulmuştun. Seninle yaşamak o denli güzel ki… Sevgine sarılarak uyumak, yenigüne gözlerinde uyanmak… Kahve sohbetleri, akşam yürüyüşleri… Seni kucakladığım, beni kucakladığın, kokunu içime çektiğim, tutkuyla seviştiğimiz, şarkı söylediğimiz, dans ettiğimiz, güldüğümüz, cama vuran yağmur damlalarını seyredaldığımız anlar… Tüm yaşanmışlıklarımız tarifsiz hazlarla dolu… Zarafetsin sen. İnceliksin, güzelliksin. İçinde büyüdüğü çamur deryasında tertemiz kalabilmiş lotus çiçeği gibisin; lotus çiçeğim. Teşekkür ederim. Beni sevdiğin için. Birlikte yaşlanmak için beni seçtiğin için. Seninle ‘güzel günlere ulaşıp, sevmeyi, sevişmeyi ve şarkı çalmayı’ başardık. Buna rağmen yetmedi. Birbirimizi sevmelere doyamadık yine de.”

Sözlerine ara veren Şemsa, yüzüne aşk yağmış adamın elini tuttu, gözlerine baktı, şefkatle öptü. Ve tekrarladı; “Bir sonraki yaşamda yine seni bulacağım. Yine birlikte yaşlanacağız, söz veriyorum.”

*****

Bu akşam büyülenmek düşmüştü payıma. Adeta soluksuz dinlemiştim Şemsayı. Böylesi zamana dayanıklı bir aşkı ne duymuş ne de okumuştum. Karşımda oturuyordu; aşktan yapılmış iki insan…

Özendim mi? Evet. Paylaşılmış her anı derin bir sevgiyle örülmüş böylesine bir ömrü kim yaşamak istemez…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube