Spartacus

Çocuk ya da genç yaştaki nüfus az bilse de daha eski kuşakların sık duyduğu bir sinema sanatçısı olan Kirk Douglas geçtiğimiz günlerde 104 yaşında hayata gözlerini yumdu. Yine çok muhtemel ki, onu hatırlayan kişiler neredeyse ismiyle özdeşleşmiş bir film olan Spartacus’ü aklına getirdi ölüm haberini aldığında.

Stanley Kubrick imzalı, IMDB puanı 7,9 gibi muhteşem bir filmdi Spartacus ve bu filmde yine kendisi kadar ünlü bir başka aktör olan Tony Curtis de Antoninus isimli bir başka köleyi canlandırıyordu. Defalarca izlediğim bu filmin belki de en güzel sahnesi Antoninus’ın şu şiiri okuduğu sahneydi.

(…)

Eve dönüyorum.

Mavi gölgelerin ve mor ormanların içinden,

Eve dönüyorum.

Doğduğum yere dönüyorum,

Beni doğuran anneye ve bana öğreten babaya,

Çok önce, çok önce, çok önce.

Artık yalnızım, kayıp ve yalnız, uzak, geniş ve gezgin bir dünyada

Yine de yanan güneş alçaldığında,

Rüzgâr öldüğünde ve deniz köpüğü uyuduğunda,

Ve alacakaranlık gezgin dünyaya dokunduğunda

Eve dönüyorum.

Köleler özgür olmak ve evlerine dönmek istiyorlardı.

Bu yüzden Spartacus’ün önderliğinde imkansızı seçmişler ve devasa Roma İmparatorluğuna baş kaldırmışlardı. Oysa her birine soylulara hizmet etmek görevi biçilmişti. Kimi Antoninus gibi cinsel bir obje idi, kimi Spartacus gibi karın tokluğuna rakibini öldürmekle yükümlü bir gladyatör…

İşte tüm ihtişamının yanında böylesine de ilkel ve insanlık dışı idi Roma İmparatorluğu. Bir yanda olimpiyatların meşalesini ilk yakanlardı onlar ama bir yandan da arenalarda toplanıp insanların ölümüne dövüşüne spor gözüyle bakanlardı. Tezahüratlarının dozajını belirleyen şey ise akan kandan başkası değildi.

O arenaların en bilineni de elbette ki Roma’da olmalıydı.

Ama başka arenalar da vardı ve bir tanesi de Antakya’daydı üstelik.

Spartacus kadar meşhur bir film olan Ben Hur’u izleyenler bilirler ki, o Yahudi prens ile Romalı komutan Messala’nın ölümüne yarışlarının arenası Antakya’daki Circus idi. “Ezan, Çan, Hazzan” isimli harika Antakya belgeselinde Kerime Senyücel de vermişti bu bilgiyi. Belgeselin çekildiği dönemde mezbaha olan Circus, bir zamanlar Asi nehrinin ikiye ayrılarak ve sonra yeniden birleşerek oluşturduğu adada yer alıyordu.

Neyse ki gladyatör dövüşleri gibi öldürücü bir “spor” onca meraklısına rağmen Antakya’da zevkle değil tiksintiyle karşılandı ve hiçbir zaman Roma’daki gibi popüler olmadı.

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube