Yusuf Beyhan’a mektup…

Değerli Öğretmenim Yusuf Beyhan, merhaba!

Ekim ayının son günüydü. Siz de benim gibi tüm günleri severdiniz. Günlerden Çarşamba, sizinle sohbet etmek için cuma gününü beklemeye gerek yok, her gün hayırlıdır. Güneşli bir Antakya ve yokluğunuz zemheri. Artık bağlama çalmıyor, türkü okumuyorsunuz. Tüm türküler yitirdi güzelliğini siz gidince. Toprağa karışmak ne garip şey. Size gelirken sağlı sollu ne çok kabir vardı yüzü kıbleye dönük, kiminin kıblesi biraz kaymış, kiminin mezar taşı kırık. Sessiz sessiz yatıyorlardı.

Burası da Antakya gibi kalabalık olmuş. Her boşluk dolmuş, dolmak üzere. Yol; yol değil, kaldırım hiç değil. Size varana kadar kaç elektrik direğine çarpacaktım. Dar kaldırımın tam ortasında, elektrik direğine gelince yan yan geçebiliyordum.

İki numaralı girişten girerken sizi buraya getirdiğimiz günü anımsadım. Kalabalıklar içinde toprağa teslim edilmek üzere bedeniniz cansız bir şekilde eller üstünde. Şimdi toprak toprak bakıyorsun bana. Kabrine yaklaştım, elini öper gibi baş ucundan öptüm mezar taşını.

Temiz giyinmeyi severdin. Otomobilinin içi, okuldaki odan her zaman tertemizdi. Sakalını her vakit sen keserdin. Her yönüyle örnek bir eğitimci, iyi bir ağabey, mükemmel bir türkü dostusun. Birkaç gün önce yağan yağmur çam ağaçlarının yapraklarını üzerine düşürmüş. Ülker Hanım’ın orada bıraktığı bez ile kabrinin her yanını sildim. Ne güzel gülümsüyordunuz…

Ahhhh ah! Yüzünde gülümsemesi, yüreğinde sevgi eksik olmayanım, aydın fikirli, neşe dolu öğretmenim. Sizi sevenler yokluğunuza hala alışamadı. Altmış beşinde okulundan emekli olacakken yaşamdan emekli olmanız ne kadar üzdü bizleri, bir bilseniz. Sahi ölenler bir daha geliyor mu dünyaya? Kim bilir nasıl mutlular şimdi kucağında oldukların… Yusuf Hocam, biliyorsun gerçi, ama yine de yazmak istiyorum; Ülker Ablam sizi çok seviyor. Ne zaman kendisini arasam mutlaka sizden sevgi ile bahseder ağlar ağlar ve beni de ağlatır çoğu kez.

Bre Aliiiiii! Biraz gülelim diyeceğim öğretmenim. Ama olmuyor. Siz gittikten sonra çok şey değişti. Memleket ahvalini ne siz sorun ne de ben anlatayım. Herkesin bankalara kredi borcu maaşını geçmiş durumda. Millet aç, perişan… Hastaneler, kahvehaneler tıklım tıklım. Suriyeliler buranın asıl memleketlisi olmuş. Gençler ne türkü dinliyor ne de kitap okuyor. Varsa yoksa fiyatları maaşımı geçen cep telefonları ellerinden düşmüyor.

Bir, iki, üç der ve türkü söylemeye başlardık hep beraber. Caddeden gelen araçların sesleri eşliğinde kabrine baktım baktım baktım… Yanından ayrılırken arkama bir daha baktım. İki numaralı girişten bu kez çıktım ve daldım bir daha yaşamın içine.

Yaşadıkça unutmayacağım…

Nebih Nafile

31 Ekim 2018, Defne-Hatay

Bunları da okuyabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube