Bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur.
Aşkı genelde insanlar, bir insanın karşı cinse duyduğu güçlü bağlılık duygusal yakınlaşma, kendini ona karşı bağlı hissetme, karşı cinse karşı duyulan sevgi gibi anlamda kullanmaktadır.
Aşkın ve sevginin hormonlarla da ilgili olduğu kanıtlanmıştır. Örneğin, annenin çocuğuna duyduğu karşılıksız, sonsuz sevginin kaynağı doğum sonrası salgılanan hormonlardır.
Bu hormonlar yalnız kadınlarda(ve memeli hayvanların dişilerinde) bulunur ve yalnız doğum sonrası salgılanmaya başlar.
Ancak aşk olarak tanımlanan ve karşı cinse duyulan tutkulu sevgide farklı hormonlar görev yapar.
“Aşk hormonu” olarak tanımlanabilen tek bir hormon henüz bulunamasa da yapılan çalışmalarda bir deneğe aşık olduğu kişi gösterilince kanında mutluluk hormonu, cinsel istek hormonu, stres hormonu ve adrenalinin arttığı tesbit edilmiştir. Aşk olgusunda birden çok hormonun rol oynadığı ve bu hormonların görsel, işitsel veya psikolojik etkilerle salgılandığı öne sürülmüştür.
Aşk, yüzyıllardan beri sadece duygularla yaşandığı farz edilerek, filozoflar ve şairler tarafından tarif edilmiş, bilim adamları aşkın tarifiyle uğraşmamıştır. Çünkü bilim denilince insanların aklına analitik, soğuk, ciddi, sebep-sonuç ilişkilerine dayanan bir şey gelir.
Fakat aşkın anlaşılmasında son 30-40 yılın, bilimsel analizleri ciddi yardımcı olmuştur. Atomdaki nötronla proton arasındaki çekim gücü, kadınla erkeğin ilişkisi yada Yaratıcı’ya olan bağlılık…
TASAVVUFİ AŞK…
İlahi aşk, insanda dehşetli bir zihinsel faaliyetle başlar.
Bundan sonra yavaş yavaş gözyaşları boşalır. Ağlamalar içten gelir ve çok zevklidir. İnsan döktüğü her gözyaşı damlasından, sanki bir kahkaha atmış kadar zevk alır. Sonuçta insanı mutlu eden, edinilen tevhid (birlik) bilgisinin verdiği huzurdur.
İlahî aşk mensublarından Yahya b. Muaz, Bayezid-i Bestami’ye şöyle der:“Muhabbet kadehinden o kadar içtim ki, sonunda mestoldum. ”Bayezid, şu anlamlı cevabı verir:“Muhabbet şarabını kase kase içtim. Lakin ne şarap bitti, ne de benim hararetim geçti.”
AŞK ÜZERİNE AFORİZMALAR
Aşk, kıyaslamanın son bulduğu andır. Grasset
Aşk, aynı yöne birlikte bakabilmektir. Antoine de Saint Exupery
Aşk, iki iken bir olmak demektir.
Victor Hugo
Aşk; insana vakar, ağırbaşlılık, hatta güzellik verir. Bernard Shaw
Aşka düşen insanlardan yerçekimi sorumlu tutulamaz. Albert Einstein
Aşk gözle değil, ruhla görür.
William Shakespeare
Aşk, nereden eseceği bilinmeyen bir rüzgar gibidir.
Honore de Balzac
BİR ŞİİR:
Aşk….
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra.
Sonrası iyilik güzellik.
Cemal Süreya
AŞK ÜZERİNE BİR HİKAYE
Abélard ile Héloïse’in hikayesi… Ortaçağ’dan bugüne ulaşan, yeryüzündeki en dokunaklı aşk hikayelerinin başında geliyor. Zamanının bütün gerilimlerini barındıran bu hikâye, özellikle Abélard’ın kaleme aldığı “Bir Mutsuzluk Öyküsü”nde tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir.
Abèlard, babasına başkaldırır ve askeri kışla yerine dönemine göre devrimci sayılabilecek hocalardan ders almak için Paris’e doğru bir hayat yolculuğuna çıkar.
Paris yılları…
Paris, günümüze kadar ulaşacak olan dokunaklı aşk hikayesinin de şehri olacak. İkisinin yolunun kesişmesine vesile olanlardan biri de Héloïse’in Ortaçağ karanlık düşüncesinin çok ilerisinde bir düşünüş biçimine sahip olması.
Kadın haklarını savunması ve o günlerin önemli filozoflarından sayılması…
Héloïse’in dayısı Fulbert, Abèlard’ı Hèloise’e ders vermekle görevlendirir. İkilinin günden güne yakınlaşması, aralarında tarihi bir aşkı doğurur. Bu aşktan ve dünyaya gelen çocuktan memnuniyetsizlik duyanların başında Héloïse’in dayısı Fulbert gelir elbette; genç kızı Abélard’dan kaçırmayı dener, başaramaz; ikili gizlice evlenir. Üstelik Abélard, güvenli bir ortam yaratmak için eşini Argenteuil Manastırı’na kapatır. Fulbert, ikisini saklandığı yerde bulur ve Abélard’ı hadım ettirir. Héloïse de istemeye istemeye rahibe olur.
Abélard ile Héloïse, 1125’te ayrı düşer ve bu tarihten sonra birbirini hiç göremez. Bunun üzerine yazışmaya başlarlar ve ilk mektup da 1132’de Héloïse’in elinden çıkar. Mektuplar ilk kez on yedinci yüzyılda yayımlanır ve bu büyük aşk da böylece tüm dünyaya yayılır.
***
Hèloise bir mektupta şöyle sesleniyor:
Ben böyle seviyorum işte;
Zarafetini, inceliğini, kabalığını,
olduğun şairi, olmadığın erkeği seviyorum.
Bir zamanlar çocuk olduğun ve bir gün ceset olacağın için seviyorum.
Hem gövdeni hem aklını seviyorum.
Yalnızca boynunun düzgün çizgilerini değil koltuk altının terini de seviyorum.
Kanımı tutuşturan gücünü de çocuk gibi elinden tutma isteği uyandıran güçsüzlüğünü de seviyorum
***
Birlikte daha kutsal olacağız inanıyorum.
***
Abélard, şöyle diyor: “Tarih beni bir şair, bir filozof olarak değil, bir sevgili, senin sevgilin olarak hatırlayacak.”
AŞK ÜZERİNE TAVSİYE KİTAP
İlahi Komedya -Dante-
İlahi Komedya, Dante tarafından 14. yüzyılın ilk yarısında yazılmış, İtalyan edebiyatının en meşhur epik şiiri ve dünya edebiyatının önemli bir başyapıtı.
Komedya’da Dante, ölüm sonrası sırasıyla Cehennem, Araf ve Cennette geçen seyahati, hikâyenin kahramanı da olan kendisinin ağzından anlatır. Orta Çağda “Komedya”, “tragedya’nın” aksine sonu iyi biten hikâye anlamına gelirdi. Burada eserin adındaki “komedya” kelimesi, öyküsünün güldürü unsurları taşıdığı anlamına gelmez.
Orta Çağ ile Rönesans arasındaki geçiş döneminde yazılmış bu şiir, hayalgücü ve alegorik tasavvuru, ölüm sonrası hayatı anlattığı öyküsü ile Hristiyan batı kiliseleri tarafından benimsendi. Eserin orijinal adı “Komedya” olmakla birlikte daha sonra, 1360 yılında Giovanni Boccaccio tarafından başına “İlahi” kelimesi eklenerek Hristiyanlaştırılmıştır.
Toskana lehçesi ile yazılan eser, bu lehçenin modern İtalyan dili olarak gelişmesine yardım etmiştir.
***Kitaptan bir alıntı:
Öyleyse, dünya şaşırmışsa bugün yolunu sizsiniz nedeni, kendinizde arayın nedeni, göstereceğim şimdi sana, nasıl olduğunu.
Mutlu bir yaradanın elinden çıktığından
başka bilgisi olmayan,
bir çocuk gibi güle ağlaya oynayan
ruh, onu daha var olmadan önce
sevenin elinden çıktıktan sonra, sevdiği şeye doğru gider.
İlkin küçük zevklerin tadını alır; ama aldanır, bir yol gösterici ya da bir gem engellemezse sevgisini, bu zevklerin peşine takılır.
İşte bu nedenle, engelleyici yasa gerekir, hiç olmazsa gerçek kentin kulesini seçecek bir kral gerekir.
Yasalar çıkarıldı, ama yasaya uyan var mı?
Uyan yok, çünkü geviş getirse de önde giden çoban, yarık değil tırnakları;
bu nedenle, rehberin de dünya nimetleri peşinde koştuğunu gören halk, bunlarla doyuruyor karnını, başka bir şey istemiyor.
Dünyanın kötüleşmesinin nedeni sütünüzün bozukluğu değil demek ki,
Nedeni, dünyanın kötü yönetilmesi…
