“Sevgi denen şey bir ağaca benzer. Kendiliğinden yetişiverir, köklerini bütün benliğimize salar. Anlaşılmaz tarafı şudur ki; bu sevgi ne kadar körse o kadar inatçıdır. Mantıksız olduğu zaman da inadına kuvvetlenip sağlamlaşır.”
HABER MERKEZİ
Annesi tarafından terk edilmiş, çirkinliği yüzünden halk tarafından dışlanmış Quasimodo, Notre Dame Katedrali’nin önünde dans eden çingene kızı Esmeralda’nın büyüsüne kapılır. Papaz Frollo ve Phoebus da Esmeralda’nın güzelliğine karşı koyamaz. Phoebus’a âşık olan Esmeralda kimse Quasimodo’ya yardım etmezken ona su verir. O an Quasimodo hiçbir zaman karşılık bulamayacağı bir aşkla sevmeye başlar bu güzeller güzeli kızı. Esmeralda’nın başıysa Frollo, Phoebus’u kıskançlık yüzünden öldürünce derde girer. Esmeralda’yı asılmaktan kurtaransa ona körkütük âşık olan Quasimodo’dur ancak kızın ölümüne engel olamaz. Yıllar sonra bir mezarcı Esmeralda’nın mezarına denk gelir ve kızın yanında kambur bir adamın iskeletini bulur.
Victor Hugo böyle anlatmış Quasimodo’nun karşılıksız aşkını. Aynı zamanda bu aşk, Notre Dame de Paris müzikaline de konu olmuş. “Belle”, “Les Temps des Cathédrales” şarkılarını duymuşsundur. İşte bu şarkıların söylendiği müzikalden bahsediyorum. Kitabı okuyan, müzikali izleyen ya da bu şarkıları dinleyen herkes, Notre Dame’ın sağır zangoçu Quasimodo’nun hikâyesine üzülüyor ve belki de onun anısını yaşatmak adına Notre Dame Katedrali’ni görmeye gidiyor. Hatta katedral, Hugo’nun romanı sayesinde ayakta duruyor desem yanlış olmaz. Şöyle açıklayayım, 19. yüzyılın başlarında, Fransız Devrimi’nde tahrip edilen katedralin yıkılmasına karar verilmiş. Victor Hugo’nun da bu duruma gönlü razı gelmemiş ve katedralin eski görkemine tekrar kavuşmasına ilgi çekebilmek için Notre Dame’ın Kamburu’nu yazmış.
