HABER MERKEZİ
Attila İlhan (15 Haziran 1925- 10 Ekim 2005) şiir, roman, eleştiri, senaryo, gezi yazısı, öykü, söyleşi ve anı türlerinde Cumhuriyet Döneminde eserler kaleme almış, Mavi Akımı’nın öncülerinden Türk şair, romancı, düşünür, deneme yazarı, gazeteci, senarist ve eleştirmendir. İzmir’in Menemen ilçesinde, Muharrem Bedrettin Bey ve Perihan Memnune Hanım’ın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Kardeşleri: Türk tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan ve avukat, yazar Cengiz İlhan’dır. Türk edebiyatı ve düşünce dünyasına önemli katkılarda bulunan Attila İlhan, yazılarında Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız, Ömer Haybo, Tilâ-Han, A.İ. Beteroğlu, Orhan Akrep ve Abbas Yolcu gibi çeşitli takma adlar kullanmıştır. Yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanan Attila İlhan, birçok dergi ve gazetenin yönetim kadrosunda da yer almıştır. Çeşitli televizyon programları da sunmuş ola Attila İlhan, 2005 yılında İstanbul’daki evinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat etmiştir.
ATTİLÂ İLHAN ŞİİRLERİNDE KADINLAR
Atillâ İlhan şiirlerinde kadınları, onların hikâyelerini ve onlara duyduğu aşkı anlatmıştır. Şiirlerinde sayısız kadın ismi vermiştir. Bu kadınların büyük çoğunluğu onunla aşk yaşarken onun dizelerinin öznesi olup ölümsüzleşeceklerinin farkında bile değildir. Bu kadınlar, İlhan’ın hayatında derin izler bırakmışlardır ve yürek burkan hikâyeleri vardır. İlhan’da kadınlara bakış çok yönlüdür. Bazen tanıdığı, bazen de tanımadığı kadınları ele alırken kimi zaman da kendi yarattığı kadınlara seslenmiştir. Bu kadınların ortak yönü, yaşanan bireysel ve toplumsal gerilimlerdir. İlhan Zehra, Suna Su, Maria Missakian gibi kadınlara aşk duyup bu kadınlara duyduğu aşkı anlatırken şiirde aynı zamanda dönem özelliklerini, çevreyi, toplumu da gösterdiğini görebiliriz.
“Ne kadınlar sevdim, zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir”
Böyle diyordu o pek ünlü şiirlerinin birinde Attilâ İlhan. Kadınları sevmişti İlhan, hem de pek sevmişti; “muhalif bir rüzgar” gibi girivermişti hayatlarına. Destursuz bağa girenlerdendi o, ansızın beliriverendi. Yaşı yetmişe geldiğinde dahi “Tıpkı liseli bir çocuk gibi hala aşık oluyorum.” diyebilendi. İşte bu nedenle, şiirlerinde sayısız kadın ismi verdi. Bu kadınların büyük çoğunluğu onunla aşk yaşarken, onun dizelerinin öznesi olup ölümsüzleşeceklerinin farkında bile değildi. “Kaptan” ise lirik dizeler vesilesiyle onları her daim güzel andı, şiirlerine onlarca kadın konuşlandırdı. İşte Attilâ İlhan’ın hayatında derin izler bırakmış kimi kadınlar ve ardında yürek burkan hikayeleri:
1-Zehra: Attilâ İlhan’ın ilk şiir kitabı Duvar’dan itibaren bir çok şiirinde yer alır. Özellikle Yağmur Kaçağı kitabında ona ithafen yazılmış birkaç şiir vardır. Zira Zehra, pek çalkantılı; dargınlıklar, ayrılıp barışmalarla dolu bir ilişkinin kadın öznesidir. Attilâ İlhan’ın, “Akıllı siyah gözleri, düşünceli tebessümüyle Bursa Kız Lisesi’nde yatılı öğrenci bir genç kız” biçiminde tanımladığı Zehra, Bursa’da okumaktadır. Attilâ İlhan onunla 40’lı ve 50’li yıllarda gelgitli bir ilişki sürdürecektir. Onu diğer kadınlardan farklı kılan nokta ise kendisine duyduğu sarsılmaz inancıydı. Gittikçe derinleşen ilişki, Attilâ İlhan’ın İstanbul, Paris ve İzmir arsında yoğun mekik dokuması sebebiyle pek düzenli olamaz. İkili yine uzun bir dargınlık sürecinde iken Attilâ İlhan, yolda Zehra’ya tesadüf ediyor. Yeniden çarpılıyor. Bunun üstüne “Zehra’nın Hali” adında bir şiir daha yazıyor. Zehra’ya özürlerini ileten uzunca bir mektup yazıyor ancak yanıt alamıyor. Çünkü Zehra artık yorulmuştur. Almanya’ya taşınmıştır. Yıllar sonra ise bir İspanyolla tanışıp evlenecektir. Ancak İlhan’la arkadaşlıkları baki kalacaktır. Zira Zehra yıllar sonra tekrar İstanbul’a döndüğünde onu arar. O sıralarda Ankara’da olan İlhan’ı arayarak uzun uzun sohbet ederler. Böylece kökü onlarca yıl öncesine dayanan ilişkileri boyut değiştirerek varlığını sürdürecektir.
2-Suna Su: Yağmur Kaçağı adlı şiir kitabının pek ünlü şiirlerinden birinin adıdır Suna Su. bunun haricinde daha pek çok şiirinde yer alan bir karakterdir. Bu şiirlerde karanlıktan korkan, pek çabuk üşüyen, hayalleriyle oyalanan zarif bir kız portresi karşımıza çıkar. Gerçekte ise Attilâ İlhan’ın, “Acaba yanlış zamanda yanlış yerdeki doğru kız mıydı?” şeklinde tanımladığı eski aşkıydı Suna Su. Kız kardeşi Çolpan İlhan’nın sınıf arkadaşıydı. Onu görür görmez etkilenmişti, ona göre Suna Su’nun “güzelliğinde bir Meryem tablosu safiyeti “ vardı. Suna Su, Attilâ İlhan ile her iki tarafı da alt üst eden fırtınalı bir ilişki yaşadı. Attilâ İlhan Paris ile İstanbul arası mekik dokurken, Suna Su İzmir’deydi. bir uzak mesafe trajedisiydi ilişkileri; mektuplarla ilerlemişti. Sonra bir vakit babası durumu öğrenir ve Attilâ İlhan’la buluşarak, onu uzunca dinledikten sonra, “İyi de evlat neyle geçineceksiniz?” şeklinde gerçeği yüzüne çarparcasına bir soru sorar. İlhan da durumun vehametinin farkındadır. Ancak kör kütük aşık olmuştur bir kere. Suna Su’ya bir mektup yazarak “Rujunu da al gel!” şekinde çağrıda bulunur. Ancak yıllarca ne bir ses, ne bir mektup ne de kendi gelir! Yıllar sonra anlaşılır ki ailesi Suna Su’nun Attilâ İlhan’a kaçacağından korkmuş ve kızlarını Anadolu’da bir subay olan abisinin yanına göndermişler. Böylece Suna
3- Maria Missakian: Yine Yağmur Kaçağı adlı şiir kitabında yer alan enfes şiirlerden biri ve o şiirin adandığı bir başka Attilâ İlhan kadını. Attilâ İlhan o sıralar Paris’tedir. Genellikle yazarların takıldığı bir kahvede yeni kitabı üzerinde çalışmaktadır. Başını kaldırdığında, “piyano siyahı saçları omuzlarına dağılan, seyrek ve dağınık kaşlı, kıvırcak kirpikli, hafif çekik lacivert gözleri hülyalı, karanlık saçlarında mıknatıslı mavi çakıntılar, neredeyse saydam beyaz bir ten” şeklinde tarif ettiği bir kız: Siz Türk müsünüz? şeklinde ani bir soru sorar. Sonrasında ailesinin Türkiye’den göçmüş bir Ermeni olduğunu söyler. İşte böylece tarihin gördüğü en imkansız aşklardan biri alev almıştır bile. Maria çok yoksuldur, Attilâ beş parasız. Attilâ İlhan, Nazım Hikmet’i Kurtarma Hareketi’nde bir sosyalist, Maria ise bir silah dükkanında tezgahtardır. Birisi Ermeni, diğeri Türk’tür. Ancak yine de birbirlerine aşık olan ikilinin ilişkisi iyice derinleşecektir. Attilâ İlhan, Maria’nın çalıştığı yere yakın bir kahvede çalışmaya başlar. Artık Maria her öğle arasında sandviçiyle yanındadır. Sinemalarda, kahvelerde ve sokaklarda iyice büyüyen ilişki, Attilâ’nın Türkiye’ye dönmesi gerektiği için yara alır. Maria ise Londra’da bir iş bulup oraya gider. Attilâ onu Türkiye’ye getirtmek için her yolu dener ancak acımasız bürokrasi buna izin vermez. Zira Maria’nın ailesi Osmanlı’dan izinsiz kaçan siyasi mülteci oldukları için pasaport alamaz ve Türkiye’ye giriş yapamaz. Böylece destansı aşk, sonsuzluğa hapsedilir. Yıllar sonra Attilâ İlhan’ın abisi Maria’yı arayıp bulur; onunla konuşur. Sonrasında ülkeye dönen abisi, doğruca Attilâ’nın yanına gelir ve: Maria’nın selamı var, der. Hayırsız bir müzisyenle evli, iki de çocuğu olmuş, biraz fazlaca içiyor. Seni konuşurken gizlice ağladı. Bunun üzerine Attilâ İlhan, Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp ona gönderir.
ŞART KOŞARAK EVLENDİ
Türk edebiyatının yazar ve şairleri özel hayatlarıyla pek çok kez ilgi odağı olmuştur. Kimisi sevdiğine yazdığı şiiri, romanıyla dikkat çekerken kimisi de sevdiğiyle evleniş şekliyle dikkat çekmiştir. Bugün dedikodusunu yapacağımız şairimiz evlenirken eşine “Seninle evlenirim ama üç tane şartım var.” diyerek şart koşan Attilâ İlhan’dır. Attilâ İlhan edebiyatımızın en donanımlı sanatçılarındandır. Şair, yazar, senarist, gazeteci pek çok sıfata sahip bir sanatçıdır.1968 yılında Attilâ İlhan kalıplaşmış bir kuralı yıkarak hayatını birleştireceği Biket İlhan’ın teklifine koşullu evet demiştir. Evlenmek için üç şart sunan Attilâ İlhan’ın şartları:
-Akraba ziyaretlerinden hoşlanmam.
-Araba almam.
-Çocuk istemem.
Biket İlhan bu şartları kabul etmiş ve ikili evlenmiştir. 15 yılın sonunda Biket İlhan çocuk sahibi olmayı istemiş, Attilâ İlhan ise şartlarına bağlı kalmayı seçmiştir. Bu yüzden ikili ayrılmıştır.
