Gerçek bir hayat hikayesidir

anamın suskunluğunda saklıydı geleceğim…

Adım delal…

İsmi cennet bahçesi olup da kendisi cehennemini hep içinde taşıyan, sürekli başı önde, gündelikçi firdevsin kızı delal.

Ahırda doğurmuş beni anam. Süt sağmaya girmiş, otuz üç baş hayvanın arasına yatmış, tırnaklamış toprağı, bir başına doğuruvermiş… Karanlıkta doğanın bahtı kara olurmuş. Benimkisi ak olsun diye dua ederdi anam.

On kardeşin üçüncüsü, simsiyah, uzun saçları geceyle yarışan, anasının ay parçası delal…

Okul sıraları yerine bağa, bahçeye koşulmuş… Sınıf yerine ahırdaki onlarca hayvanla yarenlik etmiş… Okula gitmeyi her istediğinde yediği dayaklarla uslanmamış, seher sabahlarına gözyaşı emanet etmiş delal…

Bayram sabahlarını yalın ayak, eskimiş giysilerle karşılamış, anam üzülmesin deyi, kuytu köşelerde yoksunluğuna içli içli ağlamış delal…

On yaşında gördüm ilk adetimi. Saklandığım sedirin altında korkudan titreşirken, anam durumu anlayıvermişti hemen. Çekti beni sedirin altından, yüzümü avuçladı, güneşten sıcaktı gülümseyişi; “Korkma. Sen artık kadın oldun.”

Sordum; kadın olmak ne demek? Uzun bir sessizlikti anam. Anamın suskunluğunda saklıydı geleceğim.

Adım delal…

On üçümde mahalleden çocuklarla körebe oynarken görmüş beni. Görmüşte pek beğenmiş. Ertesi gün vakit öylene devrilende, tek göz evimizin avlusunda anam saçlarımı tararken, gürültüyle açıldı avlu kapısı. Eli silahlı beş kişinin önünde duruyordu. Çekip aldı beni anamın sıcacık koynundan. Çekip aldı. On üçümde… Ben haykırdım, anam yalvardı. Dinlemedi. Anamın feryatları hala kulaklarımda; “O daha küçücük bir çocuk. Yalvarırım beyim, sana kadın mı yok…”

At sırtında günlerce sürdü yolculuğumuz. Köyümden çok uzaklara götürüldüm. Ağlamaktan bitap, uyuyakalmışım. Gözümü açtığımda şafak sökmek üzereydi. Büyükçe bir yatakta yatıyordum. Her yanım ağrıyordu. Kocaman kıllı eller bedenimde gezinmekteydi hala. Çıplaktım. Korkuyla sinip kaldım, öylece. “Korkma, sen artık kadın oldun. Benim kadınım…”

Kadın olmak ne demek, kaç kere kadın olunur?

Gün doğdu, battı, güneş ayla kucaklaştı… Derviş ağanın ter kokan koca cüssesi her gece çocuk bedenimdeydi. Gürültüyle giriyordu içime, kanıyordum her defasında. Unuttum. En çok kanayan noktam, en çok ağrıyan yanım, neresiydi?

Adım, delal…

On üçünde yedi köyün ağası derviş beyin kapatması, on dördünde oğlunun anası… Odanın dışına çıkması yasaklanmış, yıllarca ağasından gayrı insan yüzü görmemiş delal…

Bir daha dönemedim köyüme. Tek göz evimizin avlusunda koşuştururken attığım sevinç çığlıklarına asılı kaldı düşlerim. Bir daha hiç görmedim anamın yüzünü. O gün bugündür bakmadım aynalara. Zira, suretim paramparça. Kaçtım suretimden. Anamın, kardeşlerimin suretinin eksik parçalarını aradım yıllarca. Bulamadım hiçbirini.

Sahi, nasıl kokardı anam. Yanaklarımı okşarken nasıl bakardı gözleri. Nasıl severdi beni. Ay parçam derken titrer miydi sesi. Anımsamıyorum artık. Unuttum yüzünü anamın. Sesini, ellerini, solgun bir çiçek gibi yumuk gövdesini unuttum. Bir daha taramadı saçlarımı anam. O gün bugündür taramıyorum ben de. Unuttum boyunu saçlarımın, rengini unuttum.

Kulağımda anamın her gece uyurken anlattığı masallar, çığırdığı türküler. Ondan öğrendiğim masallar çocuklarımın kulağında şimdi. Anamdan bana kalan, anımsayabildiğim tek şey, masallar…

Adım delal…

Simsiyah, upuzun saçları geceyle yarışan, anasının ay parçası delal…

Babası askerden dönende, yazılır denmiş. Sonrasında unutulmuş, yok sayılmış, nüfus kayıtlarında adı olmayan delal.

Kırk birinde on altıncı çocuğuna gebe. Hep yenik, hep ezik, hep suskun delal…

Efendimin bakışlarında bedenimi seyrederim her gece. Kendi bedenime her dokunduğumda eksilir bir parçam. Anlarım. ‘Bir daha kendimden yana gelmem mümkün değil.’

SİZİ SEVİYORUM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir