KİTAP DOSTLARI VE DÜŞMANLARI
“KurÅŸunkalemle sayfa kenarlarına kitabın canını acıtmadan notlar almak faydalıdır. Nitekim sahaflarda haÅŸiyeli kitaplar daha yüksek fiyatlara alıcı buluyor.
Kitap kurtları acemi mücellitlerden ve yıpranmış ucuz ciltlerden hiç hazzetmez, sayfaları kolay çevirmek için parmak ıslatanlardan nefret ederlermiş. Ben de sahaflardan kitap alırken sayfaların üst kısımlarının uçlarında tükürük lekesi fark edersem, sahip olmayı çok arzuladığım bir kitap bile olsa, satın almaktan vazgeçerim. Kitapların açık bırakılmaması, açık haldeyken birbirinin üzerine konulmaması, kitap arasında çiçek miçek kurutulmaması, çeşitli kitapların bir arada ciltlenmemesi, tozlarının kirli paçavralarla alınmaması, içlerindeki şekil, harita, illüstrasyon ve fotoğrafların asla çıkarılmaması da kitapseverliğin başlangıç ilkeleriymiş.
Bu ilkeleri benimsemiş bibliyofiller, incelemek ve ihtisas sahibi olmak için kitap edinirler. Bibliyomanlar ise sadece toplar ve sahip olmanın hazzını yaşarlar. Kitap deliliği çok ileri noktalara varabilen bir hastalıktır.
Bibliolatry ise kitaba tapınmayı ifade eden bir terim. Bazıları bilgilerin iki kapak arasına girince kudsiyet, dolayısıyla dokunulmazlık kazandığını zanneder, “Kitapta öyle yazıyor!” derler ya…
Biblio-kleptomaniac’lar, yani kitap hırsızları ayrı bir bahis. Bir İngiliz lordu kitap hırsızlığıyla meÅŸhurmuÅŸ; bir keresinde bir ÅŸatodan yazma bir İncil çalarken yakalanmış ve iki yıl hapse mahkûm edilmiÅŸ. Bizde de kitap meraklılarının isimlerini çok iyi bildiÄŸi, kütüphanelerini “yürütme” kitaplarla kurmuÅŸ usta hırsızların bulunduÄŸunu kaydetmekle yetiniyorum. Kütüphanelerden ödünç aldıkları kitapları asla iade etmeyen meÅŸhurlar da var.
*
İnsanların kitapla iliÅŸki biçimleri bunlarla sınırlı deÄŸil. Kitap saklayanlar, kitap yakanlar ve kitap yırtanlar da vardır. Not almaya üşenip gazete, dergi ve kitap sayfalarını yırtarak veya jiletleyip alarak baÅŸkalarının faydalanmasına mani olanlar da az deÄŸildir.” (BeÅŸir AyvazoÄŸlu, 11.01.2020-Karar)
*
HIRSIZ VE KİTAP
Bir iş hanında 15 dükkândan sadece 1 tanesi soyulmamış. O da kitapçı dükkânı.
Kitapçı hırsıza soruyor:
“Neden benim dükkânı soymadınız?”
Hırsız:
“Abi kitapla bizim iÅŸimiz olsaydı hırsız olur muyduk?”
*
SAHAF
Sahaf’ın sözlük manası; kökeni Arapça dilinden gelmektedir. Suhuftan geliyor, “Genelde kullanılmış, eski kitap satan kitapçı” demek.
Sahaf, genel anlamıyla eski, artık basımı yapılmayan ya da ikinci el dergi ve kitapların alınıp satıldığı veya başka bir kitapla değiştirildiği küçük işletmeler ile bu mesleği yapanlardır. Bu tür kitap satış noktalarını, mekanlarını diğer benzerlerinden ayıran en büyük özellik ikinci el ürünlerin bulunabilmesi ve takas yöntemiyle ticaretin gerçekleşebilmesidir. Özellikle artık basılmayan, kısıtlı sayıda basılan fakat güncelliğini koruyan, ihtiyaç duyulan ya da tarihi önemine ilişkin olarak bir değer taşıyan her türlü basılmış eser bu alışverişin konusu olabilir. Sahaflar, bilimsel veriye ulaşabilmenin kütüphaneler dışındaki kaynak sağlayıcıları olabileceği gibi, tarihtekileri ve bellektekileri somut verilerle günümüze taşıyan önemli sosyo-kültürel mekanlardandır.
Bizde sahafların önemi daha çok öne çıkıyor. Özellikle çok satmayan kitaplar bir daha basılmıyor, bu açıdan da sahaflara ihtiyacımız var. Hele bazı kitapları kütüphanelerde de bulmak mümkün değil.
“Sahaflık; ölenlerin kitaplarını alıp, ölecek olanlara satma sanatıdır.”
*
KÜLTÜREL HAFIZANIN BEKÇİLERİ SAHAFLAR
Sahaflar eski kitapların meraklılarıyla buluştuğu mekânlardır. Ayrıca kültürel hafızamızın da bekçileridir.
Eski kitaplar, içinde yazılı olanların yanı sıra başka şeyler de anlatır okuyucularına. Sayfalardaki altı çizili kelime ya da satırlar, o kitabın daha önce kime ait olduğu ve kimler tarafından okunmuş olduğu hakkında bilgi verir. Acaba okuyan nasıl bir hayal alemine dalmış ve hangi düşüncelere kapılmıştır? Sonunda sahaflara nasıl düşmüştür?
Sahaflarda “Çok satanlar” deÄŸil, “nadir bulunanlar” yer bulur. Artık çıkmayan bir dergiyi ya da bir eserin ilk basımını bulabilmek mümkündür.
SAHAFLAR ÇARŞISI
“Sahaflar Çarşısı’nın, Cumhuriyet tarihi boyunca 1928 öncesine açılan zaman tünellerinden biri olduÄŸunu söyleyebilirim. İlim adamlarının, yazarların ve her çeÅŸidinden kitap meraklısının haftada birkaç defa uÄŸradığı, zaman içinde kendine has gelenekleri teÅŸekkül etmiÅŸ, kitaptan iyi anlayan, araÅŸtırmacılara yol gösteren ve nadide kitapları yüksek fiyatlarla satarak çok para kazanmayı deÄŸil, makul fiyatlarla ehline satarak ilim dünyasına kazandırmayı tercih eden deryadil kültür adamlarının sahaflık ettiÄŸi, kapısından girer girmez sizi tarihin ve kültürün derinliklerine çeken otantik bir çarşıydı bu.
*
Ahmet Hamdi Tanpınar ise Huzur romanının hemen başında kahramanı Mümtaz’ı eskilerin “Sahaflar içi” dedikleri bu sokaktan geçirtmiÅŸti: “Sahaflar içinde kitap karıştırmak, tanıdığı kitapçılarla konuÅŸmak, sıcak günden ve sert aydınlıktan çarşının birdenbire insanı kavrayan loÅŸluÄŸuna ve serinliÄŸine girmek, bu serinliÄŸi çok arızî bir hal gibi teninde duya duya yürümek hoÅŸuna giderdi.”
*
Kıssadan hisse: Kitapları hapsederek ulaşılamaz hale getirmeyi kültür cinayeti olarak görenlerdenim. Günümüzde de nadir kitapları ve belgeleri toplayıp koleksiyonlar oluÅŸturan zengin koleksiyonerler var. Bunların bir kısmı, hem satın aldıkları kitapları hapsediyor hem de piyasayı haddinden fazla yükselterek bu kitaplara asıl ihtiyaç duyanları çaresiz bırakıyorlar.” (BeÅŸir AyvazoÄŸlu, 01.02.2020-Karar)
