Devrilenlerin çıkardığı sese karşıtı depremin uÄŸultulu sesi. Durmuyordu. DuracaÄŸa da benzemiyordu. Kararlıydı yıkmaya gelmiÅŸti. Öyle de oldu;Â
ALİ YOLCU
Öncesi de vardı; 2020, 2021 ve 2022’nin ilk yarısı kederle geçti. İnsanlar korkularından dışarı çıkamadı. Nefes alırken bile tedirgindi herkes. Birbirlerine şüphe ile bakarak ve birbirlerinden korkarak yaşadılar. Kardeş kardeşten, çocuk anneden kaçtı. Aylarca sürdü bu. Emperyalist güçler başarmışlardı. İnsanlar çok korkmuştu. Sahte virüs herkesi çok korkutmuştu. Mesafeler açıldıkça açıldı. Herkes kendi evinde hatta mümkünse ayrı ayrı odalara hapsoldu. Çaresiz, yalnız, üzgün…
2023 yılının çok iyi geçeceğine herkes inanmıştı. Virüs salgını güya sonlanmış yeni bir yıla yeni umutlarla girecektik. Öyle de oldu aslında. Büyük kutlamalar yapıldı. Kederin, üzüntünün, yalnızlığın sonu olarak görüldü 2023!
Herkeste yeni bir heyecan vardı. İki yıl boyunca yapamadığını yapacak, sevdikleriyle daha çok zaman geçirecek, gidemediği yerlere gidecek hatta daha az çalışacaktı. Ancak bu heves sadece 35 gün sürdü!
35 Gün!
O akşam hava soğuktu. Kış mevsimiydi ne de olsa. Yağmur sicim gibi akıyordu. Uğultulu rüzgâr pencere camlarını zorluyordu. Yağmur damlaları cama daha hırçın vuruyordu. Gökyüzünde ki bulutlar bile canavar şeklini almıştı. Her taraf çok daha karanlıktı. Belli ki bir şey olacaktı. Olmakla olmamak arasında gidip gelen bir şey. Bir çoğumuz bu duygularla yatağa girdik. Gök gürültüsü uyandırsa da bazen, derin bir uykuya daldı Hatay. Çok derin bir uyku! Birçoğu için bir daha uyanamayacak derinlikte bir uyku!
Ve o saat!
Uykunun en derin olduÄŸu saat; 04. 17.
Önce sadece yokladı Hatay’ı o korkunç gelen!
Sonra gittikçe hızlandı.
Bina duvarları gidip geliyordu.
Tavanda ki lambalarda bina duvarları ile…
Sonra öyle bir hızlandı ki, dillerde sadece Allah’ı bırakacak kadar!
Mutfak dolapları, büfeler, televizyon, tabak, çanak devrilebilecek ne varsa devrilmeye başladı. Devrilenlerin çıkardığı sese karşıtı depremin uğultulu sesi. Durmuyordu. Duracağa benzemiyordu. Yıkmaya gelmişti. Öyle de oldu!
Yıktı!
Yıktığı sadece binalar değildi!
İşimizi, aşımızı, sevdiklerimizi elimizden aldı.
*
O an hiç unutulur mu?
Kucakların da çocuklarıyla kaçışan anneler!
Enkaz altında ki kızını tırnaklarıyla kazıyarak çıkarmaya çalışan baba.
Bir kolu enkazın altından görünen çaresiz oğul!
Komşumuzun çığlık sesi!
O an hiç unutulur mu?
Her yerde ama her yerde sadece kocaman bir çaresizlik vardı!
4 Gün süren çaresizlik!
Ölenin öldüğü, kalanın ise yine öldüğü 4 gün!
Aç, susuz, telaş ve korku içinde geçen o 4 gün!
O 4 gün hiç unutulur mu?
*
Biz 4 gün ile sınırlı kalacağını sanıyorduk. Ancak ne yazık ki öyle olmadı.
O 4 günün üzerine onlarca adet 4 daha eklendi.
Yokluk sefalet ve açlık içinde…
Bugüne gelindiğinde ise 11 ay geçti.
İlk 4 gün ölümümüzü bekleyenler, geçen bu aylar içinde varmış gibi davrandılar.
Yardımları dağıtırken bile ötekiler, berikiler diye dağıttılar!
Unutulur mu?
acımıza acı katan basiretsizler?
