Yazısı dizisi (2)
Yaş 22. Tunceli Hozat ilçesinde yaptığım askerliğim sona erdi. Sabah saatlerinde Nizamiyeden 3 arkadaşımla çıkış yaptık. Geri dönüp Nizamiyenin kapısına baktım. Sanki 18 ay orada kalan ben değilmişim gibi geldi bana. Dün gibi buraya gelmiş ve bugün gibi ayrılıyordum. Sabah erken saatleriydi. Tunceli ve kaldığımız ilçe Hozat kar altında. Bir adet kahvehanenin ışığının yandığını gördük. O kahveye geçtik ve günün ağarmasını bekledik. Terör bölgesi olduğu için istediğin her saatte yola çıkamıyorsun. Zaten bir tek otobüs vardı ve sabah 09’ dan önce hareket etmiyordu. Çay içe içe sabah 09’u yaptık. Bir an önce oradan ayrılmak istiyorduk. Hemen ayrılmazsak bir şey olacak ve bizi geri çağıracaklar gibi geliyordu. Nihayetinde eski ve kırmızı boyalı otobüs bir saat gecikmeyle hareket etti. Bir saatlik yolculuktan sonra Keban Barajına geldik. 15 dakikalık bir feribot yolculuğundan sonra Elazığ ve daha önce biletini kestirdiğimiz otobüsle akşam saatlerinde Antakya’ya doğru yolculuk!
Sabah 6 gibiydi. Antakya eski Terminaline indim ve yaklaşık 30 dakika yürüyerek Çekmece köyüne vardım. Evimizin kapısına geldiğimde içimi bir heyecan bastı. 18 aydır görmediğim evim. Annem, kardeşlerim, komşularımız hepsini ama hepsini çok özlemiştim.
*
Askerlik bitmişti ve yeniden Antakya’daydım artık. İş aramaya başladım. Bu aylarca öyle sürdü. İş bulamadığım için param da yoktu. Annemin gizliden cebime koyduğu 5 liralık harçlıkları daha sonra görür ve çok duygulanırdım. Ama ne ben anneme o parayı gördüğümü, ne de annem o parayı cebime koyduğunu birbirimize hiç söylemedik. İş sorunum yaklaşık 6 ay kadar sürdü. İş aramaktan bunalmıştım artık. Ne yaptımsa iş bulamıyordum. Çaresiz bir şekilde kıvranırken teklif o zamanlar Hatay’ın ilk Harita Mühendisi olan amcam Zeki Yolcu’dan geldi. Kendisi aynı zamanda Harita Kadastro Mühendisleri Odası Hatay temsilcisiydi. Orada çalışmak istemiyordum ama çaresizdim. İşe ve paraya ihtiyacım vardı. Annemin sabahları gizlice cebime koyduğu 5’er liralık harçlıklarla daha ne kadar idare edebilirdim ki? Amcam da işe başladım ama mutlu değildim. Amcam biraz soğuk bir insandı ve amca gibi davranmıyor gibi geliyordu bana. Bunu küçüklüğümden beri hep öyle hissederdim. Nitekim amcam da yapamadım ve 2 ay sonra dönemin önemli iş insanlarından Remzi Gündoğan’da işe başladım. Benim hayatımda önemli bir kesit oluşturan Remzi Gündoğan ve çocukları Cemal ile Riyad Gündoğan’ın da bulunduğu aynı iş yerinde yıllarca çalıştım. Kurumsal bir şirket değildi ve orada çalışan herkes her işi yapıyordu. İç Muhasebe, Şoförlük bazen temizlik bazen de çay ve kahve işini yapıyordum. Daha iyi para kazanıyordum ve insanları da daha iyi gözlemleyebiliyordum. Hayatı biraz da orada öğrendim dersem doğru söylemiş olurum…
*
Evlilik yaşı gelmişti ama kısmet olmuyordu. Annem ve çevremde ki büyüklerim evlenmem için bana baskı kuruyordu. O dönem böyleydi. Büyükler ne derse o oluyordu ama ben çok istekli değildim. Önceleri sevdiğim iki kız olmuştu. Cemile ve Nurten. Ama onlara hiçbir zaman sevdiğimi dahi söyleyememiştim. Hele Cemile’nin ağabeyi ile arkadaşlık kurarak evine kadar defalarca gittim onunla konuştum ama sevdiğimi hiçbir zaman söyleyemedim. Nurten’de ise durum daha farklıydı. Onunla hiç konuşmadan aylarca işe giderken takip etmiştim. İş dönüşü yine onu bekleyip evine kadar takip ederdim. O zamanlar öyle bir şey vardı, ‘Takip’ erkekler sevdikleri kızları sevdiğini söyleyemezdi ama her fırsatta takip ederek bir nevi onunla birlikteymiş hissine kapılırlardı. Bu ve benzeri hikayeler böyle geçerdi. Erkekler kızı severdi ama çoğu kere kızların bundan haberi bile olmazdı. Sonra onlar evlenir giderdi. Erkeklerde güya yas tutardı. 90’lı yıllar yani…
Yaş 23’ü aşmıştı.
Bir gün sabah saatlerinde işe giderken daha önce hiç görmediğim bir kız. Saçları simsiyah beline kadar uzundu. O gün sadece yürürken arkadan görmüştüm. Bir başka kız daha vardı yanında.
O gün yeni bir takip hikayesinin ilk günüydü. Daha sonra bu takibi günlerce tekrarladım.
Altüst kot giymeyi, saçlarını beline kadar bırakmayı ve sabahları elma yemeği seven esmer kız!
Onunla konuşmayı istiyordum ama nasıl? Bu zordu ve pekte mümkün görünmüyordu. Bir gün yine takipteyken onların evlerinin başında ki sokakta Fadıl Düzgün adında bir bakkalcı vardı. Zaten neredeyse her zaman ondan alışveriş yaptığım şirin bir amcaydı. Kızın evi de hemen bitişikleriymiş. Dikkatini çekmiş olacak ki bana dönerek istersem yardımcı olabileceğini ailesine söyleyebileceğini söyledi. O an ‘Hayır. Ben hallederim’ türünden bir şeyler dedim ama aslında istiyordum. Meğer Fadıl amca o gün soluğu kızın ailesinde almış ve durumu anlatmış. Hatta ailesi ‘Gelsin görüşelim’ türünden bir şeyler bile söylemiş. Fadıl amca bana bunu söylediğin de kalbim daha hızlı çarpıyordu. Artık o kızı tanıyordum. Saçlarını, yüzünü yürüyüşünü, çalıştığı işyerini, takıldığı arkadaşı gibi birçok şeyi biliyordum. En zor olanı vardı yolda. Onunla konuşmak. Birebir konuşmak ve her şeyi anlatmak. O esmer ve uzun saçlı kızın daha sonra benim hayatım da uzun yıllar yer alacağını bilemezdim.
