Evimizin çatısı kiremitti. Kış mevsiminde yağmurla kiremit sesleri birleştiğinde nasıl güzel bir tını çıkarırlardı anlatamam. Tıngır mıngır seslerin eşliğinde, odun sobasının kırmızılığında uyurduk. Her zaman odun sobasının üzerinde sıcak su tenceresi mutlaka olurdu.
ALİ YOLCU
Her Antakyalı bilir annelerimiz, teyzelerimiz, ninelerimiz ellerinde bir bıçak ile bağ tarla dolaşırdı. Her o otlardan gördüklerinde bıçağı toprağın yüzeyine otların köküne gelecek şekilde vurur ve hafifçe sıyırırdı. Ot ellerinde kalırdı. Torbalara doldurulur evlerine getirirdi. Eve döndüklerinde neredeyse bir çuval dolusu otu yıkadıktan sonra yine bıçak yardımıyla ince ince doğrayıp, kuru soğanla harmanladıktan sonra zeytin yağı ile kavurup afiyetle tüm aile yerdi. Hele ki üstüne limon sıkarsanız tadı damağımızda kalırdı. Yeşil soğanla birlikte yerdik biz. Annem evimizin önünde ektiğimiz yeşil soğandan bir demet koparır getirirdi. Tabi o zamanlar yani benim küçüklüğümden söz ediyorum ki; öyle her yeşil soğan, nane, maydanoz lazım olduğunda bakkala falan gidilmezdi. Hemen hemen her evin önünde çok rahatlıkla bulanan şeylerdi. Limonda öyle. Her evin bahçesinde bulunan bir narenciye çeşidiydi…
Bugün yaşlı bir teyzemize denk geldim. O da toprağa eğilmiş ve o otlardan koparıyordu. Tıpkı annemin 45-50 yıl önce yaptığı gibi. Çok mutlu oldum. İçimi garip bir his kapladı. Ona yaklaştım ve selamlaştım. Ne topladığını sordum; GÖMEÇ adı Gömeç dedi. Nasıl yapıyorsunuz diye sorunca annemin 45 yıl önceki tarifini verdi; Güzelce yıkıyoruz, sonra dilimliyoruz ve en son zeytinyağı ile kavurup soframıza geliyor. Limon da sıkıyoruz. Ben ekledim; Yeşil soğan teyze, yeşil soğan yanında gitmez mi? Evet dedi çoğu kere biz de öyle yapıyoruz. Bir an o eski güzel yıllara döndüm. İnsanların güzel olduğu, doğanın güzel olduğu, hayvanların güzel olduğu mevsimlerin gökyüzünün, akan nehirlerin, yemyeşil bitki örtüsünün olduğu o yıllar.
Sanıyorum 8, 10 yaşlarındaydım. Bugün 3 oda bir salon evlerimiz yerine iki gözlü bir evimiz vardı. Çatısı kiremitti. Kış mevsiminde yağmur yağdığında nasıl güzel bir ses çıkarırdı o kiremitler anlatamam. Tıngır mıngır seslerin eşliğinde, odun sobasının kırmızılığında nasıl da uyurduk. Her zaman odun sobasının üzerinde sıcak su tenceresi mutlaka olurdu. Evin sıcak su ihtiyacı öyle karşılanırdı. Geceleri çok oturulmazdı. Erken yatılırdı. Sabah en geç 05.00 gibi uyanılır ve tarlalara gidilirdi. Yağmur bile olsa bu saat değişmezdi. Bir defasında kar yağmıştı ama babam yine tarlaya gitmiş ve sebzelerin üzerinde ki karı temizlemişti. Evimizin önünde ki bahçede neredeyse her türlü meyve ağacı ve sebze türleri ekilirdi. Ama ön çok turp ve tere otu ekerdi babam. Sabahın buz gibi havasında tere otu ve turp yıkamışlığım çoktur. İyice çamurdan arındırılan ürünler Sebze Haline götürülür ve orada satılırdı. Elde edilen para ile evin ihtiyaçları giderilirdi. Üretim vardı yani üretim. Bugün artık neredeyse hiç olmayan. Her evin ahırında bir inek ve beslenen birkaç öküz olurdu. Tavuklar ise vazgeçilmezdi. Taze yumurta en zengin besin kaynağımızdı. Tarlamızın hemen bitiminde Hanna deresi var. Yaz kış akardı. Yaz mevsimlerinde vazgeçilmez eğlencemizdi. Kendimizin oluşturduğu havuzlarda saatlerce yüzerdik….
Neyse çok güzel anılardı. Bugün gömeç adı verilen o ot çeşitlerinden nereye geldik. Tutmazsanız devam edeceğim. Bugün o otlara gömeç deniyor. Biz ise o günlerde ŞKEYYİK, HMMAYDA, BIKKAYLİ, İCİR El ASFUR, HIBBEYZİ gibi isimlerle tanırdık.
