HABER MERKEZİ
Hatay’da her yoğun yağış sonrası yaşanan su birikintileri ve taşkınlar, sıradan bir altyapı sorunu değil. Uzmanlara göre bu durumun temelinde, yıllar önce kurutulan Amik Gölü yatıyor.
1940’lı yılların sonunda başlatılan ve 1970’lerin ortasında tamamlanan kurutma çalışmalarıyla yok edilen göl, bölgenin doğal su toplama alanıydı. Bugün ise aynı alan, her yağışta yeniden suyla dolma eğilimi gösteriyor.
Amik Ovası, çevresine göre en düşük kotta yer alan bir havza. Bu nedenle yağmur suları ve dağlardan gelen akışlar doğal olarak bu bölgede toplanıyor. Göl kurutulmuş olsa da, suyun yöneldiği alan değişmedi.
Kurutma sürecinde açılan drenaj kanalları, normal şartlarda suyu tahliye edebiliyor. Ancak yoğun yağışlarda bu sistem yetersiz kalıyor. Toprağın suya doygun yapısı da eklenince, ovada geçici göllenmeler kaçınılmaz hale geliyor.
Uzmanlar, bölgenin hâlâ bir “eski göl yatağı” olduğunu vurguluyor. Bu durum, zemin yapısının suyu tutma eğilimini artırırken, taşkın riskini de yükseltiyor. Yani yaşanan su baskınları bir sürpriz değil; aksine doğanın kendi dengesini yeniden kurma çabası olarak değerlendiriliyor.
Bu gerçeklik, eski göl yatağı üzerine yapılan yatırımları da yeniden tartışmaya açtı. Özellikle Hatay Havalimanı gibi projelerin, riskli zemin üzerinde yükseldiği eleştirileri uzun süredir dile getiriliyor.
Nitekim 6 Şubat Depremleri sonrası yaşanan su baskınları, bu risklerin somut bir göstergesi olarak değerlendirildi.
Bilim insanlarına göre Amik Havzası’nda yaşanan bu su birikintileri geçici değil, yapısal bir durum. İklim değişikliğiyle birlikte artan aşırı yağışlar da bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor.
Bu nedenle yalnızca drenaj sistemlerini genişletmek yeterli görülmüyor. Uzmanlar, havzanın en azından bir bölümünün yeniden sulak alan olarak düzenlenmesi gerektiğini ifade ediyor.
