Ölümünün ardından… NİHAT ASLANYÜREK: Cin Kubbesi

Yaşasın “ğazzam, çan, ezan, hazzan” yaşasın kardeşlik, yaşasın barış… Yaşasın.” Ölümünden sonra telefonumdan numarasını dahi silmeye kıyamadığım ve bana gönderdiği mesajlarından yukarıdaki sözünü sizinle paylaşmak istedim.

Nihat ASLANYÜREK: 21 Nisan 1950 tarihinde Hatay’ın Antakya ilçesinin Harbiye nahiyesinde doğmuştu. Harbiye İlkokulu’ndan mezun oldu. Merkez Ortaokulu’nda bir sene okudu. Daha sonra müteahhit babasının inşaat işlerinde çalıştı. 1972 yılında Harbiye Hidrroelektrik Birliği’nde işçi olarak çalışmaya başladı ve aynı yerden emekli oldu. Kardeşi Prof. Dr. Semir Aslanyürek’in teşviki ile yazmaya başladı. Yayınlanmış bir kitabı bulunmaktadır. 13 Kasım 2020 tarihinde vefat eden dostum, ağabeyim Nihat Aslanyürek dört çocuk babasıdır.

Mavi renkli motosikletini, esprilerini, haksızlığa karşı sesini yükseltişini, sohbetini unutmak mümkün değil. 21 Aralık 2012 tarihinde kaybettiğimiz usta yazar Burhan Günel ağabeyimi de anarak bir sözü ile yazıma devam ediyorum: “Mümkün değil getirmek sonsuzluğa gideni…” Aramızdan sonsuzluğa ayrılan Burhan Günel, Ali Yüce, Süleyman Okay yanı sıra dostumuz, eşimiz, babamız, kardeşimiz, ağabeyimiz Mehmet Ali Akyüz ve Nihat Aslanyürek’’i geri getirmek mümkün değil elbette. Ancak, onları, şiirleriyle, yazılarıyla, bizlere ve bizden sonrakilere bıraktıkları muhteşem eserleriyle yaşatmak bizim elimizde…

Nihat Aslanyürek ağabeyimin ölümünden önce “Cin Kubbesi” adlı kitabı ile ilgili bir yazı yazmış ve kendisi ile paylaşmıştım. Nasıl da güzel anlardı o dakikalar…

Cin Kubbesi üzerine birkaç söz:

Kayısı ağacının tepesine çık ve kendini boşluğa bırak. “Levallah ben okumayacağım” Anne, feryat figan, “baksana bey çocuk kendini öldürecek”. Neyse ki ayağının kırığı ile kurtardı bir önceki yaşamında Davut adlı Nihat Aslanyürek. Yetmişinde kitap yazacağını bilmiyordu. Eğitimin sadece dört duvar arasında diplomaya sahip olunarak olmayacağını göstermişti. Defne, Apollo’nun ruhlarının ışık olduğu -har bia- yöresinde akranlarıyla mahallede oynadığı oyunlar daha cazipti.

Her bir satırında kendinizi bulabileceğiniz, Defne’nin meltem rüzgârını içine çektiğinizi hissettiğiniz son derece güçlü anlatımlarla dolu bir kitap. Her türlü baskılara rağmen insan okumak isterse engelleyemezsiniz. On iki eylül zulmünü en derinden yaşayan halk teslim olmadı, yakmadı kitaplarını. Bu günler geçer, birbiri ile konuşmaya bırakılan kitaplar saklandıkları yerden çıkartılıp Defne’nin yürekli insanlarını aydınlatmaya devam eder düşüncesi hakimdi. Çocukluk yıllarıma denk gelen o yıllar benim de çok garibime gelmişti. Öylesine ki altlı üstlü aynı renk pijama giyenlerden bile korkardım. İyi ki kitaplar yasaklanmıştı. Kim bilir belki bu kadar okumayacaktık.

Cin Kubbesi” belleğimi harmanladı. İlk gün kitabın dörtte birini okumuştum. Düğün alanının, aynı gün kazılan küçük çukurlara dikilen geçici direklerin, ağaçların yardımıyla kablonun belirli aralıklarında konulan sarı lambalar ile aydınlatıldığı, düğün orkestralarının en yakın ağaca hoparlörlerini koyduğu güzel zamanlar… Ne güzel eğlenir, mutlu ayrılırlardı insanlar. Muhabbet, dostluk, paylaşım ve elbette ki saygı daha çok hâkim olan duygulardı.

Yöre kültürünü yazılı kaynaklarda kalıcı hale getirdi. Öylesine ki, şelalenin buz gibi suyunu ayaklarınızda hissedersiniz. “Cin Kubbesi” kitabının her paragrafında ayrı bir şiire rastlarsınız. Tasvirler öyle tanıdık ki kendinizi, yakınınızı, ananızı, babanızı o karakterlerde yerleştirir okumaya devam edersiniz.

Kitabı fazlaca yazmayacağım. Ama şunu net olarak yazabilirim ki: İyi ki yazmışsınız Nihat Abi. Belleğinizdeki anıları, hikâyeleri, yaşanmış olayları daha çok yazmalısınız demiştim yazımın sonunda. Sevgiyi, özgürlüğü, barışı yaşam tarzı seçen her okuyucu ilk ve tek kitabınızla sizi tanımaya devam edecek…

Son olarak yazımı rahmetli Nihat Aslanyürek ağabeyimin yazmış olduğu “Harbiye” adlı bir şiiriyle bitirmek istiyorum. Ruhu şad olsun…

HARBİYE

Baharında beyaz çiçeklere
bürünmüş güzel gelin
Her ağacın yeşil bir kubbe gibi duran
Peygamberlerin, sultanların diyarı
Darsuniy, Daruziy, Darmaşta, Darşaya
Defne’nin ortasında bir gül gibi duran
Sıcak yer, güzel yer, Harbiye…

Şimdi haramiler sofrasında meze
Her sokağın;
toz, çöp, çamur, pasaklı
Hayırsızların elinde tutsak
Asırlar boyu çağlayan sularını
sattılar, kuruttular…
Güzelliğini yok ettiler.

Tarihini kazıdılar
Kırdılar, yaktılar
Yeni mirasçılar,
eskilerden geriye kalanları
yok edecekler.

En güzel aşklara,
en büyük kahramanlıklara
sahne olan
Apollon seni seviyor, sana aşık
Benhur hâlâ burada savaşıyor…

Nihat Aslanyürek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir