Rönesans gibi bir kadın!

HABER MERKEZİ

Aşkın kelimelerle ifade edilemeyeceğini düşünenlerdenseniz, Nahit Fıratlı’nın hayatına bir göz atın. Şairlerin mürekkep dolu kalemlerini onun için salladığı, Rönesans tablosu gibi göz kamaştıran bu efsane kadın, aşk mektupları ve şiirlerle ölümsüzleşti. Gelin, Nahit Fıratlı’nın büyüleyici hikayesini birlikte keşfedelim.

Cahit Sıtkı, Orhan Veli, Sabahattin Ali, Edip Cansever, Ece Ayhan, Arif Damar, Cemal Süreya, Ahmet Muhip Dıranas, Turgut Uyar, Can Yücel gibi isimleri aynı cümlede toplayan şey, yaralarından akan edebiyattır. Ama onları bir araya getiren tek şey bu değil. Başka bir şey daha var, bir isim; “Rönesans gibi bir kadın”. Bu yazarların çoğunu kendine âşık etmiş, bir kısmıyla sevgili olmuş, ama hepsiyle arkadaş kalmış biri: Nahit Fıratlı.

İlk evliliğini eğitimci Halit Vedat Fıratlı ile yapmış, sonrasında ise şair Arif Damar ile evlenmiştir. İki evlilik arasında ünlü şair Orhan Veli ile de bir ilişkisi olmuş ve Orhan Veli, Nahit Fıratlı’ya olan duygularını şiirlerinde dile getirmiştir. Fıratlı, sadece Orhan Veli’nin aşkı olmakla kalmayıp Sabahattin Ali gibi önemli yazarların da ilham kaynağı olmuştur. Cemal Süreyya, Nahit Fıratlı’yı “Cumhuriyet döneminin küçük burjuva duyarlılığının anası” olarak nitelemiştir. Eski Çalışma Bakanı Samet Ağaoğlu ise onu “Rönesans gibi kadın” olarak tanımlamıştır. Orhan Veli, Nahit Fıratlı’ya olan sevgisini sadece şiirlerle ifade etmekle kalmamış, mektuplarında da onu “36 yıllık ömrünün en büyük sevdası” olarak adlandırmıştır. Ancak Fıratlı, sadece Orhan Veli için değil, Can Yücel, Edip Cansever, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ece Ayhan, Turgut Uyar ve Cemal Süreyya gibi birçok önemli şair ve yazar için de ilham kaynağı olmuştur. Nahit Fıratlı’nın hayatına dair ilginç bir detay ise, her zaman gençlik fotoğraflarının kullanılmasını ve hep güler yüzlü biri olarak anılmak istemesidir.

İŞTE RÖNESANS TABLOSU

Nahit Hanım, 1909 yılında Girit’te dünyaya gelir. Ancak henüz çok küçükken İstanbul’a dedesinin konağına taşınırlar. Burada ferah bir çocukluk geçirecektir. Erenköy Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirir. Ama o, felsefeden ziyade edebiyatla uğraşacaktır ve Ankara Kız Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak göreve başlar.

O yıllarda Nahit Hanım; gençliği, güzelliği ve zekâsı ile farklı bir auraya sahip, çevresindeki pek çok edebiyatçıyı etkileyen biridir. Kendisine dönemin tanınmış edebiyatçıları tarafından çokça şiir ve mektup yazılır. O Ankara’dayken, Cemal Süreya’nın tabiriyle Nahit Hanım’ın “ilk kavalyesi” olan Necip Fazıl, soğuk bir kış gecesi yazdığı mektubunda ona şöyle seslenir; “Bekliyorum, gel artık. Muhakkak, muhakkak… Her şey hazır, İstanbul, sis, yağışlı havalar, ev, oda, soba ve ben.” Ancak Nahit Hanım gelmeyecektir…

Sabahattin Ali de kendisini Nahit Hanım’a kaptıran isimlerdendir. Sabahattin Ali’nin kendisine yolladığı mektupları açmadan geri gönderen Nahit Hanım, bu platonik aşka kapıları kapatır. Aşkına karşılık alamayan Sabahattin Ali, Nahit Hanım için; “Beni en güzel günümde/Sebepsiz bir keder alır./Bütün ömrümün beynimde/Acı bir tortusu kalır” sözleriyle başlayan “Melankoli” şiirini yazar.

Bir süre sonra Ankara’da Yahya Kemal’in öğrencisi Halil Vedat Fıratlı ile evlenen Nahit Hanım, yaşamının sonuna kadar Fıratlı soyadını kullanacaktır. Bu evlilik sürerken tüm hayatı boyunca esas aşkı olan Orhan Veli ile ilişkisi başlar. Bu ilişki Orhan Veli’nin 1950’deki trajik ölümüne kadar devam edecektir. Veli’nin Nahit Hanım’a yazdığı mektuplar, 2014 yılında “Yalnız Seni Arıyorum” adıyla basılıncaya kadar da bu aşkın varlığı bir şehir efsanesi olarak kalır.

Orhan Veli; “Hiçbirine bağlanmadım/Ona bağlandığım kadar/Sade kadın değil, insan…” dizeleriyle namlanmış “Aşk Resmigeçidi” isimli şiirini Nahit Hanım’a atfen yazmıştı. Üstelik erken öleceğini bilir gibi, Nahit Fıratlı’ya, ölümünden sonra yayımlanmak üzere iki de dosya bırakmıştı.

Yağmur Atsız’ın iddiasına göre; Nahit Hanım, bir dönem Can Yücel ile de sevgili olmuştur. Can Yücel’in Nahit Fıratlı ve Orhan Veli’ye dair yazdığı şu satırlar bu iddiayı doğrular gibidir; “Ben de ondan-bundan değil/Nahit Hanım’la Orhan Veli’den/Başladım şiire ve sevişmeye/Sırf Orhan’ın başlattığı o Aşk Resmi Geçit’i/Yarım kalmasın diye…”

TUHAF BİR OLAY

1950 yılında Nahit Hanım’ın hayatını değiştirecek tuhaf bir olay yaşanır. Demokrat Parti’nin ilk Milli Eğitim Müdürü, bir baloda karşılaştığı Nahit Fıratlı’yı dansa davet eder. Nahit Hanım bu daveti geri çevirecek ve bu duruma çok öfkelenen Milli Eğitim Müdürü, Nahit Hanım’ı Edirne’ye sürecektir. Bir süre sonra Nahit Hanım Edirne’den İstanbul’a tayin olur ve İstanbul edebiyat çevresiyle kurduğu dostluk ve yakın ilişki böylelikle başlar.

İlk eşinden ayrılan Nahit Hanım tıpkı Ankara’da olduğu gibi İstanbul’da da cuma geceleri evini büyük edebiyatçılara ve dostlarına açar. Onun evi cuma akşamları adeta İstanbul entelijansiyasının toplandığı bir kültür merkezi gibidir. Rakılar içilir, fasıllar yapılır, edebiyat ve hayata dair çokça şey konuşulur bu gecelerde.

1955 yılına geldiğimizde başka bir büyük şair Arif Damar ile evlenir Nahit Hanım ve Kurtuluş’ta yaşamaya başlar. Bu evde de cuma akşamları dostlarını ve edebiyatçıları ağırlayacaktır. Şairlerin yarasından akan edebiyatla doyulan cuma sohbetleri, dönemin edebiyatçıları tarafından iple çekilir. Nahit Fıratlı, 2002 yılında 93 yaşında yaşamını yitirinceye kadar da duvarlarını Che Guevara ve Yılmaz Güney posterlerinin süslediği, kitaplarla dolu o büyük salonunu, cuma akşamları edebiyatçı dostlarına açar.

17 Mayıs 2002 tarihinde hayata gözlerini yummuştur ancak bıraktığı izler ve edebi figür olarak oynadığı rol, onu unutulmaz kılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir