İnsanlar arasında aynı anda hem en zor hem de en kolay olan, iletiÅŸimdir. Bundan dolayıdır ki, genellikle bir ÅŸeyler anlattıktan sonra söylediÄŸimiz ve klasikleÅŸen “anlatabildim mi?”, “anladın mı?” sözcükleridir. Aslında aynı dili konuÅŸan insanlar arasında ihtiyaç hissedilmemeli böyle sözcüklere…
İnsanların birbirlerini anlamaları bu kadar zor olmamalı. Öncelikle anlamayı öğrenelim, sonrasında kendimizi ifade etme becerisini geliştirelim. Basit bir benzetme yapabiliriz.
Bir insanın kalbi bal gibi tatlı ise dili arı demektir.
Nasıl mı?
Çünkü dil ile kalp arasında pozitif bir korelasyon vardır. Dil tatlılığını kalpten alır. Bakın tam da bununla ilgili öykümüz var sırada.
Hadi bal tatında okuyup, arı gibi konuşalım.
Uzun yıllar önce Çin’de li-li adlı bir kız evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaÅŸamaya baÅŸlar. Lakin kısa bir süre sonra kayınvalidesi ile geçinmenin çok zor olduÄŸunu anlar. İkisinin de kiÅŸiliÄŸi tamamen farklıdır. Bu da onların sık sık kavga edip tartışmalarına yol açar. Bu, Çin geleneklerine göre hoÅŸ bir davranış deÄŸildir ve çevrede tepkiyle karşılanır. Bir kaç ay sonra bitmez tükenmez gelin – kaynana kavgalarından ev, o ve eÅŸi için cehennem haline gelmiÅŸtir. Artık bir ÅŸeyler yapmak gerektiÄŸine inanan genç kadın, doÄŸru babasının eski bir arkadaşı olan baharatçıya koÅŸar ve derdini anlatır. YaÅŸlı adam ona bitkilerden yaptığı bir ekstra hazırlar ve bunu 3 ay boyunca her gün azar azar kaynanası için yaptığı yemeklerin içine koymasını söyler. Zehir az az verilecek, böylece onu gelininin öldürdüğü belli olmayacaktır. YaÅŸlı adam genç kıza kimsenin ve eÅŸinin şüphelenmemesi için kaynanasına çok iyi davranmasını ona en güzel yemekleri yapmasını söyler.
Sevinç içinde eve dönen li-li, yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün en güzel yemekler yapıyor. Kaynanasının tabağına azar azar zehri damlatıyordu. Kimseler şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranıyordu. Bir süre sonra kayınvalidesi de çok değişmişti ve ona kendi kızı gibi davranıyordu. Evde artık barış rüzgârları esiyordu. Genç kadın kendisini ağır bir yük altında hissetti.
Yaptıklarından pişman bir vaziyette baharatçı dükkânının yolunu tuttu ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehirleri onun kanından temizleyecek bir iksir yapması için yalvardı. Yaşlı kadının ölmesini artık istemiyordu. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran li-li´ye baktı ve kahkahalarla gülmeye başladı:
– Sevgili li-li dedi, sana verdiklerim sadece vitaminlerdi. Olsa olsa kayınvalideni sadece daha da güçlendirdin hepsi bundan ibaret. Gerçek zehir ise senin beyninde olandı. Sen ona iyi davrandıkça o da dağıldı ve yerini sevgiye bıraktı; böylece siz gerçek bir ana-kız oldunuz.” dedi.
– Eski bir Çin atasözü söyle der: “gül verenin elinde gül kokusu kalır.” Tatlı dil ve güler yüzün açamayacağı kapı yoktur.
