Her zaman ertelenmiş hayallerimiz oldu. Ertelenmiş gelişler… Belki bir gün ruhsuz bedenler coğrafyasında herkes eşit olacak umuduyla beklerken, akıp giden hayaller nehrinde boğuluyor duygular- duygularımız… Boş ve anlamsız beklemeler içimize lav akıtmaya devam ediyor. Farkında mısınız her gidiş, söz verilmiş boş vaatler gibi can yakmaya devam ediyor. Hissediyor musunuz? En masum hayallerin ve insani beklentilerin bile darağacına kurban edildiği bir dönemde, hiç kimsenin eşit olmayacağını bilerek yaşamak içimizi kemirmeye devam ediyor… Dedik ya, gelişler ertelenirken, gidişler hep erkendir diye… Erken gidenler listesine ne yazık ki dün bir kadın daha eklendi. Kanser ve tacizle mücadele eden Olcay Senem yaşamını yitirdi. Çalıştığı kurumda taciz ve mobbinge maruz bırakıldığını duyuran ve 2016 yılından beri kanserle mücadele eden Olcay Senem tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. 8 Mart’ta Ankara’da düzenlenen eylemde “Susmayın” diye haykıran ve “Kadınlar olarak birleşirsek tacizin, tecavüzün, ölümlerin önüne geçebiliriz” diyerek cesaretin sembolü olmuştu. Tıpkı Gezi direnişinin sembolü olmuş hani o kırmızılı kadın olarak bilinen Ceyda Sungur gibi… Duydunuz mu? Her gün tanıdığımız-tanımadığımız insanları kaybediyoruz. Tüm iyi kalpli – ilerici insanların kahrolduğu bu tür acılar içimizi delmeye devam ederken, birikmiş acılarımızı nasıl taşıyabiliyoruz? Bunca acı ve haksızlıklara insan nasıl dayanabilir? Bir ressam olarak tablolarımın yüreğinde yer alan tüm renkler aslında benim için acılar kadar, umut ve direncin de ifadesidir. Üstüne dün bir daha ve inatla çok renkli kıyafetimi giydim. Korku ve önyargılara inat giydim. Üstüne kırmızı bir elma yedim cennete – cehenneme ve yobazlara inat… Kırmızı giyimli bir kadına baktım ve Olcay Senem’i düşündüm. Türkü söyledim. Bağlama çaldım, rakı içtim… Yaşamak lazım düşmana inat derdi ya ustalar… Ölüme inat şiir yazan insanları her zaman sevmeye devam ediyorum. Kendimi tutamadım. Şiir yazdım ve şiir okudum. Ama dün yürekli bir kadın daha öldü. Gidişi erken oldu kızıl karanfilimizin… Hani o sıktığınız zehirli-kanserojen madde ihtiva eden kimyasallarınızla öldürdüğünüz gencecik insanlardan sadece birisiydi… Ramazan bayramının ilk gününde öldürdünüz onu… Sonra orucunuzu o kanlı ellerinizle açıp inandığınız Allah’ınızdan af dilediniz. Allah’ınız da sizi affedecek öyle mi? Sonra iftar sofralarınızın fotoğraflarını çekip paylaşacaksınız utanmadan… Yediklerinizi insanların gözüne sokacaksınız. Haaa artık oruç tuttuğunuza göre, tutmayanlardan kendinizi üstün görecek ve onların amel defterlerinin kâtipliğine de soyunacaksınız. Sayınız ve gücünüz çok gibi görünüyor. Her türden kötülüğü yapabilirsiniz. Dönem sizin döneminiz… Ancak unutmayınız ki, Adolf Hitler’in de yanında yüz binlerce hayranı vardı. Samsun’a çıktığı gün Mustafa Kemal’in yanında sadece 18 kişi vardı. Tarih birini faşist bir diktatör, birini de yüzyılın dâhisi olarak yazdı. Kan kusturduğunuz masum insanların ahtı yerde kalmaz! Yıkılacaksınız!.
