Hayata bir bakış açısı, bir dünya görüşü olmayan, her gün farklı düşünen, tutarsız, istikrarsız, neye karşı olduğu, neyi savunduğu, neye taraf olduğu bilinmeyen, her an birbirinden çok farklı görüşleri dile getiren, kişiliği gelişmemiş, omurgasız olan insanlar vardır.
Hayata bir bakış açısı, bir dünya görüşü olmayan bu tipler, sabahleyin uyandıklarında gördükleri rüyanın tesirinden kurtulmadan mahmurlu bir ruh haliyle sosyalist görünür, öğleyin acıktığında realiteyi görür kapitalist olur, akşamın karanlığında ise korkudan milliyetçi olurlar.
Halkın içinden bir insan olmayı dile getirirler, ağalığa, beyliğe karşı çıkarlar ama içten içe ağa gibi, bey gibi olmaya, öyle davranmaya heves ederler, özlem duyarlar. Karşı çıkışları kıskançlıktan, niçin kendisi de onlar gibi olamadığındandır. Aslında bu tiplerden hiçbir şey olmaz. Bunlar olmak isteseler de olamazlar. Bu tipler aslında Türk de, Alman da, İngiliz de olamaz. Bu tipler Müslüman da, Hristiyan da, ateist de olamaz. Bu tipler milliyetçi de, solcu da olamaz. Çünkü korkaktırlar. Zira taraf olmak cesaret işidir. Savunmak, fedakârlık etmek, taşın altına elini sokmak gerek. Bu tipler daha ziyade nemelazımcı, bencil, fırsatçı, çıkarcı, her şeyi başkaları yapsın kendisi bundan faydalansın düşüncesindedirler. Korkak, ürkek olurlar. Karşılaştıkları ilk zorlukta sıvışırlar.
Üç kitap okuyunca dünyaları keşfettiğini zanneden, sadece eleştiren ama hiçbir şey yapmayan/yapamayan beceriksiz, olgunlaşmamış, çiğ ve ukala tiplerdir. Nerede, nasıl konuşulacağını, davranılacağını bilmezler. Rastgele konuşurlar. Nezaket, görgü noksanıdırlar. İnsan ne kadar bilgili, donanımlı, tecrübeli olursa o kadar mütevazı, olgun ve bilge bir kişiliğe sahip olur. Az bir bilgiyle veya eksik bilgiyle büyük kararlar verebilir ve kanaat sahibi olurlar. Yıllardır bilinen ama kendisinin yeni öğrendiği bir şeyi kendisi keşfetmiş havasındadır. Çünkü kendisi bilmeyince herkesi de bilmiyor zannediyor. Entel görünmeye çalışırlar ama entelektüel derinliği ve genişliği bilmezler.
Bir bakarsın aşırı demokrat olur, bir bakarsın darbeci olur. Bir bakarsın jakoben ruhlu olur, tepeden inmeci olur, farklı düşünene hayat hakkı bile tanımaz olur. Farklı düşünürler ama düşündüklerinden farklı yaşarlar. Söylemleriyle eylemleri birbirini tutmaz. Hep karşıyı eleştirirler ama aynaya bakıp da kendilerini göremezler. Görmek istemezler. Eleştirdiklerini bir müddet sonra kendileri de yapar ama bunun farkında bile değillerdir.
Hep şüphecidir. Bilimsel şüpheciliÄŸi günlük hayat şüpheciliÄŸiyle karıştırır. Her ÅŸeye şüpheyle bakar ama şüphelendikleriyle ilgili hiçbir emare gösteremez. “Ben böyle düşünüyorum” der de düşündüklerini bir gerekçeyle izah edemez. Çünkü o an aklına öyle düşünmek gelmiÅŸtir. Tutarlılığı yoktur. O düşüncesini, sözlerini bir müddet sonra hatırlatsan inkâr eder. Görüş ve fikir sahibi olabilmek için bilgiye, kültüre ve donanıma ihtiyaç vardır. Bir konuda hiçbir bilgisi yok ama o konuda görüş sahibi olabiliyor. EÄŸer eleÅŸtiri yapıcı deÄŸilse, zamanında, zemininde, dozajı iyi ayarlanmış bir ÅŸekilde yapılmıyorsa fayda getirmez. Yapılan eleÅŸtirinin makul, mantıklı ve gerekçesi olmalıdır. Herhangi bir konuda bilgi sahibi olmak, öğrenmek için deÄŸil de onu sırf eleÅŸtirebilmek, açık yakalamak maksadıyla okuyor. Herhangi bir konuda geçmiÅŸe ait bilgisi olmayan, o konunun geçmiÅŸini bilmeyen bu tipler, bugünü deÄŸerlendiremezler, geleceÄŸi de tasarlayamazlar. GeçmiÅŸte yapılan hatalara tekrar tekrar düşerler. Çünkü hafızaları yoktur.
GeçmiÅŸte herhangi bir mücadelenin içinde yer almayanlar, bir meselesi, bir davası olmayanlar kompleks içerisinde kıskançlık duygularıyla onları kötülemeye kalkarlar. Fedakârlık yapmayı ahmaklık olarak görür ve kullanılmış olarak deÄŸerlendirir ama o ahmak ve kullanılmış olarak gördüğü insanların fedakârlıkları sayesinde rahat hayat yaÅŸar. Mesela, Çanakkale Savaşı’nda ÅŸehit düşen, gazi olan insanların sayesinde kurtulan bu vatanda özgürce yaÅŸar ama o insanları ahmak yerine koyduÄŸunun farkında bile deÄŸildir.
Kimseye güvenmezler. Yakın dostluklar kuramazlar. Bireysel yaşarlar. Hep ben derler. Herkesten faydalanayım ama kimse benden faydalanmasın düşüncesindedirler. Bir hevesle bir şeye yapışırlar kısa bir müddet sonra bıkarlar ve vaz geçerler. Sürekliliği yoktur. Yapmazlar ama yapıyormuş gibi davranırlar. Üretkenlikten uzaktırlar. Eleştirmekten üretmeye geçemezler. Uzun süreli, istikrarlı olamazlar. Tutarlılıkları yoktur. Akılcılıktan, mantıklı olmaktan ve objektiflikten uzaktırlar. Birlikte bir ekip ruhuyla çalışamazlar. Bunlarla birlikte yol yürünmez. Çünkü her an sizi yalnız bırakabilirler.
*
” “Yemin’e bakıp adama inanmazlar, adama bakıp yemine inanırlar.”
İki omzunun üstünde bir başa sahip olan herkese adam dendiği için, adamlık bu kadar ucuzlamış. Oysa adam olmak için yalnız o başa sahip olmak yetmiyor.
Karşısındakinin gözünün içine bakarak en ince yalanları dili dolaşmadan sıralayan kişiye adam deseniz ne yazar? Adam olan adam başkalarına çuvaldızı sokmadan önce, kendine iğneyi batırma yürekliliğine sahip olan insandır.
Biz, adam dendiği zaman sıradanlığın dışına çıkabilenleri anlarız. Bulunduğu yerde adamlık izleri bırakanlar adamdır.
İnsanlığın en büyük çekim merkezi haline gelen madde karşısında eğilmeden, kırılmadan, satılmadan ayakta kalabilen biri varsa biz ona da hiç kuşkusuz adam deriz. Adam dediğimiz öyle kolay yetişmez.
Adam dediğin, herkesin kolay ve cazip diye yaptığı birçok davranışı fikir süzgecinden geçirdikten sonra yapmaktan vazgeçebilen kişidir. İcabında kuru kalabalığın gittiği istikamete ters gidebilme cesaretine sahip kişidir adam!
Adam olmanın ilk şartı belirli bir ilkeye sahip olmaktır. O ilkeler ki, kendi çıkarları söz konusu olduğu zaman da bozulmamalı, vazgeçilmemeli, esnetilmemeli ve değiştirilmemelidir. Adam unvanına layık olan kişi, ilkelerinden asla taviz vermeyen insandır. Adam, nefsini aşabilmiş bireydir. Kendisini birilerinin efendisi olarak görme bayağılığını aşamamış insanlara adam diyemeyiz biz. Kim öylelerine adam derse onların da adam olmadığını anlarız. Güler geçeriz, öylelerinin sözlerine.
Biz adamı, kıyafetiyle deÄŸerlendirmeyiz. Mevlâna’nın ölçülerine bakarız o durumda.
“Ne elbiseler gördük, içinde adam yok. Ne adamlar gördük sırtında elbise yok.”
Davranışları bir başka olur, anlayışı daha bir başka! Adam olan adam çevresine güven dağıtır, korku ve tedirginlik dağıtmaz.
BaÅŸkalarının kınamasına veya alkışına göre tavır belirleyen insanlardan adam olur mu? Öylelerinden çok güzel ÅŸaklaban olur. Åžaklabanlara ne zamandan beri adam diyorlar sizin oralarda. Adam ne baÅŸkalarına güler, ne baÅŸkalarını kendine güldürür!..” (BuÄŸra BaÅŸkurt, OrtadoÄŸu Gazetesi-19 Kasım 2001)
*
“Aman Tanrım…
Roller değişti. Formalar karıştı.
Şu hale bakar mısınız?
– Hızlı bir Marksist’ti, gitti Liberal oldu.
– Öbürü… demokratik solcu’ydu, birdenbire koyu milliyetçi kesildi.
– Beriki… iyi bir sosyalist’ti, gözü doymaz bir kapitalist oldu.
– İnanç dünyasını hiç bilmezdi, hayret, hemen hidayete eriverdi.
– Muhafazakâr biriydi, bıraktı, cumbadan rumbaya geçiverdi.
Çünkü hepsi değişti.
Nerden belli.
E öyle diyorlar:
– DeÄŸiÅŸtim.
O zaman akan sular duruyor.
Efendim, şimdilerde değişmek, çağdaş bir kimlik getiriyor.
Esasen deÄŸiÅŸmek de ÅŸart deÄŸil.
DeÄŸiÅŸtim demek yetiyor.
DeÄŸiÅŸmek nedir kuzum?
Çizgi’den sapmak mı, yoksa olgunluk mu?
Bilmem… EÄŸer ilkesizlik deÄŸilse belki de saplantıdan uzaklaÅŸmak demektir… İnÅŸallah öyledir.
Zaten öyleyse peki, niçin saplanmıştın diye sormak, bence yakışık olmaz artık, susun.
DeÄŸiÅŸmek… Belki de kafayı kumdan çıkarmak ya da at gözlüğünü terketmek.
Ah keÅŸke.
DeÄŸiÅŸmek… Belki de kendini yenilemek… Elbiseyi ve kafayı… İkisini birden deÄŸiÅŸtirmek… KulaÄŸa da hoÅŸ geliyor:
– Ben deÄŸiÅŸtim.
– Nasıl yani, yanlış yolda olduÄŸunu 50 yaşından sonra mı anladın?
Yoo… Artık bunları sormayın.” (Rauf Tamer, Star Gazetesi-4 Aralık 2001)
