Ustalar daha önce belirtmişti, “İlişkileri dengeli yaşamak önemlidir” diye…
Meselenin gerçekte aşk olmadığını 30’lu yaşlarda öğreniyor insan..
Gözlemlediğim kadarıyla özellikle gençlerde asıl meselenin aşk-meşk değil de dostluk, güven ve yol arkadaşlığı eksikliği olduğunu söyleyebilirim.
Genç arkadaşlar bunu anladığında ilk soğuk duşlarını almış oluyorlar.
Anlayacağınız yanınızda olmak istemeyen bir insanı kendinizden ödün vererek ikna etmeye çalışmayın diyorum.
Yalnız kalırsınız…
Bir de ilişkinin diğer tarafı şudur: Birinin “üzerine düşersem” benden uzaklaşır anlayışıdır.
Bu çarpık mantık gerçek sevginin temeline vurulmuş farklı ve ağır bir darbedir.
Yani ilgi gördüğü için kaçıyorsa sorun sizde değil, onun sevgiye alışık olmamasıdır.
Bunu doğru okumayan bir insan, kaybetmek korkusunu yaşar ve kaybetmemek için de daha az sevmeye, daha az ilgilenmeye devam eder.
Bu büyük yanlışın sonucunda da yine yenilgi ve hüsran kaçınılmazdır.
“Az seversem acı çekmem” derken, onun üzerine düşmemeye başlarsınız ama kendi üzerinize yıkılırsınız.
Kendi üzerine yıkılan insanın dramı daha büyük olur.
Yıllardır evli ve mutlu bir çift tanıyorum. İkisini de çok seviyorum.
Birisi eşine dedi ki, “yarın madem tatiliz sabaha kadar terasta sohbet edip, güneşin doğuşunu izleyelim..”
Eşi bunun üzerine sohbet edecekleri teras odasına mumlar dikip, şarap bardakları koyunca anladım ki, iki tarafın fedakarlığı ve anlayışları bu evliliğin temel sigortasıydı.
Tüm iletişimlerde fedakarlık esas olmalıdır..
