Duyularımdaki Kriz

Ne ailenin, ne sanatın, ne bilimin, ne mesleklerin ne de insanlar arasındaki ilişkilerin ve en önemlisi insanın, doğayla ve kendi kendisiyle ilişkisinin artık bir biçimde işlemediğinden emin olmalıyım diye başladı satırlarım. Sanki bunların hepsi krizde.

Ve fakat bu kriz hala yetersiz, onun durgun seyrini hissedebiliyor ve görebilmek için talep ediyorum.  “Aslında bunların hiçbiri yok” diyerek onu karartmaya, geciktirmeye, onun içinde oynamaya çalışıyorum. Bu durumda daha kaç yıl geçirebileceğimi hayal ediyorum.

Bu durum daha da kötüleşecek ve kendimi her zaman bir çeşit ağrı kesici ile besleyeceğim ve her şeyin o kadar korkutucu olmadığını söyleyeceğim. Düşünün bir kere, insanlar boşanıyor, çocuklar aileden ayrılıyor ve biz birbirimizi canlı canlı yiyip bitirmek istiyoruz. Düşünsenize artık bilim ve kültür yok, insan korku içinde yaşıyor.

Yani bu koşuldan çıkmak ve sonrakini görebilmek için onu kötü olarak idrak etmem mi gerekiyor.

Sanki ilk önce hayatı nasıl algıladığımı anlamalıyım ki bu bir bencillik merceğinden geçiyor. Hayatı olduğu gibi algılamıyorum, ancak beş duyum, görme, koklama, dokunma, işitme ve tat alma aracılığıyla, sürekli bilgi aldığım beş fırsata sahibim. Beş duyumu aşarsam, o zaman yeni ve farklı bir gerçeklik hissiyatına gelebilirim belki.

Algıladığım her şey egomdan yani sadece kendi çıkarım için haz alma niyetiyle haz alma arzumda. Bu ego, hayatımın her anından haz almaya, elimden geldiğince çok kazanmaya ve mümkün olduğunca az kaybetmeme eşlik ediyor ve beni yönlendiriyor. Doğam beni her an arzulamam, düşünmem ve kendimle ilgilenmem için programladı ve bedenimde bunu çok sofistike ve zekice yapıyor. Yaşam algım bu nedenle ne istediğimi, ne anladığımı ve hissettiğimi, ne aldığımı ve neye sahip olduğum açısından çok sınırlı kalıyor.

Bu nedenle, yaşam algımı değiştirmenin ve daha mutlu olmanın anahtarı, beş duyum aracılığıyla aldığım yaşam algısından çıkıp yeni bir yaşam algısına girmek: ‘Bedenimin üstünde, ebedi ve mükemmel gerçekliği algılayabilen yeni bir duyu açtığım yer.’ Sanki bu yeni duyuya “perde” adını verip ve bu perdeyi, yaşam algımda mümkün olan her şeyi keşfedeceğim bir noktaya kadar geliştirmeyi amaçlamalıyım. Bunu yaparak mutluluğun kaynağına ulaşır yani mutluluğu sonsuz, mükemmel ve gerçek biçimde elde edebilir ve böylece kelimenin tam anlamıyla mutlu olur muyum ne dersiniz?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir