Halen iki yüz civarında insanın ailesi,Çocuklarının kemiklerini aramıyor mu?

Amacım sizin moralinizi bozmak değil elbette. Hatta sırf bu nedenle yazdığım birçok yazıyı sildim. Ancak gerçekleri anlatmakta benim görevlerim arasında yer alıyor. Beni ve yazılarımı aranızda bilen birçok kişi vardır. Öyle eğmeden bükmeden yazar ve söylerim. Bu nedenle de az ama öz miktarda dost biriktirdim. Olsun her şeyin özü daha iyi ya…

Gelelim konumuza; Sevgili okurlarım Antakya’yı yazarken benim de içim acıyor, sızlıyor, kanıyor ve sonunda dışa vuruşu gözyaşlarım akıyor. Yani senin gibi oluyorum. Atatürk caddesinden geçerken özellikle bunu çok yaşıyorum. Fatih caddesinden, Çekmece, Gündüz caddesinden, Kurtuluş ve Saray caddesi…

Bu caddeler bizim adres olarak tarif ettiğimiz caddelerimiz. Hepimizin bu caddelerde mutlaka ve en az birkaç anısı vardır…

O anılar akıllara geldiğinde nasıl olur da yüreğin sızlamaz!

O anılar akıllara geldiğinde nasıl olurda göz yaşın akmaz!

Mümkün mü bu!

Ve şimdi ki hali Antakya’nın;

14 ayı devirmek ve 15. Aya girmek üzereyken halen çadırlarda yaşayan insanların varlığını bilmek, halen hücre gibi konteynırların şartlarına mahkûm insanları görmek ve halen bir yardım tırının önünde binlerce kişinin kuyruk olmasına şahit olmak sızlatmaz mı yüreğini…

Buruk olmaz mı gönlü Antakyalının…

Elektriğin, suyun, internetin 15 ay sonra bile yetersizliği üzmüyor mu sizi?

Tozlu yolları, asbest havası, kaldırımların etrafında ki moloz ve pislik dağları kızdırmıyor mu sizi?

Ana caddelerin etrafında ki ve ‘Depremi illa ki hatırlatacağım’ diyen ve ne olacakları halen belli olmayan yarısı yıkılmış binaları görmek moralinizi bozmuyor mu?

Yetkili kurumlara gittiğiniz de bir Belediyeye mesela, Çevre Şehirciliğe, Afad veya Valiliğe ya da bir başka yere size karşı takındıkları umursamaz tutum canınızdan bezdirmiyor mu?

Ya halen iki yüz civarında insanın ailesi çocuklarının kemiklerini aramıyor mu?

Bunlar bu şehirde olurken ve ben halen olup bitenlerin yarısını bile yazmıyorken kim ve nasıl moral bozan yazılar yazıyorsun diye eleştirebiliyor?

Ellerimizi vicdanlarımıza koyalım ve öylece karar verelim!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir