Hüzün sahillerden başlar…

Katılır mısınız?

“Hüzün sahillerden başlar” gibi bir tezim var benim. Nedendir bilmem, ben böyle düşündüm. Siz de katılır mısınız?..

Önce şunu soralım;

“- Sahili olmayan yerlerin hüznü yok mu?”

Olmaz mı! Değil mi ki insanız, insanın olduğu her yerde hüzün mutlaka olacaktır!

Kendi tezimi mi çürütüyorum!

Hayır tabii ki! Sahili olmayan yerin de hüznü olur. Tersini söylemedim ki ben! Benim söylediğim, hüznün sahillerden başladığıdır…

Kıt kanaat olanaklarla, belki de yaşamında ilk kez Bodrum’a, Marmaris’e ya da bir başka ünlü tatil bölgesine giden delikanlı, ilk şaşkınlığını üzerinden attıktan sonra, gençliğinin gereklerini yerine getirmeye başlar. Yemekten daha çok, duygudadır aklı. Yaşıtı olan bir genç kız, anlaşabileceği, sohbet edebileceği, birlikte hoşça zaman geçirebileceği bir karşı cins, karnını doyurmaktan bile daha önemlidir onun için.

Olur, bulur. Ne ki, zaman kısadır. Bir haftanın sonrasına ne gücü, ne de zamanı vardır. Bir haftanın sonunda herkes bir yana gidecektir. Delikanlı belki İzmit’e, genç kız belki Mersin’e ya da daha uzak bir yurt köşesine gidecektir. Kaldı ki, yurt dışına bile gidecek olabilir.

O yaşlarda, yaşanan bir haftalık güzelliğin ayrılığını düşünebiliyor musunuz?

İnsanın aklına bir an;

“-Keşke yaşamasaydım” demek bile gelebilir. Sonrasında, edilen telefonlar, günümüzün başka iletişim araçlarıyla görüşmeler ama, hiçbir şey o anların, yüz yüze, yan yana olunan anların tadını vermez. Sonraki anmalar bile hüzne dönüşür giderek…

“-Yok, böyle bir şey yaşamadınız diyelim ki! O zaman hüznü nasıl sahillerden başlatacaksınız” der misiniz?

Bölgemizde kısa olsa bile, oldukça sıcak bir yaz geçti. Bu süre içinde, bir kez bile olsun Kefken’e, Kerpe’ye, Bağırganlı’ya, Seyrek’e gitmediniz mi? Gidip de o kalabalığı görmediniz mi? Çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden, insanların denizden, güneşten kısa da olsa yararlanabilmek için ne sıkıntılar çektiğini görmediniz mi?

Ya sonra? Yani bugünlerde!..

Bir de şimdi gidip görün o sahilleri isterseniz. Bakalım ne göreceksiniz!..

Bomboş kumsallar, kafeler, pansiyonlar…

Ters çevrili masaların, sandalyelerin dilinden anlar mısınız?

Geceleri ateşler yakılan, şarkılar söylenen, danslar edilen kumsaldaki ayak izleri neler düşündürür size?..

Hüzünlenmek zorunda değilsiniz kuşkusuz. Değilsiniz de, insanın elinde değil ki! Anlık bir şeydir bu! Yaz yağmuru gibi belki, gelir ve geçer.

Bir de bakmışsınız, keyif bile almışsınız!

Olamaz mı yani?

Keşke tüm hüzünlerimiz yaz sonunun hüznü gibi olsa…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.