İNSAN ÜZERİNE (Seyfullah Kayman’ın Eğitim Dünyası)

İnsan biyo-psiko-sosyo bir varlıktır. Yani kainattaki en işlevsel canlıdır. Taşıdığı özellikler itibariyle en değerli varlıktır da aynı zamanda.

İnsan, hem çevreye uyum hemde çevreyi kendine uydurma yeteneği olan tek varlıktır. Hal böyle olunca zaman zaman olumlu şeylerle birlikte olumsuz şeylere de imza atabiliyor. Kendiliğinden var olanlar dışında evrene dahil olanlar tamamen insanın yapıp etmeleridir. Savaşan da barışan da insandır. Yaşamı kolaylaştıran da zorlaştıran da insandır. İnsan insanlık adına ideal bir sistem oluşturmaya çalışmalıdır. Bu ideal sistemin adı da ” mutlu insan ” olmalıdır. Tam bu noktada Albert Camus’un sözünü paylaşmak gerekir. “Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.” Evet bir insanın tek başına mutlu olma şansı yoktur. Mutluluk insani bir duygu olarak paylaşılmalıdır.

Konumuzu özetleyen öykümüzü keyifle ve düşünerek okuyalım.

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün keyif yapıp evde oturacağını hayal ediyordu. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu, ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı:

– “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim!” dedi.

Sonra düşündü:

Oh be, kurtuldum! En iyi Coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez!”

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi:

– “Babacığım, haritayı düzelttim. Artık parka gidebiliriz!” dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu ibretlik açıklamayı yaptı:

– “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti!”

İNSAN ÜZERİNE AFORİZMALAR:

İnsanlar akıl ve kalbi olgunlaştırmaktan bin kat daha fazla, kendileri için zenginlik biriktirmeye uğraşırlar. Oysa mutluluk için, şüphesiz ki insanın elindeki şeylerden daha ziyade, insanın içindeki şeyler önemlidir.” (A. Schopenhauer)

“İnsanlar zaman zaman kıyıcı,ama insanoğlu iyi yüreklidir. İnsanlar aç gözlü olsalar da insanoğlu tok gözlüdür. İnsanlar ölümlü ama insanlık ölümsüzdür.” ( Adlai Stevenson)

 

“Bu dünyada başarıya ulaşan insanlar istedikleri şartları yakalayan insanlardır. Eğer onları bulamazlarsa, kendileri yaparlar.”

“Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı insan ise yalnız zamanında.”

( Bernard Shaw)

İnsanin kalbinde olanı gözleri açıkça belli eder. Gözler kötü bir şeyi asla gizleyemezler. insanın içinde doğruluk varsa gözleri de aydınlıktır. Eğer doğruluk yoksa gözler de donuktur. Birisi seninle konuşurken gözlerine bak. (Budha)

İnsan, dostlarının acılarına, onlarla bir olup ağlayıp sızlamakla değil, yardım ve bakım ile katılmalıdır. (Epiküros)

 

İNSAN ÜZERİNE BİR ŞİİR:

BÜYÜK İNSANLIK

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu

tirende üçüncü mevki

şosede yayan

büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider

yirmisinde evlenir

kırkında ölür

büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter

pirinç de öyle

şeker de öyle

kumaş da öyle

kitap da öyle

büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok

sokağında fener

penceresinde cam

ama umudu var büyük insanlığın

umutsuz yaşanmıyor.

NAZIM HİKMET

İNSAN NE İLE YAŞAR? (TOLSTOY)

İnsanlar sadece kendi hayatları için kaygılandıkları, kendilerini kolladıkları için yaşar sanırdım, oysa onları yaşatan tek şey sevgiymiş. Seven insan Tanrı’nın Tanrı da onun içindedir, çünkü Tanrı sevgidir.”

Hiç üzgün değilim. Düşüncelerim geride bıraktıklarıma değil, ilerde göreceklerime çevrilmişti. Bugüne kadar, benliğimi dolduran acı anılarla ilgisi olan eşyalardan uzaklaştıkça , bu anılar gücünü yitiriyor ve çok geçmeden yerini güç , gençlik ve umut dolu yaşama duygusu alıyordu .”

“Unutma: Tek bir önemli zaman vardır, o da şu an! En önemli an şu andır çünkü üzerinde gücümüzü kullanabileceğimiz tek andır. En önemli insan birlikte olduğun insandır çünkü hiç kimse bir başkasıyla bir ilişkisi olup olmayacağını önceden bilemez. Ve en önemli iş de o kişiye iyilik yapmaktır çünkü insan yeryüzüne sadece bu yüzden gönderilmiştir!”

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek yada koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” der. Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı Koşar, koşar, ama artık kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der:

Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

Kaba yaşıyor olabiliriz, ama hiç olmazsa tasamız yok. Siz bizden daha iyi yaşıyorsunuz; gelgelelim ihtiyacınızdan fazla kazanmanıza rağmen herşeyinizi kaybetme ihtimaliniz var. Atasözü ne der bilirsin, ‘Kazanç ve kayıp ikiz kardeştir.’ Bugün zengin olanlar, bakıyorsun ertesi gün ekmek parası için dileniyor. Bizim yolumuz daha güvenli. Köylü hayatı belki temiz değil, ama uzun bir yol. Hiç zengin olmasak da yeterince yiyeceğimiz olacak.”

Kadın, kendisinin olmayan bu çocuklara karşı sevgi gösterip onlara sarılarak ağladığı zaman, ben onda yaşayan merhameti gördüm ve insanın ne ile yaşadığını anladım.

BİR İNSAN PORTRESİ:

Ebu Zerr

İslam tarihinde, sosyal düzene en keskin itirazlarıyla ve dürüstlüğüyle yer etmiş Hz. Ali ile özel bir frekans içinde yaşamış ilk direnişcidir. Hz. Muhammed, sadece yalnız yaşayıp yalnız ölüp yalnız haşrolacağını söylememiş, doğruluğundan da şüphe edilmeyecek bir Müslüman olarak nitelendirmiştir. İslam’la tanışması farklıdır. Gıffar kabilesinin yaramaz çocuğu biraz da içinden gelen bir ilhamla soluğu Mekke’deki adını sıkça duyduğu peygamberin yanında almıştır. Hz. Ali ile tanışır, resul ile yıllardır tanışıyormuşçasına selamlaşır. Hz. Muhammed’in ölümünden sonra başlayan bozulmanın en önemli damarlarından birini görmüş Hz. Osman ve Muaviye’nin saraylarında sürdüğü sefaya olanca gücüyle karşı çıkmıştır. Olmadık eziyetlere zorlamalara ve sus payı hediyelere muhatap olmuştur. Ancak o susmamış; aç yatan insanlar varken altın süslemelerle kendine saray yaptıran Muaviye’ye rahat vermemiştir. Halife makamı verilmiş Hz. Osman’ın pasif kalışını içine bir türlü sindirememiştir. İnsanlara anlattıklarından dolayı, Muaviye’nin emriyle sırf yolda ölsün diye kızgın çölde yolculuğa zorlanmıştır. Aç susuz, yaşlı bir deve üzerinde sürgün yolculuklar yapan bir ihtiyar haline gelmiştir ama yine de pes etmemiştir. Karısı ve hasta çocuğuyla çöle çekilir, onca zor durumda olmasına rağmen makamlardan gelen hiç bir hediyeyi yardımı kabul etmez. Yokluğa ve çölün zalimliğine dayanamayan çocuğu ölmüştür. Metanetini yitirmez isyan etmez, kendisi de hastadır ve her zaman arkasında duran karısıyla kalakalmıştır. Tek varlığı olan kilim çadırının önünde acımasız kumların üstünde yatmaktadır… Ölümü yaklaştığında karısına; sarılacağı kefenin devlete ait olmamasını vasiyet eder. Birkaç gün sonra Ebu Zerr ölür. Bu esnada oradan geçmekte olan Müslüman bir kafile yardım etmek; cenazeyi kefenleyip defnetmek ister, karısı makam sahibi olmadıklarını öğrenince razı olur. Yalnız yaşamış, yalnız ölmüştür Ebu Zerr.

Ebu Zerr’in itirazları yerindedir. Zekat, yardımlaşma ve fakiri kollama adına proleteryanın sözcüsü gibi kabul edilir.

Bir devrimciden ziyade bir direnişci olarak kabul etmek daha doğru olacaktır. İnandığı değerin aksi olanına ve ondan geleceklere direnmiştir. İslam’ın özündeki bir doğrunun “pratiğe” dökülmesine mushaf’ta kalmamasına çabalamıştır. Bu yüzden şia anlayışı Ebu Zerr’i benimser. Savaşçı ve mücadeleci yapısının cezbediciliğiyle sadece bu direnişe imrenmek yetersiz ve basit kalacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube