OKUYOR GÖRÜNMEK
Bazı kitaplar çok satanlar listesinin başında yer alıyorlar. Satın alanların tamamının okuduÄŸunu zannetmiyorum. Alanların bir kısmının vitrinini süslediÄŸini, masasının üzerinde bir obje olarak durduÄŸunu veya koltuk altında dolaÅŸtırıldığını düşünüyorum. Karşıdakine “Ben de bu kitabı okuyorum!” demek veya “Siz de bu kitabı okuyorsunuz!” dedirtmek için bulunduruyorlar. O grubun içinde olma duygusunu yaÅŸamak veya karşıdakine hissettirmek isteÄŸidir. Yani kısacası kitap okuyor görüntüsü vermektir amacı.
KİTAP VE FİLM
Bir kitabı okumak başka, o kitabın sinemaya uyarlanmış filmini seyretmek başkadır. Aynı duyguları hissetmez, aynı zevki alamazsınız. Zira kitabı okuyan her kişi farklı duygular yaşar, farklı hayaller kurar. Kafasında değişik betimlemeler yapar. Ama filmi seyreden herkes aynı görseli gördüğü için hayal dünyası yok olur ve bir şablonla karşımıza çıkar. Herkesin hayal dünyasında oluşturduğu birbirinden farklı tiplemeler filmle bir tek tipte birleşir. Onun için kitap okumak daha faydalıdır.
12 EYLÜL 1980 DARBESİ VE KİTAP
12 Eylül 1980 darbesi olduÄŸunda bazı kitaplar yasaklanmıştı. İlginçtir Alparslan TürkeÅŸ’in yazdığı “9 Işık” kitabının bir adetten fazla bulundurulması da yasaklanmıştı. 9 Işık kitabının deÄŸiÅŸik baskıları da kitaplığımda vardı. Bazı kiÅŸilerin evleri aranıyordu. Bizim ev de arandı. Ben bunu tahmin ettiÄŸim için kitaplığımda bulunan 9 Işık kitabının birden fazlasını ve sol yayınları ayırıp, koli halinde bahçe duvarının üzerine çalıların arasına saklamıştım. Aradan zaman geçti yaÄŸmur yaÄŸdı ve kitaplar aklıma geldi. Koliyi açtığımda kitaplar yaÄŸmurdan etkilenmiÅŸ, ÅŸiÅŸmiÅŸ ve çürümüş vaziyette idi. Yazık oldu o kitaplara.
SORUMLULUK, YAZAR, OKUR
Geçmişten aldığımız emaneti büyüterek gelecek kuşaklara aktarmak, teslim etmek biz yazarların sorumluluğudur.
Bu yolda bulduklarımızı saklamak yerine, işleyerek topluma yansıtmalıyız.
Her şey ikliminde büyür, yetişir. Kültür, sanat, edebiyat da iklimini bulursa, uygun ortamda ortaya çıkar, kendini gösterir ve gelişir.
Bir kitabı düşünerek, anlayarak, sorgulayarak okuduğumuzda aynı zamanda yazarıyla da diyaloğa geçmiş oluyoruz.
Okuduğumuz, bize bir katkı sunuyorsa, etki yapıyorsa, gelişim ve değişim gerçekleştiriyorsa değerlidir.
Yazılanlar, yazanın kendisini de anlatır biraz.
Türkçe bilen herkes düz bir yazıyı okuduğunda anlar. Ama bir şiiri okuyup anlamak için Türkçe bilmek yetmez ayrıca edebiyat bilgisine de ihtiyaç vardır.
OLGUNLAÅžMAYANLAR
Sahnede birkaç ÅŸiir okuyan kendisini Ahmet Selçuk İlkan zannediyor. Bir ÅŸiir kitabı yayınlanan ÅŸair eÄŸer solda ise kendisini Nazım Hikmet Ran, saÄŸda ise Necip Fazıl Kısakürek yerine koyuyor, o havalarda dolaşıyor. Bu tipler olgunlaÅŸmamış, piÅŸmemiÅŸ, ham denebilecek kiÅŸilerdir. Ukalalık alabildiÄŸine tavan yapmış, ayakları yere basmıyor. Bir edip demiÅŸ ki: “Ben kitaplarımı deÄŸil kitaplar beni olgunlaÅŸtırdı.”
KİTAP FUARLARI
Kitap fuarlarında yazar ve şairler standında kitabını imzalayarak, tanıtımını yaparak okuyucu ile sohbet etme imkânı bulurlar. Düzenlenen kitap fuarları okuyucuyu kitap ve yazarla buluşturarak önemli bir etkinliğe imza atmış olurlar.
Kitap fuarları insanlarda okumaya, kitaba karşı bir ilginin, merakın oluşmasına katkı verir. Özellikle öğrenciler yazarlarla bol bol fotoğraf çektirirler. Kitap kokulu havayı teneffüs ederler. Kitaba, yazara ve okumaya karşı bir aşinalık oluşur.
Kitap fuarında insanlar kitaplarla, yazarlarla buluşurlar. Okuyucu-kitap-yazar buluşması gerçekleşir. Binlerce insan fuarı ziyaret eder. Farklı bir ortama tanıklık ederek duygu yoğunluğu yaşarlar.
ORTAK KİTAP
Zaman zaman birçok yazarın katkısının olduÄŸu ortak kitaplar da yayımlanıyor. GeçtiÄŸimiz senelerde 37 yazarın yazılarından oluÅŸan “Yürekler Dile Geldi” adlı ortak kitapla Türk edebiyatı bir kitap daha kazandı. Sadece bir kitap kazanmadı, yeni yeni yazar ve yazar adayları da kazanmış oldu.
Bu ortak kitapla çok sayıda insanın heyecanını, sevincini, gülen yüzleri, çarpan yürekleri gördük. Ortak bir başarıya imza atmanın mutluluğunu yaşadık.
Bir yazar varsa, bir de eser vardır. Yazarın ve kitabın olduğu yerde muhakkak okuyucu da olmalıdır. Aksi halde yazarın da kitabın da bir anlamı olmaz. Bir kitap ve 37 yazara karşılık en az üçbin de okuyucu oldu. Olması gereken kaliteli bir şekilde yazarın da, kitabın da, okuyucunun da geometrik olarak artmasıdır.
DAKTİLO MU BİLGİSAYAR MI?
Hürriyet gazetesinin 21 Eylül 2019 tarihli Cumartesi ekinde Güliz Arslan’ın yazar Selim İleri ile yaptığı söyleÅŸide şöyle bir konuÅŸma geçiyor:
“- Türkan Åžoray bir bilgisayar almış size. Bıraktınız mı daktiloyu?
– Hem de 2017’deyken 2018’in modelini almıştı. Çok uÄŸraÅŸtım ama altından kalkamadım. Cümle kuramıyorum bilgisayarda. “Ekranı gördüğün için öyle oluyor” dediler. Ekranı kararttık, yine olmadı. İyi kötü öğrendim, ÅŸimdi otursam, bir ÅŸeyler yaparım ama yazı yazamadım. Genç arkadaÅŸlarım onda yazsam iÅŸimin kolaylaÅŸacağını söylüyor ama bana kalırsa onların iÅŸi daha zor. Hemen düzelttiÄŸiniz vakit yazdığınız ÅŸeyin üzerine düşünme fırsatınız kalmıyor. Bir ÅŸeyi tekrar tekrar yazarken her seferinde yeni bir ÅŸey gelir aklınıza. Ben hiç sıkılmadan yeni baÅŸtan yazarım. O ÅŸekilde üretebiliyorum.”
