Yazarlar nasıl okuyor? (3)

M. Erol Kılıç

Seher vaktinde aç karnına…

Kitaplara deÄŸer verdiÄŸim için nedense pek altını çizme alışkanlığım yok. Genelde, gazetede, dergi gibi saklamayı düşünmediÄŸim yazıların altını çizer veya makasla keserim. Yollarda daha çok gazete dergi gibi türleri okuyorum, ilgi alanlarım genelde ağır felsefi konular olduÄŸu için dikkatimi yolda çok yoÄŸunlaÅŸtıramıyorum. Kolay okunan eserleri yolda okuyorum. Mesela, elime İbni Arabi’nin bir eserini alarak otobüse binmedim hiç. Dikkatimi dağıtmayacak pozisyonda, rahat bir koltukta okumaya çalışıyorum. Sadece kutsal kitaplar veya dua kitapları için okuma adına özel zamanlarım ve hallerim var. Ama normal bir eseri okumak için özel zamanlarım yoktur. Ancak tasavvufi derinlikte olan eserlerin, seher vaktinde ve aç karnına okunması tecrübe edilmiÅŸtir, bu sayede farklı lezzetler alınıyor. Kitap objesine içindeki bilgiler doÄŸrultusunda deÄŸer veriyorum. Kitabı tamamen arkaya doÄŸru katlamam. Kitabın içeriÄŸine göre, aynı anda teorik-fikrî bir eseri okurken, rahatlatmak bâbında roman veya ÅŸiir okuyorum. Zaman zaman kendi kitaplarımı okurum, üzerinden bir vakit geçtikten sonra bir baÅŸkasının gözüyle okumakta fayda oluyor. Bazen yazdıklarımızdan istifade ediyoruz. Hızlı okuma gibi faaliyetler sadece herhangi konuyu hızlı arama için geçerli olabilir. Yoksa bir kitabı anlamak ve hazzetmek için okuyorsam hızlı okumuyorum.

*

Özcan Karabulut

Kurşunkalem ve masa lambası

İşim gereği sık sık yolculuk yaptığımdan her yerde, her durumda (evimdeysem çalışma masamda, yollardaysam koltukta, otel odasındaysam yatağımda) kitap okuyorum. Bulunduğum ortama ve mekâna göre kitabı okuduğum açılar değişir: Kitabı 90 derecelik bir açıyla okuyabildiğim gibi, 180 derecelik bir açıyla da okuyabilirim. Kitap okurken ihtiyacını duyduğum iki şey var: Kurşunkalem ve masa lambası. Ne yazık ki, her ikisi aynı anda olmuyor her zaman. Her cümlenin değil ama beğendiğim cümlelerin altını çizerim. Bazen okuduklarımla ilgili notlar aldığım olur. Türlere göre özel bir okuma zamanım yok. Öykünün bende ayrı bir yeri var, doğal olarak. Günün herhangi bir bölümünde öykü okuyabilirim. Son beş altı yıldır düzenli olarak roman okuyorum. Şiir için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Gazetesiz bir dünyayı düşünemem bile. Her sabah gazete okurum. Çalışma günlerinde nerdeyse tüm gazeteleri, hafta sonlarında ise üç dört gazete okurum. Uzun zamandır birçok kitabı bir arada okuduğumu söylemeliyim. Bir kitaptan ötekine geçtiğimde, bir alandan başka bir alana geçmiş olurum. Bu beni dinlendirir, yeni kitaplar okumak için harekete geçirir. Kitabı koklamaktan çok, kitaba dokunmaktan hoşlanırım. Yeni bir kitabım yayımlanmışsa kısa okumalar yapar, kitabın sayfaları arasında dolaşırım, o kadar. Sonra araya edebiyat dergileri, başka türden kitaplar, başka okumalar girer.

*

Refik Algan

Sabahları felsefe geceleri şiir!

Bence kitaplar 1) Okumak zorunda olduklarım 2) Okumaktan zevk alacağımı düşündüklerim ve 3) Tekrar ve tekrar okunması gerekenler diye üçe ayrılır. Genellikle önemli notları ve alıntıları, kitabın içine deÄŸil, okuduÄŸum kitaplar için ayırdığım baÅŸka bir deftere yazmayı yeÄŸlerim. Akıl insana der ki, Felsefeyi sabah, hikâye ve romanı daha sonra ve ÅŸiiri de geceleri oku!.. Ne var ki bir kitap insanı bir kez yakaladı mı, onu gece gündüz demeden bir çırpıda okuyup bitiriverir insan. Kitap okuma mekânım ise yataktan mutfaÄŸa, oturma odasından çalışma odama kadar deÄŸiÅŸebilir. Burada hemen ÅŸunu da söylemek gerekir ki bir evin içinde giderek çoÄŸalan kitap hacmi, evin maddesel yaÅŸama alanını daraltsa bile, o evin içinde yaÅŸayanların ufuklarını aynı oranda da geniÅŸletmez mi? Bir evin zenginliÄŸi ne o evin mobilyaları ne de konumu vs. ile ilgilidir… Bir evin zenginliÄŸi, o evin içindeki kitaplar ve okumaya, çalışmaya ayrılan mekân ile ölçülür.

*

Fuat Sezgin

“Kitap Nasıl Okunur?” dersi!

Mehmet Çelebi, ekol olmuş rahmetli Fuat Sezgin Hocayla ilgili nefis bir hatırasında kitap nasıl okunur sorusunun cevabını şöyle anlatıyor:

“Bir gün enstitüye geç vakitte gelmiÅŸtim. 16.oo sularıydı. Kış günüydü. Koca enstitüde hocam ve iki araÅŸtırmacı vardı. Işıklar loÅŸ bir ÅŸekilde yanıyordu. Karanlık bir odada hocam bir kitaba dalmıştı. Nazikçe kapıyı tıkladım. Hocam bir tepki vermedi. Sessizce kendisine seslendim; yine tepki alamadım. Bir adım attım masasına doÄŸru ve tekrar seslendim. Hocam kitabı iki avucu arasına almış, sanki harfleri teker teker seçercesine gözleriyle satırlar arasında hızlıca akıp duruyordu. Haddimi aÅŸarak biraz daha sesli bir ÅŸekilde seslendim. Tepki yoktu. Bu sefer korkmaya baÅŸladım. En son yanına yaklaÅŸtım ve elimle omzuna dokundum hafifçe. Bir an ürktü ve ‘Mehmet!’ diye seslendi. Çok mahcup olmuÅŸtum. ‘Ne zamandan beri buradasın’ dedi sessizce. ‘Hocam 2-3 dakikadır, kusura bakmayın bir an endiÅŸelendim’ dedim. ‘Sen hiç kitap okudun mu?’ diye sordu. ‘Okudum hocam’ dedim, ‘Sen kitap okumadın hayatında Mehmet. Kitap okumak ibadet gibidir. Allah’ın rızasını kazanmak, ilim yapmak için okuduÄŸun zaman okumuÅŸ olursun bir kitabı. Tıpkı namaza durduÄŸun gibi kendini etrafında olan bitenlerden arındırır, kitabın ruhuna verirsin. Ve tıpkı namaz kılan insana seslenmediÄŸin gibi kitap okuyan insana da seslenmezsin. Bir kenara geçer onun ibadeti bitene kadar beklersin’ dedi. Utancımdan ne yapacağımı ÅŸaşırdım. Hafif tebessüm etti, ayaÄŸa kalktı ve ensemi ÅŸefkatle kavradı. ‘Nasihat ediyorum. Üzülmüyorsun deÄŸil mi? Size kitap okumayı unutturdular. İnÅŸallah sizin nesliniz yine kitap okuyan nesil olacak Mehmet. Milletin ve İslam âleminin âkıbeti buna baÄŸlı’ dedi.”

*

Prof. Dr. Ümit Meriç

Benim için okumak düşünce ve ifademi sonsuz boyutlara kadar genişletmektir. Kitap okumak için herhangi bir vakit belirlemem, vapurda, arabada nerede olursam olayım mutlaka kitabımı açar okurum. Okuduğum eserlerin mutlaka altını çizerim, makaleler de dahil. Ayrıca kitabın arka sayfasına yazarla ilgili görüşlerimi yazarım. Daha sonra bu kitabı tekrar elime aldığımda kolaylık oluyor. Okuduklarımı mutlaka arkadaşlarıma anlatır, mütalaasını yaparım. Birkaç kitabı bir arada okurum. Okumayı sevmeyen bir kişi öncelikle ilgi alanına giren kitapları okumalı. Örneğin yemek yapmayı seven birisi yemek kitapları okuyabilir.

*

Ali Bulaç

İslam’ın ilk emri ‘oku’dur. Ben de bu ayeti kendime düstur edindim. Genellikle okumalarımı evde, daha sessiz olduÄŸu için geceleri sabah namazına kadar yaparım. Kitapları seçerek okurum, rastgele seçilmiÅŸ herhangi bir kitabı okumam. Ayrıca farklı konulardaki birkaç kitabı bir arada okurum. Özellikle DoÄŸu ve Batı kültürü kitapları okumayı tercih ediyorum. Bir kitap disiplin içerisinde okunmalı, abur cubur yer gibi okunmamalı. Kitapların genellikle altını çizerim, dergi ve gazetelerdeki önemli yazıları da kesip konularına göre arÅŸivliyorum. 20 yaşımdan beri tuttuÄŸum bir arÅŸivim var, herhangi bir konu için arÅŸivime müracaat ederim. Günde 50 sayfa kitap okumadan asla yatmam. Çok okumak deÄŸil, nitelikli kitap okumak önemlidir.

(BİTTİ)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir