Okaliptüs ağacının kokusuna, rüzgarın kuzeyden getirdiği kar kokuları da eklenince ,,sözcükler pitoreks şölenle şiirsel dilin tohumlarını serpiştiriyor an’a. İşte tam da bu yüzden şiirin,edebiyatın görünmeyen ruhunu seviyorum, diye söylenirken yakaladım kendimi. Görüntüler yaşamın diline dönüşürken ,sözcüklerle yeni keşiflerin yolculuğu sürüyor. Açık pencereden içime açılan dışarıya başımı uzatıp doruklardaki karı izliyorum .Böylesi an’lar da yaşamın dilini hissetmek, yeni anlatım biçimleri denemek ,ne kadar sürdüğünü bilmediğim suskunluğumun derinliğini yazının diline çevirmek, sezgilerimle kavradığım boşluğu tariflemek ,başka insanların hayatın sızmak ,hayal gücünün sınırsızlığına inanmak …
Hayatın ,doğanın ,zamanın ,düşüncenin anlamını asla tam anlamıyla kavramayacağımızı bildiğimiz halde yine de büsbütün kaybolmamak için sezgilerimizi, bildiklerimizi kelimelere dökme çabasından asla vazgeçmedik .Kışkırtıcı yaşamın dili , yapma ve oluşturma anlamına gelen şiirsellikten doğurur kendini. Kaybedilen, kaybolan yaşamın anlamını yeniden kurmak için sürekli yeni sözcüklerin ayak izlerinin peşine düşerim . Yürek sokaklarımın o hüzünlü ağzına sığmaz çoğu kez seslerin ve sözcüklerin çokluğu. Hayal gücümü yazıya dönüştürmek, böylece hayatımı da şiirsel bir dile kavuşturacağımı düşünürüm . Hayatımın sadece an’ları hatırlamak, onun gölgesinden oluşma olmadığını , hayatı yeniden kurgulayıp masalsı dile dönüşebileceğine inanıyorum .
Hayatı kurgulama, oluşturma gücümüz, zamanla hayat tarzımız ve şiirimiz oluveriyor. Bu nedenle okumak, yazmak, düş kurmak insan ruhunu besleyen yaşam sularıdır. Yazma eylemi kadar coğrafyaların da ruhları, kokuları, bakışı, duruşları, kişiyi içine alıp tarihi dokusuyla sarıp damıttığı, değiştirdiğini bir dile kavuşturduğu yönleri vardır. Birey tümüyle yaşadığı kentlerin hayal gücünün sınırlarını zorlayarak, olanı kavrama ve anlama düzeyiyle , yeniden oluşmasına, biçim kazanmasına öncülük edebilir .
Bunları içimden geçirirken bardağımın dibinde kalan çayı yudumluyum .Pencereden Amanos Dağları’nın doruklarına yağan ilk karın ışıltılı beyazlığının o davetkar dilinin çağrısına gidiyorum. Doğa kendine yeni biçim ve dil oluşturuyor. Rüzgâr gri ağır yağmur bulutlarını kuru otların, düşen solgun yaprakların yüzünden geçirerek ışık oyunları oynuyor. Garip bir iç irkilme hissediyorum. Hatırlayabildiklerimle sınırlı düşsel yolculuğumun boşluklarını dolduruyorum görüntülerin çağrıştırdıklarıyla. Görüntüler ,sihir gibi içimdekilere dokunarak, başka zamanın değirmenine taşıyarak, öğüte öğüte bir bakış açısı yaratıyor. Birbirine benzemeyen hayatlar dil aracılığıyla kendini başkasına açarak, sözcüklerden duygu dünyası yaratabiliyor. Dil ve ruh uçurumlarında hayatı kendi algı ve kabullenme biçimleriyle okumayı, anlamayı ,yorumlamayı sergileniyor zamanla.
Rüzgâr toplayıp getiriyor denizin kokusunu. Dağılmış ve acımış yüreğimi topluyorum bir annenin avuçlarından. Yüzünü buruşturarak içimde dolaşan acının gelip geçmesini bekliyorum. Konuşmaktan çok yazarken soluk aldığımı hissediyorum .Yalnızlığımın bitmeyeceğini ,soğuk gecelerim de…
Sözcükler yüzüme dokunuyor tarifsiz bir özlemin içini onarırcasına .Elimi sıkıca tutuyor dudaklarına götürüyor. İçim kaynıyor ve yanaklarına dokunuyorum. Yaşadıklarımın işaretlerle ,seslerle ,kokularla ,renklerle dolu dünyasıyla ,sözcüklerin dilini bir araya getiren, buluşturan en güçlü köprünün yazı olduğuna inanıyorum.
Bir bulut geliyor bir kaç damla yağmur bırakıyor kalbimin kanatlarına. Ve ben bu geniş an’ın içinde dolaşırken; yazıların zihnimi ,düşüncelerimi değiştirme ihtimalini sihirli kılan sırlarını keşfetmeyi seviyorum ,
