“Psikolojik ve fiziksel hastalık belirtileri travmanın sonucudur. Anneler travmanın bir nesilden diğerine aktarıldığı merkezi temas noktasıdır.” Prof. Dr. Franz Ruppert
-Ülkemizde zihinsel, ruhsal ve fiziksel rahatsızlıkların bunca yaygın olmasının kök sebebi yetiştirilme biçimimizdir.
-Döllendiği andan itibaren beş-altı yaşına kadarki yıllar boyunca çocuğa ne verirseniz onu alırsınız.
-İyi mi kötü mü? Çocuğunuzun nasıl bir yetişkin olacağını tamamıyla siz belirliyorsunuz. Yaptığınız bir bakıma anne-baba mühendisliğidir.
-Her çocuk kötülük ve iyilik potansiyeli ile dünyaya gelir. Biz yetişkinler hangisine konuşursak çocuğun o boyutu gelişir ve kişiliğinin temelini oluşturur. Liste uzayıp gider…
Kaç anne-baba bunların FARKINDA ve bu bilinçle davranıyor.
güneşSENsin olarak, sağlıklı nesillerin yetişmesine nasıl katkı sunabiliriz? Diye sorduk ve Danışmanlık merkezimiz bünyesinde özgün bir çalışma olarak, ANA RAHMİNDEN YETİŞKİNLİĞE YOLCULUK adlı bir seminer modeli tasarladık. Hem bireysel hem de grup katılımını mümkün kılan bu çalışmayı çok sayıda insana verdik, vermeye devam ediyoruz.
Biz çocukluk diyorduk, okumalarımız ve aldığımız eğitimler bizleri ana rahmine hatta en az beş nesil öncesine kadar götürdü. Yazımızın sınırları el vermez. Bu yüzden nesilden nesile aktarımı ele alan aile dizimi konusuna girmeyeceğiz.
Yazımızın bu ilk bölümünde rahimde yaşam ve sağlıklı doğum ile sınırlı kalalım.
Rahimde yaşam deyip geçmeyin. Fetüsün yazılımı birebir annenin ruh hali, stres düzeyi, beslenme alışkanlığı, kendiyle, hayatla, ailesiyle, varsa diğer çocuklarıyla ilişkisi vb. çevresel faktörlerden aldığı sinyallerle gerçekleşiyor. Ana rahminde geçirdiğimiz sürede kişiliğimizin temellerinin neredeyse yüzde 75’i şekilleniyor. Ki bilinçaltı dediğimiz alan zihnimizin yüzde doksanıdır ve burada biriktirdiklerimiz bizim yaşam senaryomuzdur. Bu anlamda anne adayının hamilelik süreci çok rahat geçmeli. Zira annenin holistik sağlığı bebeğin sağlıklı olup olmayacağını belirler. Günümüzde ağırlıklı olarak tercih edilen doğum şekliyle ilgili şunu net söylemeliyiz. Sezaryenle doğum, bebek doğum kanalına giremediği için hem bağışıklığının gelişimini olumsuz etkiliyor hem de doğum gerçekleşir gerçekleşmez bebeğin anneyle temasını engellediğinden sakıncalı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Başka faktörler de eklendiğinde bu yöntemin bebeği travmatize ettiğini söyleyebiliriz.
Bu noktada, Prof. Dr. Deniz Sayıner’in, bu konudaki görüşlerini önemsediğimden sizinle de paylaşmak istiyorum. Sayıner, ülkemizde her geçen gün artan ve modern yaşamın modası haline gelen sezaryenle doğumu incelerken, normal doğumla dünyaya gelen bebeklerin daha çok anne sütü alabildiğini ve daha dirençli olduğunu dile getirmekte.
Dünya Sağlık Örgütü, sezaryen oranının yüzde 15, maksimum yüzde 25’e kadar kabul edilebilir olduğunu söylüyor. Oysa sezaryenle doğumda ülkemiz yüzde 53 oranıyla dünya birincisi durumundadır.
Bu açıdan son yıllarda hem annenin hem de doktorunun ilk seçenek olarak başvurduğu bu yöntem, son seçenek olarak değerlendirilmelidir. Normal yollarla doğurma yeteneklerini kaybetmekte olan yeni nesil annelerin tekrar en sağlıklı yönteme geri dönmesinin desteklenmesi gerekiyor.
(Not: Gelecek hafta yazının ikinci bölümünde doğum sonrası süreci ele almaya devam edeceğiz.)
SİZİ SEVİYORUM
