Bayram deyince akla kalabalık aile sofraları, şekerlemeler, harçlıklar ve gezmeler gelir “di.”
Şimdi ise kocaman bir boşluk…
O boşluğun içinde boş vermişlik, kıskançlık, üzüntü, mutsuzluk… sayamayacağım bir o kadar da duygu.
Evet, bu duygular ile iki yıl önce hayatımıza giren ‘Covid-19’ salgını nedeniyle tanıştık. Daha doğrusu covid-19 salgını içimizde var olan duyguları açığa çıkarmamıza aracı ve yardımcı oldu.
O dönemlerde bayramlaşmalar telefonlar üzerinden yapmaya başladık.
Yalnızlaştık…
Ailemizden ve kültürümüzden uzak kaldık. Bu nedene de insanlar kalabalık aile sofralarını unuttu. Kendi öz kültürüne yabancılaştı.
Bir hastalık başka bir hastalık doğurdu. Bu hastalığın adı yalnızlık, bencilik, duygusuzluk oldu. Hastalık diğer bütün hastalıklardan daha etkili oldu.
Bunun panzehri de ne yazık ki yok.
Oysa yaşanan onca sıkıntıda kültürümüzün, değerlerimizin ve en önemlisi ailemizin değerini bilmemiz gerekirken, tam tersi yaptık. İnsanlar iyice aile bağlarından, kültüründen uzaklaştı.
Belki birer bahaneydi bunlar, belki de birer sorun, sonuç olarak uzaklaştık ve o güzel bayram telaşlarımızı unuttuk. Yaşanan şeyleri bahane edip geri çekildik. Buda yetmez gibi bunu çocuklarımıza da aşıladık. Onlar bizlilerin yaşadığı o güzel duyguları bilmez oldu.
Manevi değerlerimizi göz ardı ettik.
Neden böyle olduk?..
Neden bu boş vermişlik, neden bu umursamazlık?..
Bende hiçbirinin yanıtı yok ama büyük üzüntüleri var.
Bildiğim tek bir şey var o da bu duyguları bir daha böyle derin ve güzel yaşayamayacak olmamız.
