Konuşmak insanlık için çok önemli bir araçtır. İletişim kurmak, konuşmak ve hatta dinlemek, ruhsal ve bedensel olarak insanın temel ihtiyacıdır. Fakat İletişim kurmak sadece konuşarak olmaz, yeri geldiğinde dinlemekte önemlidir. Bunun yanı sıra anlayarak iletişimi tamamlarız. Bizler konuşuyoruz fakat işler dinlemeye gelince sınıfta kalıyoruz. Dinlesek bile anlamıyoruz.
Peki neden?
Nedeni çok basit.
Kıskançlık … Bencillik …Egolarımız…
Kimsenin düşüncesine saygı duymuyoruz, bu yetmez gibi çocuklarımıza da bu benciliği aşılıyoruz. ‘Bak komşunun oğlu-kızı bunu yaptı, sen yapamadın’ diyerek onlara kıskançlığı, benciliği öğretiyoruz. Bu zamanında bize de yapılmış olgular. O yüzden gördüğümüz şeyi çocuğumuza aynı şekilde yapmak bizi rahatlatıyor ama oda bizden görüp kendi çocuğuna aynı şekilde yapıyor. Bu iletişim kopukluğu bu şekilde zincirleme şekilde ilerleyip duruyor.
İyi yapmıyoruz. Bu tehlikenin farkında bile değiliz. Yozlaşan bir nesil yetiştiriyoruz.
Ne acı!
En basitinden bir aile içine baktığınızda artık çocuklar aileyi, aileler çocukları dinlemiyor. Film zaten burada kopuyor. Kimse hata yaptığını kabullenmiyor. Hep ‘Ben doğruyum’ çığlıkları atılıyor. Ne yazık ki!
Peki ne yapmalı?
Yapılacak çok basit, birincisi dinlemeyi öğrenmeliyiz, ikincisi saygı duymayı. İnsan ilişkilerinde parolamız ‘saygı’ olmalı. Toplumda bir yerimizin olması için saygılı ve iyi bir dinleyici olmalıyız. Oturduğumuz yerden ahkam kesmemeliyiz, emir vermemeliyiz, suçlamamalıyız, yargılamamalıyız…
İnsanlar bir defa dinlese zaten gerisi çorap söküğü gibi gelir. Gelmesine ama biz sanırım işimize geldiği gibi davranmayı seviyoruz.
Konuşurken yabancılaşıyor, dinlerken anlamıyoruz.
Sadece ‘BEN’ çığlıkları atıyoruz.
