Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geldiğini söylediğimde bazı insanlar ağır tehdit ve hakaretler etmişti. Oysa aklı başında her insanın, görmek isteyen herkesin yaşadığımız süreçlerle ve gelinen durumla ilgili bilgisi var. Örneğin gelen şehitler için gözyaşı döken insanları anlamayan bazı gençlerin, özellikle kendi ana ve babalarına karşı nasıl saygısız olduklarını biliyorum. Hayatı anlamıyorlar. Acı çeken, yoksulluk içinde ezilen dünyadaki diğer çocuklar için ağlayanlara anlam vermeyen bazı gençlerin nasıl bir bataklık içinde olduklarını gördükçe içim acıyor. Onları da kurtarmak istiyorum. Başkalarının ölen çocukları için ağlamanın idrakinden uzak olanlardan başlamak üzere, madde bağımlısı olmuş, hiçbir değer üretmeyen gençlerin kurtuluş yolları vardır ve gösterilmelidir. Mesela yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan, o gençleri neden hiç ilgilendirmiyor? Bencilleşen ve yozlaşan gençler çocukluktan beri onları yetiştiren anne ve babalarından beklentilerine ve anne – babaların bu yöndeki tasarruflarına bakmak gerekir. Anne – baba- çocuk arasındaki iletişimler ne yazık ki sömürüye yönelik şekillenmiş durumda. Ne çocukların, ne bu yöndeki anne ve babaların dünyadan haberleri yok. Beyin var ama kullanmıyorlar. Onları yaşamın acı gerçeklerinden uzaklaştırıp pembe hayallere, şiddette, fuhşa sevk eden televizyon izliyorlar. Televizyonda izledikleri dizileri yaşam yörüngelerinin merkezine koyup yaşamsal kararlarını ona göre veriyorlar.
Çocuklar ve gençler tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar. Ve yürekleri hiç acımıyor. Hayatlarının odağındaki tek gerçek eğlenmek ve en kutsal kavramları bile kimi zaman kirli amaçlarına alet etmek kalıyor. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine birer işkence olarak görüyorlar. Anne ve babalarına saygısız ve fütursuzca davranıyorlar.
Kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar. Başta anne ve babalarını kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar. Durumu uygun mu değil mi sorusunu sormadan anne-baba her gün para verecek. Onlar da gidip harcayacak. Bu tür gençlerin insanlara verdikleri değer onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı olunca işler kızışıyor. Evde çatışmalar başlıyor.
Hayatlarında, eğlenmeden başka hiçbir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş “akıllı” telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor. Bilerek ve isteyerek yaptıkları her türden ahlaksızlık vb. davranışlar bir gün sonra unutulsun istiyorlar. Evlattır kıyamam diyen anne ve babaların duygusal durumları gençlerin düzelmesini engelliyor. Azgınlık arttıkça işler çıkılmaz yollara giriyor. Onlara yaşamı öğreten, onlar için yüreklerini koyan öğretmenlerini de atalarını da hiçe sayıyorlar. Son derece vefasızlar. Şuursuzlar ve örneğin üzerindeki yaşadıkları vatanlarının nasıl kurulduğunu da bilmiyorlar. Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan da yoksunlar… Vatan onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz…
Başta ülkemiz ve gericilikle boğuşan diğer ülkeleri acaba nasıl bir son bekliyor? Merak etmiyorlar. Açıkçası ben bu durumdaki çocuklarımızın ve gençlerimizin tablosunu izlediğimde ülkemin geleceğini yansıttığını söylemek isterim. Çocuklarımız, gençlerimiz ve ülkemizin geleceği açısından ben endişeliyim.
15-20 yıl sonra bu nesil nasıl anne baba olacak? Kendine hayrı olmayan bu nesil, nasıl çocuk yetiştirecek? Bu çocuklar evlerini nasıl idare edebilecek? Ülkeyi nasıl yönetecek? Vatanını nasıl savunup, nasıl can verecek? Bütün bunların sebepleri temele inilerek bulunabilir ve çözülebilir inancındayım.
Onları altın kafeslerde yetiştiriyoruz… Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi hayattan bir haber çocuklar büyütüyoruz. Öyle ki açlık nedir bilmiyorlar. Yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında… Acıkmalarına bile fırsat vermiyoruz. Öyle ki evde pişen yemekleri beğenmeyip, ne olduğu belirsiz hazır yemekler istiyorlar. Paketlenmiş, her türden zararlı katkılar içeren gıdalar tüketiyorlar. Evde ailecek yemek yemeyi bile işkence olarak görüp burun kıvırıyorlar. Bitmedi!..
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Onlar su yerine kolalı zararlı içecekleri tercih ediyorlar. Belli ki hiç susuz kalmamışlar. 3 adımlık yolda bile susarlar diye bazı anne – babaları yanlarında içecek taşıyor. Çocuk daha susadım demeden, ağzına içeceği dayıyor. Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda bazı anne – babalar çocuklarını evden çıkarmazlar. Bunun yanında mesela okula giderken beş kat sarmalayıp gönderirler. Çocuklar hiç üşümesinler, yağmurda hiç ıslanmasınlar diye bazı anne babalar çocuklarını evden araca kadar olan kısa mesafede bile şemsiyesini başına tutuyorlar… Saçına bir tek yağmur damlası düşürmeyen çocuklar ıslanmanın ne demek olduğunu nasıl öğrenecek?
Yorgunluk nedir onu da bilmiyorlar. İki adımlık mesafelere bile arabayla ya da onlar için aldığımız diğer araçlarla gidiyorlar. Yürümüyorlar… Yorulmasınlar diye beden sağlıklarını düşünmeden davranıyoruz. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz. Onları hiç yormuyoruz. Onlar da hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar. Onlar daha bir şeyleri istemeden, onlara hissettirmeden her şeyi önlerine sunan anne ve babalar, çocuklarının zorluklar karşısında nasıl direnç göstereceklerini öğrenmelerini de engellemiş oluyorlar. Bu yüzden çocuklar varlığın kıymetini bilmiyor. Bazı çocuklar bir yanığın ya da bir bıçak kesiğinin acısını da bilmiyor. Elleri yanmasın, kesilmesin diye onlara ne bıçak tutturuyor, ne de ocak yaktırıyoruz. Çocuklar genelde yaşamı hissetmiyor.
Tabi ki açlığı bilmeyen çocuklar, açlara karşı son derece acımasız davranıyor. Merhamet duygusu körelen gençler aç olan insanlara acımıyor. Üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor. Çünkü üşümeyi bilmiyorlar. Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor. Ekmeğin fiyatını bilen kaç çocuk tanıyorsunuz? Ülkemizde yaşanan bunca trajediyi haber kalabalığı olarak görüyor ve ne yazık ki gülüp geçiyorlar. Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyorlar… Gurbette çalışan insanları çoğu zaman yaftalıyorlar. Savaşta kurşunlanan insanları umursamıyorlar ve hiç acımıyorlar.
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun… Anne ve babanın… Emeğin ve değerin… Doğru yol ve yöntemlerle müdahale edilmezse, gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize. Çocuklarımız her türden madde bağımlılığının tehlikesi altında hızla dejenere olmaya devam ediyorlar. Bu çocuklar ilerde birer suç makinesi haline gelirse kimse şaşırmasın.
Bu sorunu devletin yetkilileri derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi adımlar atılmalı, bu yönde uzun vadeli ve istikrarlı projeler geliştirilmelidir. Bu konuda uzmanlarınca çalıştaylar düzenlenmeli, öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmelidir. TV kanallarında şiddeti özendiren mafya-vari diziler derhal kaldırılmalı ve yasaklanmalıdır.
Tüm okulların insani duygular üzerine eğitimler verilmeli, müfredata bu yönde alternatifler eklenmelidir. Sanat ders saatleri arttırılmalı, kitap okuma saatleri müfredata dâhil edilmelidir. Sosyal etkinlikler arttırılmalı ve çevre bilinci aşılanmalıdır. Doğal hayatın korunması ve geliştirilmesi üzerine çocuklarımız eğitilmelidir. Okulların bu konuda rolleri arttırılmalıdır. Geç kalınmadan bu soruna derhal el atılarak çözülmelidir. Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek, iyi bilinmelidir.
